Anasayfa Anasayfa Hocaefendi’den Mesaj-16 | Sayı 100

Hocaefendi’den Mesaj-16 | Sayı 100

16 dakika ortalama okuma süresi
0
0

ALLAH’I SEVEN ALLAH İÇİN MÜCADELE EDER

                Başyazarımız Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin Eşi Semra Kuytul ile 21 Haziran 2019 tarihinde Bolu Cezaevinden yaptığı telefon konuşmasının metnini sizlerle paylaşıyoruz.

                Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin bu konuşmadaki son cümlesinden dolayı ailesiyle haftada bir gerçekleştirdiği telefon konuşmaları süresiz olarak kısıtlanmıştır. Bu haksız karardan bir an önce dönülmesini ve 19 aydır cezaevinde bulunan Başyazarımızın bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.

                Selamun Aleykum, Ben Alparslan Kuytul…

                Nasılsın iyi misin? Çok şükür ben de iyiyim. Annem nasıl, çocuklar nasıl? Allah iyilik versin.

                ECEL BİR TANEDİR

                Muhammed Mursi’nin şehadetiyle ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Muhammed Mursi’ye Al­lah’tan rahmet diliyorum. Rabbim şehadetini kabul etsin. Başta ailesinin, tüm sevenlerinin, özellikle de İhvan üyelerinin başı sağ olsun. Ecel bir tanedir kimse Allah’ın yazdığı vakit gelmeden önce son nefesini vermez. İster dik durun taviz vermeyin isterse zalimin karşısında eğilin taviz verin ecel değişmez. Mursi eğilmedi, geride kalanlara güzel örnek oldu. Eğilseydi yine aynı vakitte ölecekti ama o zaman hem derecesini hem şerefini kaybedecek hem de kötü örnek olacaktı. O, doğrusunu yaptı. Doğru zordur ama sonucu güzeldir. İhvan da bundan gereken dersi çıkartmalıdır. Stratejide nerede hata yaptıkları üzerinde kafa yormalıdırlar kanaatimce. Çünkü Müslümanlar her ne kadar güzel davranıyor olsalar da zalimin zulmü meydandadır. Onların zulmünü engelleyecek yollar bul­malıdırlar, bu konuda kafa yormalılar. Büyük ihtimalle suikast yaptılar ama ister suikast olsun ister olmasın sonuçta Allah Azze ve Celle onu zindandan kurtarmak istedi.

                Davetçi olan kardeşlerimiz de şuna dikkat etmeli: En iyi tanıdığımız Allah olmalı, marifetullah; en çok sevdiğimiz Allah olmalı, muhabbetullah; Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı, Lâ ilâhe illallah… Bunlar üzerinde durulmalı. Varlıklar üzerinde düşünen Allah’ı tanır, Allah’ı tanıyan Allah’ı sever, Allah’ı seven, “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı” der. Allah’ı seven Allah için mücadele eder. Allah’ı seven sadece Allah’a kulluk yapar kullara kulluk yapmaz.

                İmtihan dünyasındayız. İstanbul’dan bir kardeşimiz bana mektubunda şöyle bir şey yazmıştı. Za­manında kendisi de bir ara kısa bir süre herhalde cezaevine girmiş çıkmış. Mektubunda diyordu ki; “Cezaevindeki hiç kimse cezaevini süslemekle uğraşmaz ya da rahat vakit geçirmek için plan yapmaz. Tüm planları cezaevinden sonrası içindir. Hatta müebbet ceza alan kişinin bile dışarı çıkma ile ilgili bir planı vardır, “Af çıkarsa şunu yaparım” diye plan yapar. Hocam ben de size, “Efendimiz Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem “Dünya mümine zindan, kafire cennettir” buyuruyor. O halde biz ne diye dünya zindanımızı süsleyip duruyoruz? Neden bu dünya zindanından çıkmak için ya da çıktıktan sonrası için plan yapmıyoruz demiştim. Siz de bana, “Güzel bir düşünce yakalamışsın” demiştiniz” diyor. Evet dünya gerçekten de öyle, bir zindan ya da dünya bir imtihan salonu da diyebiliriz. Dünya imtihan salonudur sevilmemeli ama katlanılmalıdır. İnsan, imtihan sa­lonunu sevmez ama orada imtihan bitinceye kadar katlanır. Dünyaya bakış böyle olmalı o zaman imtihanları daha çabuk, daha kolaylıkla atlatabiliriz. Yoksa dünyayı sevince insan dün­yada başına gelen sıkıntıları anlayamıyor, morali bozuluyor, sükût-i hayale uğruyor. Halbuki zaten imtihan dünyasındadır ama onu unuttuğu için her şeyin güzel olacağını düşünüyor. Kötü olaylarla karşılaştığı zaman da ümidini kaybediyor.

