Anasayfa Anasayfa Zindana Mektup | Sayı 97

Zindana Mektup | Sayı 97

15 dakika ortalama okuma süresi
0
0

“Başyazarımız için sen de al kalemi eline” sloganıyla Alparslan Kuytul Hocaefendi için düzenlemiş olduğumuz mektup yarışmamızda merakla beklenen birinci seçilen mektubumuzu sizlerle paylaşıyoruz. Yarışmamıza katılan tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun. Gönderilmiş olan diğer mektuplardan seçilen bazı bölümler dergimizin sosyal medya hesaplarından paylaşılacaktır.

Esselamu Aleyküm Kıymetli Hocam,

İsterdik ki siz konuşun biz dinleyelim, siz söyleyin biz yazalım… Davayı tüm benliğinde yaşayan bir Alime ben ne yazabilirim bilemiyorum, Rabbime dayanıp yazmak istedim.

Kaderde kıymet verdiğim Hocama mektup yazmak da varmış ve çok zormuş. Ama yine de şükrediyorum; sizi ve davanızı tanımadan yaşayan biri de olabilirdim. Sizi tanıyıp mektup yazmakla beni nimetlendirdiği için Rabbime hamd ediyorum.

Hocam hakkı söylediğiniz için zindandasınız. Namert düşmanlarınız asıl sebebi hiçbir zaman söyleyemediler, iftiralarla susturmaya, yıldırmaya çalıştılar. Olmadı, en sonunda hapsettiler. Onlar Allah’ı hesaba hiçbir zaman katmadıkları gibi şimdi de katamadılar. Hiç beklemedikleri bir şey oldu; size yapılan haksızlık, ‘zulüm’ olarak ayyuka çıktı, gündemi siz kapladınız, adınız daha çok duyuldu.

Ne mutlu size ki davanız gibi siz de büyüksünüz. Davanın uğrunda hapsolunmayı göze aldınız. Rabbimiz davası uğrunda hapse girme şerefini size de nasip etti. Tıpkı İmam-ı Azamlar, Said Nursiler, Seyyid Kutuplar gibi… Hakkal yakin olarak anladık ki hakkı çekinmeden söyleyen alimlerin bir mektebi de zindan oluyormuş.

Üstad Bediüzzaman’ın Denizli Hapishanesinde iken yaşadığı bir hadiseyi sizinle paylaşmak istiyorum: Üstat hapishanede Ramazan-ı Şerif’ten bir gün evvel zehirleniyor. Zehrin hastalığıyla ateşi 40 dereceyi geçiyor. Şiddetli hastalığın kendisini ölüme götürdüğünü düşünmeye başlarken Kur’an-ı Kerim’den tefeül yapıyor ve karşısına,

“Artık Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et”1 ayeti çıkıyor.

Bazı şeylere sabretmek daha kolayken bazı şeylere de sabretmek sanki zehir içmek gibi. Size yapılan bu zulüm, tüm mahkumlara verilen hakların size verilmeyişi içimizi çok acıtıyor. Bir konuşmanızda, “SABIR ZEHİRDİR” demiştiniz. Size yapılan bu zulme sabretmek adeta bir zehir Hocam. Dostu, velisi Rabbi olana zindan dahi bir bahçe bir mektep hükmünde. Rabbimden dileğim zindanın zorluklarını size kolaylaştırsın, orayı bir bahçe bir mektebe çevirsin.

Hocam siz her halükârda Allah’a dayandınız. Allah’a dayanmak ne demek, bunun gerçek mahiyetini biz sizden öğrendik. Siz sadece hayatın anlamı olan Tevhidi anlamak ve yaşamak gibi bir hayra öncülük etmediniz, şu an buraya kaydedemeyeceğim birçok hayra öncülük ettiniz, vesile oldunuz. Çok ufak bir misalle; kâinattaki yaratılmışlara bakıp “Subhanallah” dahi diyebiliyorsak sizin sayenizde. Bugün avamın dilinde adeta edebi bir cümleye dönüşmüş olan “Hasbunallah”ın gerçek manasını sizinle öğrendik. “Allah’ın rızası bize yeter!”

Kıymetli Hocam, siz Rabbani metodu tercih etmekle en güzel sığınmayı gerçekleştirdiniz. Gücü-kudreti kendinizden bilmediniz, “Ben bilmem Sen bilirsin Ya Rabbi” demiş oldunuz. Allah sizi koruyacak, Allah kendisine sığınan kulunu yardımsız bırakmaz. Birçok konuşmanızda tevekkülden bahsederken; “Kulda tevekkül varsa, Allah şöyle bakıyor; kulum bana sığınmış, ben ona nasıl yardım etmem” demiştiniz.

