Anasayfa Anasayfa KURBANIN MESAJI | Sayı 100

KURBANIN MESAJI | Sayı 100

18 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Allah Azze ve Celle insanı zorluk ve meşakkat içerisinde yaratmış ve hayat boyu sürecek olan bir mücadeleyi insana yüklemiştir. İnsanın içinde­ki bitmeyen savaş iki cephe arasında gerçekleşir: Nefis cephesi ve ruh cephesi. Ruh, yükselme arzu ve istidadında, nefis ise ruhun bu arzusuna inat, basit ve değersiz şeyleri isteme tutkusuyla yara­tılmıştır.

                Yükselmek, ruh için hayatî önem taşır. Eğer yükselmezse, nefsin basit değer yargıları onu kendine mahkûm edecek ve huzurlu yaşamasına müsaade etmeyecektir. Hâlbuki ruhun en büyük isteği özgürlüktür. Yücelerek ve yükselerek huzu­ra kavuşmak ister. Ruh gözünü en yükseklere, zir­veye dikmiş, kemâliyata ulaşmak isterken, nefsin arzu ve istekleri onu aşağı doğru çekmeye çalış­maktadır. Dolayısıyla ruhun yükselmesi, kemâli­yata ermesi, nefsin arzu ve isteklerinden kurtu­labilmesine bağlıdır. Nefsi ne kadar aşabilirse o kadar yükselecek, ne kadar yükselirse o kadar hu­zura erecektir. Ve dünyada yükseldiği bu manevi mertebeleri aynen ahirete de yansıtacaktır. Huzur ve mutluluğa erme yönüyle bakıldığında, ruh is­tediklerini elde ederse cennetin küçük bir misa­lini dünyada yaşaması mümkün olacaktır. Aksi ise (yani nefsin ruh üzerinde egemen olması) ruh için bitmek demektir. İnsanlığın kemâline ermekten mahrum kalmak, erişemediği mertebelerin, ula­şamadığı zirvelerin acısına boğulmak demektir. Hâlbuki insanın insan olması, ruhun yükselmesine bağlıdır. Ayrıca insan, nefsi arzularını yenebildiği nispette insandır. Bu dinin en büyük özelliklerin­den birisi, insanı insan yapması ve yüceltmesidir. İşte bu nedenle Allah Azze ve Celle, Kur’an’da da­ima yükselmek isteyen ruha yardımcı olmuş ve ona nasıl yükseleceğinin yolunu göstererek elin­den tutmuştur.

                Kur’an, “Aradığım olgunluğa nasıl ulaşacağım, özlediğim mertebelere nasıl ereceğim ve en so­nunda kemâliyatı nasıl elde edeceğim” diye adeta acıyla feveran eden ruha “En sevdiklerinizi feda et­meden iyiliğin kemaline ulaşamazsınız”1 diye nida etmektedir. Zorlanmadan, en zor geleni yapma­dan kemâle ulaşamazsınız demektedir. Kolay geleni yapmak ya da vermek kemâle ulaştırmaz. Çünkü büyük mertebeler bedelsiz kazanılmaz. Büyük mertebelerin bedeli de imtihanı da büyük olur. Muhterem Hocamızın ifadesiyle “Büyük ma­kamlar zor imtihanlarla elde edilir. Büyük makam­ların imtihanı insanı yaşlandırır.” Çünkü hakikatte insanı yükselten zorluktur. Bir insanın bir merte­beden diğerine geçmesi, yaşadığı zorluk ve acılarla mümkündür. Bir çocuk bile büyümenin bedelini dişi çıkarken, yürümeye çalışırken zorlukla öder, ondan sonra büyür. İnsanı büyüten ve ruhu olgun­laştıran da yaptığı büyük davranışlardır. En sevdik­lerini feda etmek bu davranışların en önemlisidir. İşte büyükler, böyle davranışlarıyla büyük olmuşlar ve nasıl büyük olunacağını da bize öğretmişlerdir. Eğer İsmail’i kurban etmemiş olsaydı, Hz. İbrahim Aleyhisselam bu kadar büyük olamayacaktı.

