Anasayfa Anasayfa FURKAN’DIR ADIMIZ TEMİZDİR ALNIMIZ! | Sayı 91

FURKAN’DIR ADIMIZ TEMİZDİR ALNIMIZ! | Sayı 91

31 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Bir hareketin tertemiz olması ve tertemiz olarak yola devam edebilmesinin en büyük şartı bir adım bile taviz vermeden Kur’an ve Sünnet metoduna bağlı kalmasıdır. Furkan Vakfı da kurulduğu 1994 yılından itibaren başladığı yolculuğunu 24 yıldır bu doğrultuda sürdürmektedir. Nebevi Hareketin bu çağdaki temsilcileri olma gayretiyle Furkan Hareketine dönüşen Furkan Vakfı ilk günkü gibi tertemiz şekilde yoluna devam etmektedir.

 

Bir hareket ne kadar samimi ve gayretliyse, kaynak aldığı ilkelerine ne kadar bağlıysa, sırtını yalnız Allah’a dayamış, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamışsa Rabbimiz onu muhafaza etmiş ve istikameti bozacak davranışlardan uzak tutmuştur. Elbette ki onları imtihanlarla yoğurmuş, bela ve musibetlerle sınamış, böylelikle zorluklara alıştırmış, vereceği nimete hazırlamıştır. Ta ki nimetin kıymetini anlayıp, onu muhafaza için her şeylerini ortaya koyabilsinler. Bir hareket de ne zaman Allah’ı değil insanları, hâkim güçleri, makamları hatta kendi gücünü dikkate almışsa, yolun engebelerinde ve virajlarında prensiplerinden vazgeçmişse, bir süre samimiyetinden veya başka desteklerden dolayı yol alsa da büyüme ve gelişme gösterse de kalıcı olamaz, istikametten savrulmaktan kurtulamaz.

Bir hareketin geçmişini incelerken nasıl ortaya çıktığına, sonraki yıllarda nasıl geliştiğine, başında ve sonunda söylem farklılıklarına, müntesiplerinin hayata ve olaylara bakışına, fikirlerine ve yaşantılarına bakmak gerekir. Çünkü tecrübeler göstermiştir ki hiçbir samimi hareket birdenbire ortaya çıkmaz ve mantar gibi türeyemez. Bir yerde kök salması, filiz vermesi yıllar alır. İlk oluşum sancılarını çekmeyen, yıllarca faaliyet yapmayan, yaptığı hayırlı faaliyetlerle toplumun teveccühünü kazanamayan, dişiyle tırnağıyla çabalamayan bir hareket samimi ve sağlıklı bir hareket olamaz. Tüm bu yaklaşımlar çerçevesinde Furkan Hareketine baktığımızda neyi görüyoruz?

 

FURKAN HAREKETİNE BAKTIĞIMIZDA NEYİ GÖRÜYORUZ?

Yaklaşık 35 yıl önce Adana’da Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi ve samimi birkaç arkadaşıyla başlayan küçük sohbet halkası Allah’ın yardımıyla (ilk çalışmalardan yaklaşık 10-12 yıl sonra) 1994’te Furkan Vakfı olarak filiz vermiş, bu sohbet halkasındaki sancılı konuşmalar gönüllere sirayet etmiş, halkın teveccühünü kazanmış ve halkalar genişleyerek bugünlere kadar gelinmiştir. Bugünlere gelinirken elbette birçok badirelerden, davanın çileli yollarından geçilmiş, acı-tatlı nice hizmet anılarıyla dolu yıllar geride kalmıştır. İki cümleyle geçmişi bugüne bağlamak kolaydır ancak o zorlu yılları aslında canlı şahitlerine sormak lazımdır. Bilindiği kadarıyla bugünlere hiç de kolay gelinmemiştir. Bu hizmetlerde nice zorluklar, Hocamızın ve kardeşlerimizin akıttığı ter damlaları, çaresiz kalındığı gecelerde ümmet için dökülen gözyaşları, toplumun ve neslin kurtuluşu için uykusuz geçen geceleri…