Bir kulun dayanağının Allah olduğunun en büyük delili, O’nun metodunu seçmesi olsa gerek. Allah sizi, size bu zulmü yapanların eline bırakmayacak Hocam. Şu an siz orada olmakla Sünnetullah’ın dava adamlarına düşen kısmını yaşıyorsunuz. Yine gün gelecek Sünnetullah gereği özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Dava adamları zindanda da olsa özgürdür -ve sesinizin- davanızın duyulmasına engel olamadıkları insan olacaksınız. Onlar istemeseler de türlü planlar hazırlasalar da Sünnetullah’ın bir de bu yönü var. Allah’ın dediği olur!

“Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat, bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekânlarda öğrendiğiniz inancı bir gün çatılardan haykıracaksınız.”2

Seyyid Kutup ‘Ruhun Sevinci’ kitabının baş kısımlarında şöyle diyor; “Kötülük tohumu ne çabuk boy atar! Gürültüyle büyür, ortalığı velveleye verir! Buna karşın hayır tohumu meyve verir. Kötülük ağacı kısa sürede büyür, boy verir ama toprağın derinliklerine kök salmaz. Zaman zaman hayır tohumunun ışık ve hava almasına engel olması mümkündür; ancak hayır ağacı ağır ağır gelişmesine devam eder. Çünkü toprağın derinliklerine uzanan kökleri ısı ve hava ihtiyacını karşılar. Kötülük ağacının göz alıcı, sahte görüntüsünün ötesine nüfus edip gerçek gücünü, dayanıklılık kapasitesini irdelediğimiz zaman, gerçek bir dayanıklılıktan uzak, zayıf, sölpük ve yün gibi pamuk gibi kabarık olduğunu görürüz. Buna karşılık hayır ağacı afetlere sabrederse, kasırgalara karşı direnirse ağır ve derinden süren gelişimini savsaklamazsa, kötülük ağacının sıçrattığı tozdan dikenlerden etkilenmez bile!”

Hocam, yıllar öncesinde attığınız sağlam tohum ağaç oldu, çok uzaklara derinlere kök saldı ve artık meyvesini vermeye başladı. Taşlayacaklar, fırtınalar estirecekler, güneşi göstermek istemeyecekler ama güneş de hava da su da Allah’ın… “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olsun” diyen Hocama güneş doğacak, baharın gelişi yakındır, çiçekler eskisinden daha gür açacak, kök salan ağaç daha çok meyve verecek biiznillah.

Hocam Aralık 2015’te Elazığ’da, “Karanlıktan Aydınlığa” isimli bir konferans vermiştiniz. Kürsüye çıktığınızda “Dik dur eğilme…” sloganları üzerine: “Allah’ıma şükürler olsun ki bana ‘Dik dur eğilme’ diyen kardeşlerim var” demiştiniz. Biz de her zaman olduğu gibi şimdi yine diyoruz ki: “Dik duran, eğilmeyen, cesur, hakkı konuşma uğrunda hapsedilmeyi dahi göze alan bir hocamız var.” Siz bu dik duruşunuzla, taşıdığınız İslam şahsiyetiyle karanlıkların aydınlığa nasıl çıkacağını gösterdiniz. Sizi artık tanıyan milyonlar var, umudu olduğunuz aç gönüller var. Bu toplumun size ihtiyacı var. Artık milyonlar sizi bekliyor, size dua ediyor.

2015 yılında bir konuşmanızda: “Bir yerde taze iman varsa gelişme vardır” demiştiniz. “Ya Rabbi üzerimize taze iman yağdır” duanız kabul oldu hocam. Taze imana hızlı erişmenin önemli yolu da çileymiş meğer. Ya Rabbi üzerimize taze iman yağdır. Bizi bu musibetten kurtar, bir çıkış yolu nasip et. Ya Rabbi, ömrünü sana adamış hocamızı ve tüm mazlumları rahmetinle koru ve kurtar! “Tevekkül insanı mutlu eder, huzursuzluktan kurtarır” demiştiniz. Rabbim bizleri de tevekkül sahiplerinden eylesin.

Kıymetli Hocam size yapılan bu haksızlığı kabul edemiyoruz, içimiz yanıyor. Çıkacağınız günü umutla bekliyoruz. Güneş yeniden tüm parıltılarıyla doğacak biiznillah.

Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah Hocam

Kübra Karabulut- ADANA

1. Tur, 48

2. Hz. İsa

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Yönetici
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Bediüzzaman’ın Kaleminden Dualar | Sayı 97

Ramazan-ı Şerif hakkında Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, “Ramazan’da Allah’ı zikred…