                Hz. İbrahim’i İbrahim yapan, İsmail’i kurban edebilmesidir. Allah yolunda çok çeşitli imtihan­lardan geçen Hz. İbrahim’in, bu seferki imtihanı hepsinden daha büyüktü. Yıllarca evladı olma­mış, en sonunda Allah Azze ve Celle bir erkek ev­lat nasip etmişti. Bir baba olarak evladını yanında büyütmek, yedirmek, içirmek, kollamak isterken Allah, onu annesiyle bir vadiye bırakmasını em­retmişti. Hz. İbrahim yüz asmadı, ah etmedi, “niye böyle” demedi, teslimiyetle boyun eğdi. Oğluna kavuştuğunda, beraber iş yapabileceği, derdini anlatabileceği bir çağa, neredeyse delikanlılık ça­ğına ermişti. Çok seviyordu Hz. İbrahim oğlunu. İşte tam sevgisinin gitgide artmaya başladığı anda Allah, rüyasında “Oğlunu keseceksin” dedi. “Ken­dini kes” deseydi, bu kadar ağır gelmezdi Hz. İb­rahim’e. Zaten ateşe atılmakla kendini feda etme imtihanını geçmişti. Şimdi sıra en sevdiklerini Allah yolunda feda etmedeydi. Şu bir gerçektir ki, dünyevi sevgiler zamanında teşhis ve tedavi edilmezse giderek büyüyerek zaaf haline gelir ve zaaf noktasına geldikten sonra, artık mesele kangrene dönüşmüş demektir. Nasıl kangren ol­muş bir uzvun tedavisi ancak o uzvun kesilmesi ise, aynı şekilde zaafa dönüşmüş sevginin çaresi olmayacaktır. İşte, bu tür sevgilerin zaafa dönüş­memesi için yapılması gereken, sevilenlerin bi­rer kurban olarak Allah’a sunulması, yani gere­kirse Hak yolunda vazgeçilmesidir. Aksi takdirde hem seven hem de sevilen Allah’tan uzaklaşmakla bundan zarar görür. İşte Allah, merhametiyle Hz. İbrahim’in sevgisi zaafa dönüşmeden olaya mü­dahale etti. Çünkü büyüklere zaaf yakışmazdı. Hz. İbrahim karşısında “sana emredileni yap, beni sab­redenlerden bulacaksın” diyen güçlü ve sabırlı bir İsmail buldu. İşte bu yüzden çok seviyordu İsma­il’i. Tıpkı Yakup’un sevgili oğlu Yusuf gibi… İsmail Aleyhisselam bir kurban olduğunun farkındaydı, kime kurban olduğunun da. Baba – oğul bu badi­reyi atlattıktan sonra, sıra en zor kısma gelmişti ki, Allah’ın yardımı yetişti. Tıpkı bir kurban keser gibi oğlunu kesmeye yatırmış bir babaya ve bıçağın al­tına kafasını koymuş bir oğula Allah bir kurbanlık armağanıyla müjde verdi. Zaten Allah, gerçekten kesmesini değil, kalbinden kesmesini, sevgisinin dengelenmesini murat etmişti. “Her şeyinizi be­nim uğrumda teslimiyetle feda edin” demek isti­yordu ve çağlar boyu devam edecek bir ibadetin, bir peygamber eliyle, böyle anlamlı bir törenle başlamasını ve unutulmamasını istemişti.

                Kurban, Allah tarafından, Müslümanlar kalple­rindeki dünyevî sevgileri Allah yolunda feda etme­leri gerektiğini unutmasınlar diye, Hz. İbrahim’den bu yana sürdürülmüştür. Bugün bir tarafta kurba­nını kesip ruhunu anlamayanlar, diğer tarafta ru­hunu anlamadığı gibi şeklini de kabul etmeyenler var. Bir tarafta hakkın kurbanları, diğer tarafta bâtılın kurbanları var. İslam âleminin derin acılar içinde inlediği şu zor dönemde, düştüğümüz du­rumun kurbanın bize vermeye çalıştığı ruhun an­laşılmaması ile yakından ilgisi vardır. Evet, kalp­lerde dünya sevgisi arttıkça arttı, kimse artık İsmaillerini feda etmiyor. Hâlbuki her insanın bir İsmail’i var. Adı ne olursa olsun, en sevdiği şey kişinin İsmail’idir. İsmail varsa kesmek de var. Zaten İsmailler kesmek için, kesip yücelmek için var. İsmail bir imtihan. Onunla yükselmek de kaybedip düşmek de insanın elinde. Müslümanlar İsmaillerini kesmek yerine İsmaillerini arttırdı. Her gün daha çok dünyaya bağlandı. Dünyaya bağlan­dıkça da Allah’tan ve O’nun davasından daha çok uzaklaştı. Şimdi artık kimse rahat evlerini, lüks otomobillerini, çok sevdikleri evlatlarını, çok me­raklı oldukları makamlarını Allah için feda ede­miyor. İsmailler kesilmek yerine köşe bucak sak­lanıyor. Allah da kesilmeyen İsmaillerin bedelini düşmanı başımıza musallat ederek bizden istiyor. Kesilmeyen bir İsmail yerine binlercesini kurban vermek zorunda kalıyoruz. Bugün ödediğimiz ke­faret kesilmeyen, kalpte büyütülen dünyevi sevgi­lerin kefaretidir. İsmaillerini kesmeyenler, bundan çok daha ağır kefaret ödemek zorunda kalacakla­rını bilmelidirler. Hâlbuki İsmail’ini kesmek üzere hazırlayana Allah, İsmail’ini bağışladığı gibi, kendi lütfundan daha fazlasını da verecektir.

                Bugün Müslümanlar ağır kefaretlerden kur­tulmak ve Allah’ın lütfuna ermek için gerek ken­di canlarını gerekse en sevdiklerini İbrahim’ce Allah’a sunmayı öğrenmelidirler. Allah için ra­hatlarını, lükslerini, arzularını ve istedikleri­ni terk etmeyi başarmalıdırlar. Secdeye başlar birer adak olarak konulmalı, bu şekilde her na­mazda canlar, tekrar tekrar Allah’a kurbanlar gibi sunulmalıdır. Hizmetler adanmış ve teslimiyetkâr bir ruhla hâlisane yapılmalı, davranış ve hareket­ler bir adağa yakışır tarzda olmalıdır. Hiç kimse, kesmek için yatıran bir baba, mabede adayan bir anne beklemeden, kendisini kurban olarak Allah’a sunmalıdır. Bu şekilde Allah’a sunulan kurbanla­rın sayısı her geçen gün artmalı, her doğan Allah’a adanmalıdır. Bu şuurla gerçekleştirilen kurban ibadeti ümmetin yeniden uyanışına ve Allah’ın ba­ğışlamasına neden olacaktır.

                Herkes bu bayram kurbanlara dikkatle bak­sın, baksın da gören gözler hayvandan ibret alsın, kendine ders çıkarsın. Bismillah-i Allah-u Ekber! Yeniden Allah’ın adıyla adamaya ve adanmaya…

  1. Al-i İmran, 92
Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Esma ARDIÇ
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

GÜN DAVET GÜNÜ! | Sayı 90

GÜN, ALLAH’IN EMRİNİ YERİNE GETİRME GÜNÜDÜR! Rabbimiz Teâlâ kitabında: “Sizden hayra çağır…