Hepsi bu hareketin geçmişine şahitlik yapmaktadır. Samimi çalışmalar yapan herkes, her cemaat veya hareket benzeri aşamalardan geçmiştir. Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi hatıralarında1 çocukluk yıllarında İslami sohbetlere meylettiğini, lise yıllarında İslam Davasına yönelik kitaplar okuduğunu ve davet çalışmaları yaptığını söyler. 1980 yıllarında İslamcılar arasında yeni yeni yaygınlaşan mealcilik ve İrancılık (1979 İran Devriminin etkisiyle) rüzgârlarından etkilenmemiş, davasını sahih bir şekilde ortaya koymanın gayreti içerisinde olmaya çalışmıştır.

Başlangıçta bu kesimlerle ilmi tartışmalara girişse de bu kısır tartışmaların faydadan çok zarar getirdiğini görmüş, neslin ve ümmetin kurtuluşu için daha ciddi hizmetler ortaya koymanın gerektiğini düşünmeye başlamıştır. Yaşıtlarının istikbal planları yaptığı üniversite yıllarında o, ümmetin istikbalini düşünüyordu. Bu yüzden Mimarlık/Mühendislik Fakültesinden mezun olunca işyeri açıp yapı projeleri çizmedi, inşaatlar yapmadı ve buna meyletmedi. Çünkü o, ümmetin yeniden ayağa kalkıp yükselişe geçmesinin projesini düşünüyor, İslam Medeniyeti’nin yeniden inşası üzerine kafa yoruyordu. Bu amaçla hem Ortadoğu’yu tanımak hem de ilmi yönden gelişmek maksadıyla gittiği Mısır’da (Ezher’in Şeriat Fakültesi İslam Hukuku) ümmetin içinde bulunduğu hali daha bir yakından görme fırsatı buldu. Daha o dönemde yazdığı mektuplarında ümmetin çöküş sebeplerini düşünüyor, yeniden yükselişin ipuçlarını arıyordu.

1994 yılında Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı adı altında İslami eğitim ve hizmet çalışmalarına aralıksız bir şekilde devam etti. Tüm vaktini İslami hizmetlere ayıran ve bunun karşılığında hiçbir maddi karşılık beklemeyen Hocaefendi’nin bu fedakâr çalışmaları Allah Azze ve Celle’nin yardımıyla bereketlenerek her tarafta duyulmaya başladı ve gönüllülerinin sayısının artmasına vesile oldu. Önceleri yalnız Türkiye’de daha sonraki yıllarda yurt içi ve yurt dışında yapmış olduğu ilmi konferanslarla halkımıza Tevhid Davasını ve Allah yolunda mücadeleyi hatırlatıyor, neslin kurtuluşu için eğitim ve davet çalışmaları yapmak gerektiğini, kaybettiğimiz İslam Medeniyeti’ne yeniden dönmemiz gerektiğini anlatıyordu. Furkan Vakfı ve ona bağlı gönüllülerin yaptığı halka açık ilmi sohbetler, eğitim ve kültür faaliyetleri, halkı bilinçlendirici, gençleri İslam ahlakına bağlayıcı, toplumu hayırlı işlerde birleştirici olmuştur. Buraya kadar kısaca bilgi vermeye çalıştığım bu hareketin bazı özelliklerini söyleyerek konuya biraz daha açıklık kazandırmak istiyorum.

– Furkan Hareketi radikal değil Rabbânidir. Çünkü radikalizm ve fundamentalizm, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin ortaya attığı ve bunu bahane ederek Ortadoğu’ya saldırdığı, bununla Müslümanlara karşı nefret dalgası oluşturduğu bir kavramdır. Dolayısıyla Müslümanlara yakıştırılan ve İslamofobiyi çağrıştıran bize ait olmayan bu tabiri reddediyor, İslami bir kavram olan “Rabbâni” tabirini benimsiyoruz. Müslüman radikal değil Rabbâni olmalıdır.

