Anasayfa Furkan Nesli YÜRÜ! DAĞILSIN BAHTIMIZDAKİ KARA KIŞ | Sayı 101

YÜRÜ! DAĞILSIN BAHTIMIZDAKİ KARA KIŞ | Sayı 101

11 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Başyazarımız Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin 28 Haziran’dan itibaren süresiz olarak kısıtlanan telefonla görüşme hakkının 7 hafta sonra kaldırılmasıyla bu zulüm sona erdi. Yasağın kaldırılması üzerine yeniden ailesiyle telefonla görüşen Alparslan Kuytul Hocaefendi, yaklaşık 10 dakikalık zaman dilimine yine çok kıymetli nasihatler sığdırdı.

Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin Eşi Semra Kuytul ile 16 Ağustos 2019 tarihinde Bolu Cezaevinden yaptığı telefon konuşmasının metnini sizlerle paylaşıyoruz.

Selamun Aleyküm, Ben Alparslan Kuytul…

Nasılsın iyi misin? Bu, telefon yasağından sonraki ilk konuşmamız değil mi? Mahkeme bizi haklı buldu. Zaten verilen kararın yanlış olduğu meydandaydı. İtiraz etmişlerdi, şimdi ağır ceza mahkemesinde itirazı da kazandık.

ALLAH DOĞRU İLE BERABER

İbrahim Suresi’nde Allah-u Teala buyuruyor: “Gerçek şu ki onlar hileli düzenler kurdular oysa onların düzenleri dağları yerinden oynatacak da olsa Allah katında onlara hazırlanmış düzen vardır.” Herkes kendi düzenini kuruyor ama Allah hesapta yok. Allah’ın düzeni galip gelir. İnsanlar bunu hesaba katmıyor kendi planlarının yürüyeceğini zannediyorlar. Sonuçta Allah’ın dediği oluyor. Allah doğru ile beraber.

Bir kardeşimiz mektubunda, benim zindana atılmamın sonuçlarını değerlendirmiş. Onunla ilgili diyor ki, “Bedenlerin tutsak oluşu fikirleri ve ruhları hür kıldı. Nice ruhu tutsak bedenler vardır ki ruhu hür ama bedeni tutsak olan âlimler sayesinde hürriyete kavuştu. Sizin tutsak bedeniniz bizim tutsak ruhumuzun ve fikirlerimizin anahtarı oldu. Fikirleri esir edemeyecekleri için fikirleri hür kılanı esir ettiler ancak ceza amelin cinsinden geldi, fikirlerin ve ruhların kilidini açıyor diye esir ettikleri beden, hür halinden katbekat daha fazla esir etmek istedikleri ruhların anahtarı oldu.” İnşallah, inşallah öyle olmuştur. Benim bu durumum belki birçok insanın meseleyi anlamasına vesile oldu. Mektubun sahibi sonunda şöyle diyor, “Allah’ta teselli bulan alimleri teselli etmek bizlerin işi ve harcı değildir. Bizler ömrümüzü bu yolda feda ederek hayatımız ile sizleri teselli edeceğiz inşallah.” İnşallah, benim de duam odur. Allah onların duasını da kabul etsin.

Benim tüm kardeşlerime diyeceğim şu: “Olabilirsen ağaçlar ve çiçekler yetiştirecek toprak ol, toprak olamazsan ağaç olup meyveler verecek tohum ol, tohum olamazsan hiç olmazsa tohumu sulayan el ol, el bile olmazsan vazifeni yapmadığın için Allah’ın cezasına hazır ol.”

Bu arada herkesin kalitesi ortaya çıkmış oldu. İnsanlar ne olduğunu zor zamanlarda ortaya koyuyorlar. Bir kısmı sustu, sessiz kaldı hâlen sessiz kalmaya devam ediyor. Bunlar, yarın birtakım haklar elde ettikleri zaman o haklara bizden evvel hücum ederler. İnsan hakları ve ifade hürriyeti mücadelesi verenlere destek vermeyenler mücadele başarılı olduğunda elde edilen hakları utanmadan nasıl kullanacaklardır? Bunlar, herkes çalışırken seyreden ama sofra kurulduğunda herkesten önce sofraya üşüşenlere benzerler. Hiçbir katkıları olmaz hatta yanlışlarla beraber olurlar, güçlüleri desteklerler.

Mücadele etmeyi göze alamayanlar yanlışları görmek istemezler. Mücadele etmeyi göze alamayanlar güçlülerle beraber olurlar. Mücadele etmeyi göze alamayanlar güçlüleri haklı görmek isterler. Fakat hak haktır, batıl batıldır. Her zaman için hak eninde sonunda kendini ispat eder. Ve güçlü ama haksızlarla beraber olanlar eninde sonunda mahcup olurlar. Bunlar Tevhidi haykırmadılar ki… Allah’ın hakkını haykırmadılar benim hakkımı mı haykıracaklar?

Tevhid, toplumu hâkimiyetine alan ideolojilerden, düşünce ve davranışlardan kurtarmanın tek yoludur.

Tevhid, zihni felç olmuş ve tutulmuş bir toplumu silkeleyip uyandıracak tek davadır.

Tevhid, kendi dinamikleri ile dönüşemeyen ve fosilleşme sürecine giren toplumları canlandırıp dönüştürecek devrimci bir davadır. Ama Tevhidi gündeme getirmeyip ibadet ve ahlakla insanları uyutanlar, bu şekilde bir yere varacaklarını zannedenler hiçbir yere varamayacaklarını görecekler.

Bazı insanlar dini kullanıyorlar, layık olmadıkları yerlerde bulunuyorlar. Zalimler de tarih boyunca dini kendi saltanatlarını sürdürmek için bir araç olarak kullandılar. Alimlerin vazifesi ise bunu durdurmaktır. Alimler, zalimlerin mazlumları sakinleştirmek için dini kullanmalarına izin veremezler. Din, zalimlerin mazlumları uyutma ve sakinleştirme aracı değildir. Eğer bu şekilde kullanılıyorsa o din, gerçek din değildir. Gerçek din, insanları uyutmaz uyandırır. Eğer birilerinin anlattığı din insanları uyutan bir dinse o din gerçek din olamaz.

Herkes hak yolunda sıkıntıya razı olmalı. Tohum, toprağa girip sıkıntılara katlanmadıkça ağaç olamaz. İmtihan dünyasında olduğumuzu söylüyor sonra da buranın cennet olmasını istiyoruz. Dünya, sevilmemesi ama katlanılması gereken bir imtihan salonudur. Ama imtihan salonu gibi görmek istemiyoruz, burada her zaman rahat yaşamak istiyoruz. Yalnız kalmaya da razı olmamız icap eder. Peygamberimiz öyle buyuruyor, “Hak ve hakikatin peşinde olmak garip ve yalnız kalmak demektir.” Hakkın peşindeysen yeri gelir yalnız da kalırsın ama bu dünyada yalnız kalırsın. İnşallah, Rabbim sana cennetinde çok güzel bir hayat nasip eder.

Şair diyor ki:

Yürü dağılsın bahtımızdaki kara kış,

Yürü duymasan da bir teşekkür bir alkış,

Yürü yollarına savrulan dikenlere bak ve şükret,

Yol O’nun yoludur, dertlilerin heybesi hep çileyle doludur…”

Herkese selamlar….

         16.08.2019 Bolu Cezaevi | Telefon Görüşmesi

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Furkan Nesli

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Nereye Bu Gidiş? -3 | Sayı 101 | Karikatür

Anasayfa …