Anasayfa Anasayfa Müslümanların Sekülerizm İle İmtihanı |Sayı 104

Müslümanların Sekülerizm İle İmtihanı |Sayı 104

13 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa’ya olsun. Al­lah’ın rahmet ve bereketi de hidayet üzere olan­lara olsun.

Toplumları ayakta tutan bazı dinamikler var­dır. Hem maddi hem de manevi boyutları olan bu dinamiklerin yok olması durumunda toplum, tıpkı psikolojik olarak dibe vurmuş bir kimse gibi içten içe zayıflar. Bu süreç inanç, ahlak, kültür ve toplumsal hedef gibi manevi dinamiklerin yeni­den canlandırılması suretiyle tersine çevrilmeye­cek olursa toplumlar için önce çözülme ve son­rasında çöküş kaçınılmazdır. Bu sebepledir ki bir toplumu yok etmek isteyenler önce o toplumu ayakta tutan dinamikleri hedef alırlar.

Sekülerizm lügatte; dünyevilik, cismanilik ve laiklik olarak geçmektedir. Pratikte ise hayatın, manevi değerlerden ve vahyin öğretilerinden sıy­rılıp sadece dünyevi açıdan ele alınması demek­tir. Türk Dil Kurumu da sekülerizm için ‘dünyacı­lık’ sözcüğünü uygun görmüştür. Yani dini ilke ve hassasiyetleri birey ya da toplum hayatının sos­yal, hukuki, ekonomik ve siyasi tüm alanlarından uzaklaştırıp bu alanları dünyevi/seküler kriterler üzerinden sürdürmeyi amaçlayan bir anlayış kas­tedilmektedir.

Sekülerizm felsefesi, aydınlanma döneminde batılı bilim insanlarının dinden kopuşunu tem­sil etmektedir. Çünkü tahrifata uğrayarak vahiy olma özelliğini kaybetmiş olan Hristiyanlık1, be­şeriyete sunabileceği hiçbir mesajı ve kazan­dırabileceği hiçbir değeri kalmadığı gibi çağın gelişimine de ayak uyduramadığından toplum­sal çürümeye sebep olmaktaydı. Bu sebeple ay­dınlanmacı bilim insanlarının kilisenin bağnaz ve despot tavırlarından kurtulma çabası sekülerizm felsefesiyle vücut buldu. Dolayısıyla batılılar için sekülerizm bir tercih olmaktan öte belki de bir mecburiyet idi.

Müslümanlar için böyle bir tercih ya da mec­buriyetten bahsetmek mümkün değildir. Zira İslam hiçbir surette bozulmamış2 ve bu sebep­le de vahiy olma özelliğini asla yitirmemiştir. Bu bağlamda İslam; mesajı, inanç esasları, beşeriye­te sunduğu hayat formu ve ahlaki, ekonomik ve siyasi ilkeleriyle çağlar üstü olma kudretini her zaman muhafaza etmektedir. Dolayısıyla batılı­ların girdiği arayış, Müslümanlar için son derece yersiz ve sonuç itibariyle büyük bir yıkıma sebep olacak türdendir. Çünkü İslam; ilkeleriyle, insa­noğlunu dünya ve ahiret saadetine ulaştıracağı gibi onu çağın gerisinde asla bırakmayacak bila­kis hep ötesine taşıyacak tek dindir.

İslami toplum yapısının vahiy ile bağını ko­parmak ve dolayısıyla onu içten içe çürütmek isteyen İslam düşmanları, dünyevileşme kozunu kullanarak Müslümanları seküler bir hayata zor­ladılar. Bunu ekranlarda konuşanların veya yazılı basında yazanların eliyle, TV dizilerinde seküler hayatların özendirilmesiyle ve topluma model olarak sunulan insanların hayat tarzlarıyla ger­çekleştirmeyi planladılar. Bu kirli proje için el­bette okullardaki eğitim müfredatına da el atma­ları gerekirdi, öyle de yaptılar. Bugün okullarda yetişen yeni neslin hayat algısında din adeta saf dışı edilmiş ve ömür sadece dünyadan ibaret sa­yılan bir olgu haline gelmiştir. Ne yazık ki haya­ta din eksenli bakması gereken ilahiyat fakültesi ve imam hatip öğrencilerinin de durumu ciddi oranda böyledir. Şayet öyle olmasaydı deizm yani yaratıcının varlığını kabul edip O’nun hayata mü­dahale ettiğini kabul etmeyen anlayış, imam ha­tipler ve ilahiyat fakülteleri öğrencileri arasında dahi bu denli yaygınlaşmazdı. Seküler dünya gö­rüşüne sahip bir toplumun inanç olarak geleceği nokta elbette deizm olacaktır. Ataları, İslam için canı ve malından geçmekten bir an bile geri dur­mamış bir milletin torunlarının bugün seküler ve deist bir anlayışın kıskacında can çekişiyor olma­sı çok acı bir vakıadır.