Rabbinin rızasına uygun hareket etmeli, kriterlerini O’ndan almalı, sevgisinde ve nefretinde ölçülü olmalıdır. Bu anlamda bu hareket her neyi yaptıysa ve yapıyorsa, Rabbinin rızasına uygunluğu düşünerek, Kur’an ve Sünnet çerçevesinden hareketle yapmaya çalışmaktadır. Bu hareket, metodunda da ahlakında da Rabbânidir ve öyle kalmaya çalışmaktadır. Yaptığı tüm faaliyetler Allah’ın rızası doğrultusunda hayırlı faaliyetler olmuştur, İslami çizgilerin dışına çıkılmamıştır. Furkan Hareketi ifrat ve tefritten uzak vasat (dengeli) bir harekettir. Radikalizm adına aşırılık yapmadığı gibi, dinler arası diyalog yapmaya, kitap ehlini Müslüman görmeye varan ılımlılığa da karşıdır. Dinler arası diyaloğun yaygın olduğu, devlet destekli bir şekilde yapıldığı yıllarda Muhterem Hocamız, bunun İslam inancı açısından yanlışlığını o yıllarda yaptığı konferanslarda dile getirmiştir.

– Furkan Hareketi siyasi meselelere değinir ancak bir parti hareketi değildir. Parti metodunu Nebevi bir metot olarak görmez. Bu metodun Müslümanları dünyevileştireceğini, gerçek manada İslam Medeniyeti’ni getirmeyeceğini, makamları kapmaya çalışanları zaman içinde makamların kapacağını, bu yolla davet yapılırken mesajın net söylenemeyeceği endişesini taşır. Zaman bu endişeleri haklı çıkarmış, parti metodu Müslümanları alabildiğine dünyevileştirmiş, İslam Davası anlayışını bitirme noktasına getirmiştir. Ancak bununla birlikte siyasi meselelerde görüş bildirmek, İslam’ın o meseledeki görüşünü söylemek, Müslümanları ilgilendiren siyasi meselelere müdahil olmak tamamen Müslüman olmanın ve sorumluluk bilincinin gereğidir. Hocaefendi’nin Irak, Suriye, Mısır meselelerinde yaptığı siyasi analizler, ülkesini ve ümmetini seven sancılı bir âlimin samimane nasihatleridir.

Bu nasihatlerinde ne kadar haklı olduğu bugün gelinen nokta itibariyle daha iyi anlaşılmıştır. Burada şunu vurgulamak yerinde olur. Parti metodunu Nebevi görmemek, hatalı görmek başka bir şey, bu metotla hareket edenleri tekfir etmek, müşrik görmek başka bir şeydir. İki anlayış arasında dağlar kadar fark vardır. Furkan Hareketi parti metoduyla hareket edenleri hiçbir dönemde tekfir etmemiş, müşrik görmemiştir. Ancak parti metodunun hatalı olduğunu, nebevi olmadığını ve bu yolla Müslümanlara zaman kaybettirildiğini vurgulamıştır. Siyasi meselelere değinilmesi İslam’ın yapısı itibariyledir. Çünkü bu dinde, din ve devlet işleri ayrılmamıştır, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem Rasulullah’tır hem de devlet başkanıdır. Bu din topluma hükmetmeye, hükümleriyle o toplumu ma’mur etmeye gelmiştir. Bu nedenle Müslümanların, içinde bulunduğu asra, topluma ve dünyaya, olup biten olaylara karşı bir duruşu, bir söylemi olmalıdır. İşte bu tavır siyasettir. Buradaki siyasetten de kasıt gündelik politika değildir.