                Herkes şunu iyi bilmeli, et mangalda pişince kebap olur, kıymet kazanır. Gölgede rahat ederse kokar çöpe atılır. İnsan da et gibidir musibet mangalında pişenler olgunlaşır, değer kazanır. Rahat yaşayanlar ise çiğ kalır, kokar ve etrafını da ra­hatsız eder, böylece toplumun dışına atılır. Ateşte pişmeyen et kebap, musibetlerle pişmeyen insan da büyük olamaz. Onun için bir bakıma kendimizi et gibi görmeliyiz ve eğer kokmak istemiyorsak pişmeye razı olmalıyız. Et piştiğinde, insan musibetlerle olgunlaştığında güzel kokar. Rahat bir hayat insanın şahsiyetinin güç­lenmesine engel olur. Onun için insan rahatı değil derece kazanmayı tercih etmeli. Hak yolda zindan, acılı Adana Kebabı yemek gibidir diyebilirim yani. Bir taraftan ağzınız yanar acı çekersiniz bir taraftan lezzet alır mutlu olursunuz. Zindana dayanamayanlara gelince, onlar acıya dayanamayıp kebaptan mahrum olan çocuklara benzerler. Demek ki her şeyin başı, insanın tahammüllü olabilmesi, bir he­definin olmasıdır. İnsan, hedefi olunca imtihanları daha kolaylıkla atlatabilecektir.

                Hasan El Benna Rahimehullah diyor ki, “İnsanlar rahata ersin diye gereği gibi cihat etmeye hazır mısınız? İnsanlar biçsin diye ekmeğe hazır mısınız?” Hz. Ebubekir Radıyallahu Anh “Başkalarının acısını dindirmek için acı çekmek hakiki cömertliktir” der. Ümmetin kurtuluşu için acı çekmeye razı olmak aslında büyük bir cömertliktir. Cömert insanlar, mal veren insanlardır. Mal vermek mi yoksa hayatını ortaya koymak mı daha büyük bir cömertliktir? Dolayısıyla ümmetin kurtuluşu için, acısını dindirmek için mücadele verenler aslında gerçek cömert insanlardır. Belki herkes bunu göze alamaz çünkü zahmetten kaçar. Halbuki Mevlana’nın dediği gibi, “Rahmetle zahmet arasında bir nokta farkı vardır.” Zahmet kelimesinin noktasını kaldırırsan ze harfi, ra’ya dönüşür, rahmet olur. “Allah isterse zahmet dediği noktayı kaldırıverir” demiş Mevlâna. Yani bugün zahmet çekersin ama Allah istediği anda o noktayı kaldırır ve zahmeti rahmete döndürüverir.

                BİNLERCE AĞIZLA KONUŞUYORUM

                Geçen konuşmamda bir şey söylüyordum yarım kalmıştı. “Arkadaşların Tevhidi anlatmaya başla­dıklarının haberlerini alıyorum, onun mutluluğunu yaşıyorum” demiştim. Ben zindanda olmasaydım belki de harekete geçmezlerdi. O halde çektiğim acılara değdi. Eskiden bir ağzımla konuşuyordum şimdi binlerce ağızla konuşuyorum elhamdülillah…

                Mektuplardan birinde Adana’dan bir bayan talebemiz bana geçmişte verdiğim bir sözü hatırlatmış, “Arkadaşların ateşli bir davetçiye dönüştüğü gün kurban keseceğim” demişim herhalde. Evet o sö­zümü tutacağım ancak şimdilik bu haberler kendilerinden geliyor, başkalarından gelmeye başladığı zaman o sözümü yerine getireceğim. Arkadaşların ateş parçasına dönüştüklerini şimdi kendilerin­den duyuyorum. Yoğun bir şekilde başkalarından duyduğum gün kurban keseceğim.

21.06.2019 Bolu Cezaevi | Telefon Görüşmesi

* https://www.youtube.com/watch?v=jduV15tj

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Alparslan Kuytul Hocaefendi
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Rahatsız Oldular! | Sayı 102

Başyazarımız Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin Eşi Semra Kuytul ile 4 Ekim 2019 tarihinde Bo…