Allah Azze ve Celle, bizlere bazı zaman dilimlerini daha fazla ibadete yoğunlaşmamız için fırsat olarak sunmaktadır. Bizi bizden daha iyi tanıyan Rabbimiz, böylelikle bizi manen yükseltmek, kendi boyasıyla boyamak istemektedir. Hangi ibadetin ne kadar yapılacağını, yapılış şeklini ve zamanını belirleyen O’dur.
Böylesi zaman dilimleri içerisinde elbette üç ayların oluşturduğu iklimin yeri farklıdır. Kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları rahmetin dalga dalga yayıldığı, diğer aylara nispetle ibadetin ve maneviyatın zirveye ulaştığı aylardır. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu aylara kavuştuğunda: “Allah’ım! Recebi ve Şabanı bizim için mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır”1 şeklinde dua ederdi. Bu aylarda diğer aylara nazaran daha fazla oruç tuttuğu rivayet edilmektedir. Özellikle Şaban ayının büyük kısmını oruçlu geçiren Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ramazan ayı dışındaki en faziletli orucun Şaban’da tutulan oruç olduğunu ifade etmiştir.2 Üç aylar içerisinde önemli gecelerden (kandillerden) dördünün bulunması da bu ayların fazilet ve önemini daha da artırmaktadır. Recep ayının ilk cuma gecesi Regaib, aynı ayın yirmi yedinci gecesi miraç, Şaban ayının on beşinci gecesi Berat ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi Kadir gecesidir.
Zünnun el-Mısri Radıyallahu Anh’ın bu aylar ile ilgili sözü, bu aylarda yapılması gerekeni özetler niteliktedir: “Recep ekim, Şaban bakım, Ramazan ise hasat ayıdır.” Aslında Ramazan’da iyi bir hasat elde etmenin yolu, Recep ve Şaban’ı iyi değerlendirmekten geçer demektedir. İlk iki ay Ramazan’ı çok verimli geçirmek için bir ön hazırlık gibidir. Aslında Recep ayı, cahiliye Arap’ının önem verdiği haram aylardan biriydi. İslam bu ayın hürmetini devam ettirdi. Recep ve Ramazan ayları arasında insanların gaflette olduğu ay olan Şaban ayının önemi ile ilgili de birçok rivayet mevcuttur. Hz. Peygamber: “İnsanların değerini bilemedikleri bu ayda ameller Allah’a arz edilir. Ben amellerimin oruçlu iken Allah’a arz edilmesini arzu ediyor ve bu ayda oruç tutuyorum”3 buyurmuştur.
İlk iki ayın, Ramazan’a hazırlık ve bu aydan maksimum istifade edebilmek için gerekli olduğunu ifade ettik. Öyleyse maneviyatın zirve yapması için önemli bir fırsat olan Ramazan ayının bize kazandıracaklarını bilmek bu ayı daha iyi değerlendirmemize vesile olacaktır. Ramazan ayının kelime manalarından ikisi üzerinde duralım. Birincisi “Ramad” (veya Ramda); günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması, güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer gibi manaları içerir. Bu ayı hakkıyla değerlendiren mü’minlerin de günahlarının bu şekilde yakılması, günahtan arındırılması anlamına gelir. İkincisi “Ramadi”; yazın sonu, güzün başında yağan ve tozu toprağı temizleyen yağmur manasındadır. Bu da diğer manadaki gibi mü’minlerin günahının temizlenmesi, bu aydaki arınmaya işaret edilmesi yönüyle benzerdir. Her iki mana da bu ayın rahmet, mağfiret ve arınma ayı olduğu yönüne vurgu yapan, ayın önemini göz önüne seren güzel manalardır. Bu arınma ve mağfiret ikliminden sonra Ramazan Bayramı’nın kutlanması da İslam’ın, insanın maddi yönünden ziyade ruhi olgunluğuna verdiği öneme işaret etmektedir.