– Furkan Hareketi Tevhidi belki kelime olarak değil ama mana ve hayat tarzı olarak unutmuş olan bu topluma yeniden hatırlatan, yaşayarak pratik örneklik sergileyen, kurtuluşumuzun ve yükselişimizin ancak bu yolla olabileceğini anlatan bir harekettir. Çünkü dünya Allah’ındır, göklerde O’nun dediği olduğu gibi yeryüzünde de (toplumda) O’nun dediğinin gerçekleşmesi Tevhidin hayatımıza yansımasıyla mümkündür. Gökyüzünü, kâinatı idare eden Allah Azze ve Celle insanı mı idare edemeyecek? O’nun emrine göre hareket eden mükemmel nizam insanın hayatını mı tanzim edemeyecek? Beşeriyete en büyük zararı veren insan mahsulü beşerî ideolojiler değil midir? İşte tevhid, tüm beşerî ideolojileri, ilah taslaklarını reddetmenin, hükmü yalnız Allah Azze ve Celle’ye tevdi etmenin adıdır.

Allah’ı sadece yaratıcı olarak, rızık verici olarak görmek yetmez, aynı zamanda hüküm koyucu, insanın hayatının her alanına müdahale edici olarak da görmek gerekmektedir. Furkan Hareketi Tevhidî söylemle ortaya çıkmış ve bu söylemini dün de bugün de sürdürmektedir. Sonuna kadar da (biiznillâh) bu söylemine devam etmeye kararlıdır. İstikametini ve söylemini değiştirmek niyetinde değildir. Aslında bu harekete yapılan asılsız iftiraların, kara propagandanın, engellemenin asıl sebebi de budur. Hareketi, sadece yardım dağıtan bir yardım kuruluşuna veya sadece ilmihal konularını veya sahabe hayatını anlatan, içinde yaşadığı topluma karışmayan bir yapıya dönüştürmek istemektedirler. Aslında Müslüman toplumun hakiki manada Tevhidi öğrenmesini, fıtratına dönmesini istemiyorlar. Çünkü bir gün bu halk Tevhidin bir kelime değil de bir hayat nizamı olduğunu öğrenirse işte o zaman işler değişir, özlenen İslam Medeniyeti’nin ayak sesleri duyulur.

– Bu hareket, adının Furkan olmasının gereğini de yerine getirmektedir. Furkan; Hakla batılı ayıran, her meselede hakkı ve batılı gözler önüne seren, ortaya koyan demektir. Bu sebeple en zor zamanlarda bile hakkın ve haklının yanında, zulmün ve zalimin karşısında yer alır. Güçlünün, makam sahibinin değil hak sahibinin yanında olmayı şiar edinir. Bunu yaparken de Rıza-ı İlahi’yi düşünür.

– Bu hareket yerli olmakla beraber ümmetçidir. Bir hareket, içinde doğup büyüdüğü toprakları ve insanları sevebilir, o topluma zarar gelmesin diyebilir. Bununla birlikte özelde içinde bulunduğu toplumun genelde de tüm insanlığın kurtuluşu için çalışabilir. Ümmetçi anlayışa sahip olmak demek içinde yaşadığımız toplumdan kopmak, toplumun problemlerini ıskalamak demek değildir. İslam üst bir kimliktir ve tüm ırkları, renkleri, dilleri kendi potasında eriterek evrensel İslam kardeşliği oluşturur. Bu anlayış kazanıldığı zaman nerede bir Müslüman zarar görse tüm ümmetin kalbi orada atmaya başlar. Tüm dünya Müslümanlarında birlik ve beraberlik ruhu oluşur. Ümmetçi ruha sahip olan bir hareket, yapmış olduğu tüm çalışmalarında; gerek sohbetlerinde gerek konferans ve etkinliklerinde ümmetin içinde bulunduğu sıkıntıları dile getirmeyi, sorunlarına çözüm bulmayı kendisine vazife bilir. Bunu yaparken de pansuman çözümler, günübirlik programlar değil kalıcı çözümler üretir.

