Anasayfa Bölümler Sayılar #ZulümBiteneKadar ( Sayı 89 ) Manevi Gelişimin Önündeki Engeller: Şeytan | Sayı 89

Manevi Gelişimin Önündeki Engeller: Şeytan | Sayı 89

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Manevi gelişimin önündeki engelleri konu edindiğimiz yılın hedefi bölümümüzün bu sayısında, şeytanın insanlara yaklaşma yollarını ve Allah ile kulları arasına girmede hangi yollara başvurduğunu ele alacağız. Kur’an ile meseleyi ortaya koyduğumuz zaman şeytanın hiçbir yolu kalmayacak ve yaklaşma yollarının hepsi kapanacaktır. Alparslan Kuytul Hocaefendi’ye ait konulu bir dersten derleme yaparak hazırladığımız yazımızın, İslam davetçileri olarak bizlere yol göstermesini ve şeytanın tuzaklarını bilip önlem alarak manevi gelişimimize fayda sağlamasını temenni ediyoruz…

Kur’an-ı Kerîm daha ilk sayfaları olan Bakara suresinden itibaren insanın nasıl yaratıldığı ve şeytanın insana düşmanlığındaki sebep ile başlar. Allah Azze ve Celle insana bir kıssadan bahseder ki bu, yaratılış kıssasıdır. Bu kıssada, şeytanın insana neden düşmanlık yaptığından ve neden yapmak istediğinden bahsedilmektedir. “Ben onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağım.”1 Bu ayette geçen önlerinden ve arkalarından geleceğim sözünden maksat nedir? Onların önlerinde ahiret vardır. Ve ben ahiret hakkında şüpheler vereceğim. Arkalarından geleceğim; yani dünya sevgisi vereceğim. Onları daima dünya için teşvik edeceğim. Onlara sağ ve sol taraflarından geleceğim; sol taraftan gelmek, günahlara ve haramlara teşvik etmek yani helallerden uzak tutmaktır.

Fakat sağ taraftan gelmek şeytanın en tehlikeli gelişidir. Şeytan önden ve arkadan yaklaşamadığı, ahireti inkâr ettiremediği, dünyaya meylettiremediği, günahlara daldıramadığı insanlara sağ taraftan gelir ve onları ibadetlerle aldatmaya çalışır. Örneğin: Bir insanın, Allah’ı hatırlayacağı bir yere gitmek, Kur’an’dan bir şeyler duymak gibi bir niyeti varsa şeytan ona; otur, evinde Kur’an oku, der. İnsan bu sese uyup Kur’an’ı evinde okumaya başladığında ise az bir vakit sonra tekrar yaklaşarak; artık bırak, biraz televizyon seyret der. Şeytan, biraz evvel soldan yaklaşamadığı kişiye sağdan yaklaşmış onu evinde kalmaya ikna etmesinin ve ona haydi namaz kıl demesinin ardından ise soldan gelmiştir. Şeytan namaz kıl der mi?

Eğer kul, ibadet edecek, Müslümanların bir araya toplandığı Allah’ı zikreden, Allah’ı anan milletlerin yahut toplulukların arasına girecek, zamanla bilmediklerini öğrenecek; dünyada nelerin olup bittiğini, şeytanı ve şeytanın askerlerini, yeryüzünde Allah’ın dediğinin olması gerektiğini kavrayacak ise şeytan, kendisi için daha az tehlikeli olanı seçer ve namazını evde kıl, der. Rabbini tesbih et, zikret der. Hatta kitap oku, der. Fakat onları yapmaya başladığı zaman; artık yeter, istirahat et, biraz televizyon izle der. İşte bu andan itibaren şeytan soldan yaklaşmaya başlamıştır.

Şeytanın bu sözü üzerine Rabbimiz Teala mealen; “Benim bazı kullarım var ki onlara gücün yetmeyecek, onları kandıramayacaksın. Mücadele insanı olacaklar ve onlara harama bak dediğin zaman bakmayacak, rüşvet ye dediğin zaman yemeyecek; iradeleri ile savaş verecek ve yükselecekler. Senin gibi gururlu ve kibirli olmayacak, emirlerime karşı gelmeyecek, toprak gibi yumuşak olacak ve kendilerini yakmayacaklar” buyurur.
Bir hadiste Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şeytanların reisi olan İblis’ten bahsetmektedir. İblis, yardımcılarını dünyanın her yanına gönderir ve onlardan rapor alır, bugün neler yaptınız diye sorar. Kendisine soru yöneltilen şeytan İblis’e, şöyle şöyle yaptım der fakat İblis, yaptıklarını beğenmez. Daha sonra başka bir şeytanı çağırır ve aynı soruyu ona sorar.