Ramazan ayında ibadetlerin hakkını vererek (oruç ve diğer yapılması gerekenler yönünden) yapılan kulluk, geçmiş günahların bağışlanmasına vesile olur. “İnanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahlarının bağışlanacağını…” bildiren hadisler mevcuttur.4 Ramazan ayı, Kur’an’da ismi geçen tek kameri aydır ve hidayet kaynağı olan vahiy (Kur’an) bu ayda (Kadir Gecesinde) inmeye başlamıştır. Kadir Gecesi ile ilgili surede, bu gecenin bin aydan daha değerli olduğu vurgulanmıştır. Buradan anlaşılan durum, asıl olan ve vurgulanan şeyin vahiy olduğudur. Yani indirildiği ayı ve geceyi şerefli kılan Kur’an’dır. Bu ayın bereketinden istifade etmek ve şeref kazanmak isteyenler vahye sarılmalı, Kur’an’la münasebet kurmalı, Onunla yükselmeye çalışmalıdır. Kur’an’la münasebet sadece lafız yönünden yani yüzüne okuma şeklinde değil mealini de birlikte okumayı içermelidir. Çünkü Kur’an bir hayat kitabıdır ve Allah’ın razı olduğu medeniyetin anahtarıdır. Sahabenin yaptığı gibi, onar ayet alıp onların manalarını öğrenip yaşadıktan sonra diğer ayetler de aynı şekilde okunmalıdır. Hayatımızı, toplumumuzu ve hatta tüm insanlığı vahiyle tanıştırmak ve vahye dayalı bir hayat nizamı kurmak amacıyla okunmalıdır.
Ramazan ayı, içinde barındırdığı farz olan oruç ibadetiyle de birçok yönden bize faydalar sağlamaktadır. Oruçla ilgili bir ayette: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz”5 buyurulmuştur. Görüldüğü gibi ayette oruçla takva arasında direk bir ilişki kurulmuştur. Kur’an’da birçok ayette takva sahiplerinin övüldüğü, cennetlerin takva sahipleri için hazırlandığı gibi ayetler düşünüldüğünde, oruç takvaya takva da cennete götürür diyebiliriz. Orucun sadece fıkhi manasını düşünmeyip manevi mertebelerini de düşündüğümüzde takva ile ilişkisi daha net anlaşılacaktır. İmam Gazali şöyle demiştir: “Bilinmelidir ki oruç üç derecedir: Halkın (avamın) orucu, seçkinlerin (Havas) orucu ve seçkinlerin seçkinlerinin (ahassul havass) orucu. Avamın orucu; yemekten, içmekten ve cinsi münasebetten uzak durmaktır. Havass’ın orucu, (avamın orucuna ilaveten) kişinin azalarıyla da oruç tutmasını içerir. Yani oruçlunun gözünü, kulağını, elini, ayağını ve dilini günahlardan uzak tutmasıdır. Ahassu’l-Havass’ın orucu ise bunlara ilaveten kalbine de oruç tutturmasıdır. Kalbi, dünyevi düşüncelerden tamamen arındırıp Allah’tan başka her şeyi kalpten uzaklaştırmaktır. Böyle bir oruç Allah’tan ve kıyamet gününden başka bir şeyi düşünmekle bozulur…”6 Bu dereceleri ile birlikte düşünüldüğünde böylesine tutulan bir oruç elbette kişiye hassasiyet kazandıracaktır.
Oruç nefsi arındırma ve dizginleme yönünden en etkili ibadettir. Nefisle mücahedenin dört rüknü olan az yeme, az konuşma, az uyuma ve kısa süreli uzleti bu ayda daha fazla yapabilmek mümkündür. Oruç, nimetlerin kıymetini daha iyi anlama ve onların şükrünü eda etmeye vesiledir. İnsan aç ve susuz kalınca aciz olduğunu daha iyi anlıyor, kulluğunu idrak ediyor. Rabbinin kendisine bahşettiği nimetleri hatırlıyor. Kendisini yaratan ve bunca nimet veren Rabbinin emirlerine sarılması gerektiğini, verdiği nimetlere şükretmesi gerektiğini anlıyor.
Oruç sabrı da öğretir, fakirlerin halini anlamaya da vesile olur. İslam coğrafyasını ve Müslümanların içinde bulundukları hali de hatırlatarak onlarla ünsiyet kurmayı sağlar. Ben şu anda rahat bir şekilde yemek yiyebiliyorum ama İslam coğrafyasındaki kardeşlerim ne durumdadır? Gazze’de enkazlar arasında bulunan insanların açlıkla, soğukla ve katil/işgalci İsrail’in zulümleriyle olan imtihanı devam ediyor. Mazlum İslam coğrafyasının tüm bölgelerinin kurtuluşu için hem fiili hem kavli dua etmeyi düşündüren bir aydır Ramazan. Kavli dua namazlarda ve diğer zamanlarda onlar için Rabbimizin yardımını istemek, fiili dua ise İslam’ın hâkim olması için çalışmaktır. Muhterem Hocamızın dediği gibi: “İslam Medeniyeti kurulmadan Filistin’in, Doğu Türkistan’ın ve diğer bölgelerin gerçek manada kurtuluşu mümkün olamayacaktır.” Bunun için herkesin içinde bulunduğu toplumda İslam Medeniyetinin oluşması için var gücüyle çalışması gerekmektedir. Meselenin bu boyutu düşünüldüğünde Ramazan bu yönüyle ümmet bilinci oluşmasına vesile olan bir aydır.
