Çocukluk çağı, insanın zihninin berrak olduğu ve verilen her şeyi sünger gibi çekerek depoladığı oldukça avantajlı bir süreçtir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sürecin önemini: “Çocukken öğrenilen ilim taşa kazımak gibidir. Yaşlıyken öğrenilen ilim ise suya yazmak gibidir”1 buyurarak çocukluğun bu avantajlı yıllarını ilimle değerlendirmeye yönlendirmiştir. Bu ilim deryasına da ilk olarak Kur’an öğrenerek adım atılmalıdır.
Çocukluk dediğimiz süreç aslında birey için oyun çağıdır. “Çocuklar, oyunla eğitilmelidir; çünkü oyun çocuğun doğal bir etkinliğidir.”2 Kur’an öğretirken bazı pedagojik ilkelerin göz önünde bulundurulması gereklidir. Bu ilkelerin göz ardı edilmesi çocuk ve onu eğiten için müşkül durumların ortaya çıkmasına sebep olur. Kur’an öğrenmek okuldaki başka bir dersi öğrenmek gibi değildir. Kur’an eğitimi ezber ve yüzüne okumanın yanında bir yaşam tarzını benimsemeyi, Müslüman bir kimlik edinmeyi beraberinde getirir. “Din” kavram olarak soyuttur. Onu somutlaştıran çocuğun o dine mensup kimseleri nasıl gördüğüdür. Matematik öğretenin yapacağı hata yalnızca o derse özgü iken Kur’an öğreticisinin yapacağı bir hata, çocukta dine karşı bazı olumsuz düşünce ve önyargılara sebep olabilmektedir. Nitekim dine ve din eğitimi veren kurumlara önyargılı olan kimselere bakıldığında bazı olumsuz tutumlara şahit oldukları görülebilir. Akıllarda Kur’an öğrenmek gibi ciddi bir işin oyun çağı çocuğuna nasıl öğretileceği sorusu yer alıyor. Bu soruya yanıt olacak, başlangıçta ve öğrenim sürecinde dikkat edilmesi için önemli pedagojik bilgilerle yazımıza devam ediyoruz.
HAZIR BULUNUŞLUK
Öğrenim sürecine başlamak için net bir yaş belirtmek doğru olmaz. Her çocuğun hazır bulunuşluk seviyesi aynı değildir. Bu hazır bulunuşluğa çocuğun yaşı, kişisel yeterlilik ve özellikleri, Kur’an’ı ne kadar görüp dinlediği, ailesinde buna ne kadar şahit olduğu gibi meseleler etki eder. Bunu yakinen gözlemleyip çocuğu bu zeminde hazırlayacak olan elbette ebeveynleridir.
HEVES VE İSTEK
Çocuğun bu eğitimi almaya istekli ve hevesli olması gerekir. İstek ve heves yoksa baskı var olur. Baskıyla ya da zorla eğitim olmaz mı? Elbette olabilir. Birey baskı ve ısrarın oluşturduğu bir ortamda Kur’an öğrenebilir. Ancak baskıyla elde edilen kazanımlar geçici olurlar. Baskı ortadan kalktığında kazanım da ortadan kalkar ve terk edilir. Bu terk ediş ise çok da uzun olmayan bir sürede unutma ile sonuçlanır. Çocukların azarlandığında kolayca öğrenmesi ve sonrasında öğrendiğini hemen unutması bu ilkeyle açıklanır. Baskının olduğu yerde uzun süreli öğrenme yoktur. Bu bağlamda çocuğu Kur’an öğrenimine teşvik edecek ortamlar hazırlamak, ailenin istekli olup çocuğa destekçi olması ve bu ortamlara dahil etmesi gerekmektedir.
ÖĞRETİCİ İLE GÜVENLİ BİR BAĞ
Çocuklara verilen Kur’an eğitimi başlangıcında, eğiticinin güzel örnek olmasıyla beraber mütebessim ve şefkatli bir çehreye sahip olarak çocukla arasında güvenli bir bağ kurması çok mühimdir. Güvenli bağ kurması için sürekli iltifat ve yüksek dozda ilgiye ihtiyaç yoktur, suni-doğal olmayan ilgi çocuğun gergin olmasına sebep olur. Güvenli bağdan maksat, çocuğun Kur’an öğreten kişinin yanında rahat ve kaygıdan uzak olmasıdır. Bu da öğreticinin doğal ve mütebessim olmasıyla başlar.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DİĞER NOKTALAR
1. Ebeveynler ve öğreticiler çocukları yarıştırma çabası içinde olmamalı ve kıyaslamamalıdırlar.
2. Kur’an-ı Kerim’i “hatmettirmeye” değil, kalıcı öğretmeye odaklanılmalıdır. Çocuğun mükellef bir fert olmadığı akıldan çıkarılmamalıdır.