Şeytan, ben uzun zamandan beri bir karı koca ile uğraşıyordum, onları tartıştırdım, aralarını bozdum ve bugün aralarını açmayı başardım. Evet, onlar sihir ve şeytanın çalışma yollarıyla karı kocanın arasını açmayı öğreniyorlardı. Neden? Çünkü karı kocanın ayrılması demek; İslam toplumunda fuhuşun artması demektir. Fuhuşun artması ise şeytanın hâkimiyeti demektir. O yüzden karı kocanın birbirlerine muhabbet beslemeleri ve birbirlerinin haklarını yerine getirmeleri İslam’ın emirlerindendir. Yeryüzünde nikahın çoğalması ve zinanın azalması için Allah ve Rasulü, daima karı koca arasındaki adaleti sağlamaya çalışmış, aile hayatının huzurlu olmasına önem vermişlerdir. İblis, şeytanın bu cevabı üzerine; madem karı kocanın arasını açmayı başardın, öyleyse artık sen benim yanımda itibar sahibisin der. Allah Rasulü şeytanın insana hangi taraftan yaklaşacağını anlatmak suretiyle insanları ona karşı koymaya hazırlıyordu.

Şeytanın yeryüzündeki askerlerinin insanlara hangi yollarla yaklaştıkları, şeytanın yaklaşma yolları kadar önemlidir. Onlar, nereden gelirlerse gelsinler kul reddedecek; tavrını koyacak ve geri adım atmayacaktır. Utbe bin Rebia gibi Mekke’nin önde gelen insanlarından bazıları Peygamberimizin davasını engelleyemeyeceklerini gördükleri zaman, Ebû Talib’e gidip, Ey Ebû Talib yeğenine söyle bu davadan vazgeçsin. Aramız bozuluyor, milletimiz ikiye bölünüyor, O’nun söylemleri dinde ikilik çıkarıyor, baba ile çocuğu birbirine düşman yapıyor.

Söyle Muhammed’e dinimizle uğraşmayı bıraksın, atalarımızın dinini terk etmemizi bizden istemesin, demişlerdi. Bunu söyledikleri zaman, Ebû Talib Efendimizi çağırmış ve: Ey yeğenim! Bu davayı bırak, artık seni koruyamayacağım, demişti. Şeytan, direkt yaklaşamayınca onları göndermiş ve amcası vasıtası ile Peygamberimizi kandırmaya çalışmıştı. Demek ki şeytan gibi olanlar, şeytanın yaklaşma yollarıyla gelecek; kullara akrabalarını, sözü tesir eden kimseleri gönderecek ve söyle bu işi bıraksın diyecektir. Bu anda bırakmak, Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ahlakı değildir. Efendimiz o gün; “Vallahi ey amca, sağ elime güneşi sol elime ayı verseler ben bu davayı bırakacak değilim. Ya bu davayı Allah galip kılar ya da ben bu dava uğrunda ölürüm” demişti.

Utbe Bin Rebia gibiler bundan önce de değişik tekliflerle gelmişler ve Peygamberimize: “Ya Muhammed, eğer senin niyetin mal mülk sahibi olmaksa, seni aramızdaki en çok mal sahibi yapalım. Hatta aramızda en zenginimiz sen ol” demişlerdi. Efendimiz bu sözlere rağmen karşı tarafın sözünü kesmiyor, bir dava adamına adeta küfür edilmişçesine ağır gelecek olan bu kelimeleri dahi olgunlukla ve sabırla dinliyordu. Utbe Bin Rebia devam etti; eğer senin bu davayla niyetin en güzel kızlarla evlenmekse seni en güzel kızlarımızla evlendirelim. Yok, niyetin başımıza reis veya kral olmaksa seni kral yapalım. Yeter ki bu davadan vazgeç. Şeytanın yaklaşma yolları gibi her taraftan yaklaşmaya çalışıyorlardı. Allah Rasulü onu dinlemiş, en sonunda: Bitti mi ya Utbe, demişti. ‘Bitti’ deyince şimdi sen beni dinle demiş, Fussilet suresinin ilk kısımlarından ayetler okumuştu. Okunan bu ayetlerde geçmiş milletlerden isyan ve inkâr edenlere nasıl azap edildiğinden bahsediliyordu. Utbe bin Rebia’nın rengi sapsarı oldu. Yeter ya Muhammed, dedi.

İşte, Allah kitabı ve ayetleriyle şeytanın bütün yollarını kapatıvermişti. Şeytan mal mülk verelim sözleriyle ön taraftan yaklaştı; reis yapalım sözleriyle sol taraftan yaklaştı, güzel kızlarımızı verelim ile arkadan, önden ve soldan yaklaştı. Fakat hiçbiri olmadı, çünkü Kur’an-ı Kerîm her birine cevap verdi. Meseleler, Kur’an ile ortaya konulduğu zaman artık şeytanın bir yaklaşma yolu kalmayacak ve bütün yaklaşma yolları kapanacaktır.*

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: #ZulümBiteneKadar ( Sayı 89 )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

الأدلةُ على أنَّ القرآنَ كلامُ اللهِ ( الجزء الخمس ) | Sayı 90

الحمدُ للهِ المرسلِ كتابه المليء بالمعجزاتِ الذي يخاطبُ جميعَ الأممِ في مُختلفِ الأزمانِ، …