Seküler bir anlayışın tesiri ile kendi inanç, ahlak ve kültürlerinden mahrum olarak yetişen nesiller modern dünyayı tanısalar da insan ola­rak kendilerini doğru tanıyamayacak, hayatı asla doğru okuyamayacak ve birey olarak bu hayattaki vazifelerini gerçek manada hiçbir zaman öğrene­meyecektir.

Sekülerizm akımı karşısında Müslümanların bu denli zayıf düşmesinin en mühim sebebi, özel­likle Müslüman alimlerin ve aydınların kendi din­lerini inanç, ahlak, dünya görüşü ve hedeflenen medeniyet hususunda çağa doğru sunamamala­rıdır. Dinlerini çağa sunma çabası içinde olanların da modern çağın insanını iyi tetkik etmeden ge­leneksel söylem üzerinden atom çağının insan­larını etkileyeceklerini zannetmeleri ve bununla birlikte yaşantılarıyla da toplumlarına doğru bir model olamamalarıdır.

İslam, yönünü sadece manevi ilimlere değil il­min, insanlık için faydalı olabilecek her türlüsü­ne dönmüştür. Bunun yanı sıra İslam, bir toplum için anlamayı, öğrenmeyi, gelişmeyi ve büyümeyi engelleyecek tüm akımlar karşısında çok sert bir tavır ortaya koyar. Çünkü bilinmeli ki akıl, eleşti­rel düşünce, bilim ve teknolojinin terk edilmesi bir toplumun ancak gerilemesine, cahilleşmesine ve çağının dışında kalmasına sebep olur. İslam’ın öngördüğü toplum iman, ibadet ve fazilet toplu­mu olmanın yanında aynı zamanda aklı ve bilimi önemseyen, maddeyi beşerin hizmetine sunmak için işleyen; bir yandan iman ve ahlakıyla diğer yandan da gelişmişliğiyle çağına ışık tutan bir toplum modelidir. Ayrıca vahiy, insanda gerçek bir imanının oluşmasının önemli bir yolu olarak maddeyi okumak ve ilimde derinleşmek olduğu­nu3 açıkça ifade etmektedir.

Son olarak şunu söyleyebiliriz: İslam davetçi­lerinin, vahyi hayatın dışına iterek insanı dünye­vileştirmeyi arzulayan seküler ve laik akımlarla mücadele edebilmesi ve insanlığı bu akımların zararlarından koruyabilmesi ancak ilmi ve ente­lektüel açıdan donanımlı olmasıyla mümkündür. Bu sayede dünya ve ahiret saadetinin yolunu la­yıkıyla gösterebilecek, çağı ve çağın insanını doğ­ru tanıyacak ve insanlığın irili ufaklı tüm prob­lemlerine vahyin penceresinden doğru ve etkili çözümler sunabilecektir.

 

  1. Al-i İmran, 78
  2. Hicr, 9
  3. Fatır, 28

 

Daha Fazla
  • Toplumsal Adalette Vazifelerimiz | Sayı 102

    TOPLUMSAL ADALETTE VAZİFELERİMİZ Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Salat ve selam Hz…
  • Adı Furkan Olmak | Sayı 100

    Kullarına hakkı batıldan ayıran kitabını gönderen Allah’a hamd, ömrünü batıl nizam ve inan…
  • Büyük Bir Çöküşün Eşiğindeyiz | Sayı 99

    Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam O’nun biricik kulu ve Rasulü Hz. Muhamme…
Yazardan Daha Fazla: Taha Demir
  • Hiçbir Şey Kaybetmedik | Sayı 105

    Kıymetli okurlarımız, 663 gün boyunca Bolu F Tipi Cezaevinde haksız bir şekilde tutuklu bu…
  • 105. Sayımız Çıktı

    Başyazarımız Alparslan Kuytul Hocaefendi, “Biz, hakkı söylemenin bedelini ödüyoruz. Bugün …
  • Tevhid Daveti Halka Halka Yayılıyor | Sayı 104

    Hayatımızın en değerli vazifesi ve sorumluluğu olan davet Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi v…
  • Sekülerizmin Toplum ve Eğitime Etkisi | Sayı 104

    Bir toplum kendi iç dinamiklerini, kendisini bu­günlere kadar taşıyan dini ve manevi değer…
  • Kelime-i Tevhid’in Mahiyeti | Sayı 104

    Kıymetli okurlarımız, Başyazarımız Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin 23 aydır tutukluluk hâl…
  • 104. Sayımız Çıktı

    “Kadına Şiddet” ve “LGBT” başlıklarının ardından “Toplumsal Çöküşün Eşiğinde” serimize “Eğ…
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Toplumsal Adalette Vazifelerimiz | Sayı 102

TOPLUMSAL ADALETTE VAZİFELERİMİZ Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Salat ve selam Hz…