3. Sure, dua ezberi ve değerler eğitimine ağırlık verilmelidir. Bu iki eğitim paralel gitmeli, çocuğun keskin zekâsı ezber ile bilenirken, öğrendiği adap ile de girdiği ortamda örnek olmalıdır. Adab-ı muaşeret gibi temel konular ezber ve okumanın gölgesinde kalıp göz ardı edilmemelidir.
4. Allah sevgisi esas alınmalı, Kur’an’ın hayat rehberimiz olduğu ve Allah-u Teâlâ tarafından bize gönderildiği sıkça vurgulanmalıdır.
5. Kur'an'ı sevdirme amacı taşımalıdır. Muhatabımızın oyun çağı çocuğu olduğu unutulmamalıdır.
6. Kur’an eğitimi sürecinde çocuğun fikri mutlaka alınmalı, o günkü ruh haline göre bir yol izlenmelidir. Sıkıldığı zaman mola verilmeli ya da bırakılmalıdır. Ancak bu durum, gevşeklik seviyesinde algılanmamalı, çocuğun ruhuna hitap eden bir başka metot ile yola devam edilmelidir.
7. Ebeveynler arkadaş ve akraba ortamlarında çocuğunun başarısından söz etmek veya sosyal medyada paylaşmak için değil, Allah’ın rızasına uygun bir evlat yetiştirebilmek için bu eğitim yolunu seçmelidirler.
8. Ebeveyn ya da öğretici, elif-bâ’dan başlayarak tecvitli, mahreçli öğretmeli ve bu öğretimi kolay hale getirmelidir. Yanlış ve eksik öğretmenin bir vebal ve sonrasında çocuk için bir yük olacağı unutulmamalıdır.
9. 4-6 yaş çocuğunun “oyun çocuğu” olduğu unutulmamalı, çocuk teorik öğrenmeden önce oyuna doymalıdır. Evvela oyuna doyan çocuk, artık eğitim öğretime hazır olacaktır.
10. Eğer çocuğun kendine has bir yeteneği yoksa 3-4 yaş grubu çocuklara Kur’an harflerini okutmaya çalışmak doğru olmayacaktır. Bu yaş grubundaki çocukların Kur’an öğrenmesi “okuyarak” değil, “dinleyerek” olursa daha iyi ve kolay bir öğrenme gerçekleşir. Zira 3-4 yaş dönemindeki çocukların dile karşı oldukça duyarlı olmalarından, Kur’an’ı dinleyerek rahatlıkla öğrenebilir, ezberleyebilirler.
11. 5-6 yaş grubundaki çocuklara direkt alfabeyi öğretmeye başlamadan oyun hamuruyla harfleri yapma, yazı tahtasına yazma veya boyama gibi etkinliklerle çocuk, alfabeye aşina edilmelidir.
12. Çocuğa, “Kur’an’a geçersen istediğini alırız, hatim yaparsan buraya gideriz” gibi maddi menfaati besleyici ve onu adeta rüşvete alıştırıcı hedefler konulmamalı, hedefe ulaştıktan sonra bu pekiştiriciler mükafat olarak sunulmalıdır.
13. Kur’an’a geçen çocuk için akraba, arkadaş, komşu vb. davet edilerek “Kur’an cemiyeti” veya “Âmin Alayı- Bed-i Besmele Töreni” gibi çocuğun ilerde heyecan ve mutlulukla hatırlayacağı bir tören düzenlenebilir.
Çocuğa göre yaklaşım yalnızca Kur’an öğrendiği süreyle sınırlı değildir. Devam edecek süreçteki yaklaşım ve tutum da en az bu süreç kadar önemlidir. Yetişkin bir birey, mükellef olduğu halde belki senede yalnızca bir kez hatim yapabiliyorken henüz kendi dilini dahi tam manasıyla konuşamayan çocuklara sayfalarca Kur’an okutmak çocuklardan bazılarında Kur’an’a karşı antipati, isteksizlik oluşturmakta, Kur’an okumak çocuğun dünyasında sıradanlaşmakta veya zorunlu bir iş haline gelmektedir.
Ayrıca hatim yapan çocuğun ileriye dönük daha fazla hedefi kalmamakta, vazifesini tamamlamış olduğunu düşünmektedir. Yeni öğrenen çocuğa günde bir ayet yahut bir satır gibi çocuğun durumuna göre onu usandırmayacak bir miktar verilir, tecvitli okuma çalışması yapılır. Sık tekrar etmesi sağlanır. Tecvit kuralları, çocuğun Kur’an’ına kurşun kalemle işaretlenebilir. Zaman geçtikçe okunan ayet sayısı artırılıp tekrar sayısı azaltılır. Bu şekilde çocuk bıkmadan, sıkılmadan ve Kur’an’a heves duyarak Kur’an okur ve ilerleme kaydeder.
Çocuklar aileler için en değerli varlıklardır. Belki dünya nimetlerinin en sevimlisi evlattır... Allah Azze ve Celle verdiği bu nimeti kendi rızasına uygun şekilde yetiştirmeyi nasip eylesin.
1. El-Camiu’s-sağir, 1/254; Kenzu’l-Ummal, h. No: 2759
2. İbn-i Sina