Ramazan ayına has sahur, iftar gibi oruca dair etkinlikler ve yatsıdan sonra kılınan teravih namazı gibi ibadetler toplumsal kaynaşmaya, camilere alışmaya birer vesiledir. Sahur vakti kalkıldığında teheccüd namazı, tesbihat, zikir ve tefekkür için iyi bir fırsattır. Böylelikle nafile namaz kılmaya karşı bir meleke kazanılıp maneviyatı daha da kuvvetlendirme fırsatı elde edilebilir. Bu gecelerde Kur’an okunup ayetler üzerinde tefekkür edilebilir. Ayrıca iftar sofralarında bir arada olmak kardeşliğimizi pekiştirmeyi sağlayacak, akrabalarımızla sıla-i rahim yapılmasını kolaylaştıracaktır. Böylesi zamanlar birbirimize nasihat etmek ve davet için de bulunmaz bir fırsattır.
Ramazan ayı aynı zamanda infak bilincimizin de tazelenmesine vesile olan bir aydır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem için söylenen: “Ramazan’da esen rüzgârdan daha cömert olurdu”7 sözü bizi kamçılamalı, O’nun ümmeti olduğumuzu yapacağımız infak ve yardımlarla ispat etmeliyiz.
Ramazan ayı itikâf ibadetinin de yapıldığı aydır. Rasulullah, Ramazan’ın son on günü mescitte itikâfa girerdi. Maalesef itikâf ibadeti günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bir sünnettir. Halbuki kişinin kendi iç dünyasına yönelmesi, geçmişin muhasebesini, geleceğin planlamasını yapması için kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Bir önceki yıldan bu yana veya geçmiş hayatında neler yaptı, neleri yapamadı? Yapılanların içerisinde Rabbinin rızasına uygun neler var? Derin tefekkür yapabilmesi, dünyaya geliş gayesini idrak edebilmesi, ebedi hayatı için önemli kararlar alabilmesi, dünyanın meşgalesinden uzaklaşıp vicdanıyla baş başa kalabilmesi, kurtuluşu için geri kalan ömründe nasıl yaşaması gerektiğini planlaması için bu fırsatı iyi değerlendirmek zorundadır. Aynı zamanda sürekli cami içerisinde olması, cemaatle namazlarını daha dikkatli kılması, vaktinin çoğunu ibadet, zikir, Kur’an okumayla geçirmesi, dünyalık meseleleri ve gıybet gibi kişiyi durduk yere günaha sokacak fiillerden uzak durması tüm bunlar maneviyatına katkı sağlayacaktır. Ayrıca Kadir Gecesinin hangi gün olduğu ile ilgili rivayetlerde kuvvetli ihtimalle Ramazan’ın son on günü içerisinde olduğu biliniyor. Bu günlerde itikâfta olanların bu geceyi ihya etmesi de kuvvetle muhtemeldir.
Daha birçok yönüyle Ramazan ayının bize kazandıracağı şeyler üzerinde durulabilir. Bu ayda yapılan ibadetlerin çeşitliliği ve yoğunluğu sonraki aylarda da etkisini az da olsa gösterecektir. Özetle bu ay kulluğumuzun kalitesini artırmak ve Rabbimizin affına mazhar olmak için büyük fırsattır. Önemli olan nefsin zayıflatılması/tezkiye edilmesi, buna mukabil de kalbin dirilmesi/canlanmasıdır. Ramazan ayının hakkıyla idrak edilebilmesi ve ölü kalplerin dirilmesi temennisiyle hayırlı Ramazanlar diliyorum.
1. Taberani, Evsat, IV, 189; Beyhaki, Şuab, V, 348; Ahmed, I, 259
2. Tirmizi, Zekât, 28
3. Müsned, V, 201; Nesai, Ṣavm, 70
4. Buhari, Ṣavm, 6; Müslim, Ṣalatü’l-müsafirin, 175
5. Bakara, 183
6. İmam-ı Gazali, İhya-u Ulûm’id-Din, cilt-I, s.723, Merve Yayınları
7. Buhari, Savm 7, Menakıb 23, Fezailü’l-Kur’an 6; Müslim, Fezail 50