– Bu hareket, ilme ve âlimlere önem vermekle beraber salt bir ilmî hareket değildir. Amacı sadece ilmi çalışmalar yapmak, çağdaş oryantalistlere veya İslam’ı farklı gösteren birtakım çevrelere masa başında reddiye yazmak, ilmin dışında başka şeylerle meşgul olmamak bu hareketin hedefi değildir. Meselelere Kur’an ve Hadis ilmi çerçevesinden bakar, geçmiş ulemaya ve ilmi mirasına değer verir, aydın-âlim vasfına sahip İslam Davetçilerinin yetişmesini ümmetin kurtuluşu olarak görür, daha çok eğitim ve davet çalışmalarında bulunur.

– Bu hareketin mensupları hiçbir zaman teröre bulaşmadı ve terörü desteklemedi. Kur’an ve Sünnet çerçevesinde hareket eden bir hareketin terörü desteklemesi, propagandasını yapması nasıl mümkün olabilir? Bu evvela inandığı değerler açısından doğru olmaz. Hocaefendi’nin yaptığı sohbet ve konferanslarının, soru-cevap videolarının hangisinde (kırpılma yoksa) terörizme bir yönlendirme veya terörizm propagandası vardır? Hangi konferans ve etkinlikte taşkınlık olmuştur? Aslında terör yaftası yapıştıranların kendileri de bu hareketin terörle ilgisinin olmadığını gayet iyi bilmektedirler. Ancak bu zamanda bir hareketi engellemenin, susturmanın en etkili yolu terörle etiketlendirmektir. Böylece onları savunacak olanları da püskürtmüş oluruz, kamuoyunun desteğini de arkamıza alırız diye düşünmüş olmalılar. Ancak bu onların hesabıdır, Allah’ın da bir hesabı var. Allah isterse bu toplumun gerçekleri görmesini nasip eder. Zaten yaşanan süreçte, tüm gelişmeler de bunun habercisidir.

– Bu hareketin gönüllüleri, Allah yolunda mücadele etmeye, ibadetlere, manevi meselelere de düşkündür. Bir insanın/toplumun kurtuluşunun evvela kalbin ıslahıyla olacağına, kalplerde inkılabı gerçekleştiremeyenlerin âlemleri değiştiremeyeceğine inanır. Bu anlamda farzları, vacipleri ve sünnetleri yerine getirmeye, nafilelere önem vermeye ve böylece Allah’ın rızasına ermeye çalışırlar. “Rabbiyle irtibatı zayıf olanın bu yolda nefesinin kısa olacağını”2 bilir, ona göre Rabbiyle irtibatını kuvvetlendirmek için maneviyatlarını arttırıcı meselelere olması gerektiği kadar değer verirler. Şümullülük prensibi gereğince Kur’an’daki tüm vitaminleri almaya ve vermeye çalışırlar. Bu hareket, iman, ibadet, ahlak ve cihad kavramlarını eğitimin olmazsa olmaz esasları olarak belirlemiştir.

– Son olarak başta Hocaefendi olmak üzere Furkan gönüllülerinin mütevazi bir hayat yaşadığını, bugüne kadar yaptıklarını herhangi bir dünyevi makam veya köşe kapmak için değil Allah rızası için yaptıklarını söyleyerek yazımı bitirmek istiyorum. Buraya kadar söylediklerimizin şahidi Allah Azze ve Celle, melekleri ve vicdan sahibi kamuoyudur. Herkes kıyamet gününün hesabını düşünsün ona göre bir tavır belirlesin.

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.”3

 

  1. Kitabevi Hatıraları, 1.
  2. Muhterem Hocamızın sözüdür.
  3. Haşr, 18.
Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Murat Gülnar
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

CEHALETE VURULAN DARBE: “OKUMAK” | Sayı 90

“Cehaletle zafer elde edemeyiz. Ancak; dini, dünyayı ve ahireti kuşatacak bir ilimle ancak…