Kapak

Furkan Nesli Dergisinde Yazmak…

Paylaş:

Furkan Nesli Dergisi büyük bir ailedir ve ben de bu ailenin bir ferdi olmaktan gurur duyduğumu söyleyerek yazıma başlamak istiyorum. Dergiye yazı yazmaya başladığım günden bugüne gelinen süreci bir çırpıda anlatmak hiç de kolay değil. Geriye dönüp bakıldığında birçok sayının ortaya çıkmasında başta kıymetli hocamız olmak üzere yüzlerce insanın emeği, göz nuru, her şart ve zeminde gösterdiği kararlılığı, fedakârlığı söz konusudur. Rabbim, emeği geçen herkesin mükâfatını kat kat fazlasıyla versin.

Her şeyden evvel bu dergi bir dava dergisidir. Aslında bir dergiden daha fazla şeyi ifade etmektedir. Unutulmuş Tevhid davasını, içinde bulunduğu toplumda Rabbani bir metotla ortaya koyan, bu uğurda yıllardır mücadele eden Furkan Hareketi mensuplarının, süreç içinde elde ettikleri birikimlerinin, eğitim ve davet çalışmalarının yazıya dökülmüş halidir. İslami hizmetler içinde yer alıp masa başında yazarak değil de bizzat sahada mücadele ederek yazılarını kaleme alan yazar kadrosundan oluşması dergiyi daha da anlamlı kılmaktadır.

Dergide yazma sürecime değinecek olursam hatırladığım kadarıyla derginin öncelikle bir iki sayısı deneme amaçlı çıkmıştı. O sayılarda benim yazım yoktu ama yine de fazlasıyla heyecanlanmıştım. Çünkü o zamana kadar İslam davası sohbet, konferans ve eğitim çalışmalarıyla çeşitli şekillerde zaten dile getiriliyordu. Dergi yoluyla da Rabbimizin davasını kitlelere ulaştıracağız düşüncesi yeni bir heyecan katmıştı. Ancak bir yandan da “nasıl bir dergi olacak”, “acaba uzun soluklu sürdürmek mümkün olacak mı?” gibi sorular da zihnimi kurcalıyordu. Çünkü bir dergi için kalıcı olmanın ve bunun sorumluluğunu taşımanın ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyordum. 1990’lı yıllarda kitap ve dergi neşriyat çok önem arz ediyordu. Bilgiye ulaşmak bugünkü kadar kolay değildi. Teknolojik gelişimler bir yandan hayatımızı kolaylaştırıyor diğer yandan bazı olumlu yönlerimizi de törpülüyor. Maalesef bugünkü nesil kitap ve dergi okumaktan daha ziyade vaktini sosyal mecrada, telefon ve bilgisayar başında geçiriyor. Bunu yaparken de amacı çoğu zaman bilgiye ulaşmaktan çok, orada zaman geçirmek oluyor. Böyle olunca kitap okumak, çıkan dergileri takip etmek gibi bir gündemleri olmuyor. 1980-2000 yılları arasında İslami camianın içinde bulunan ve çeşitli neşriyatları takip edenlerin, bir derginin çıkması ve piyasada tutunabilmesinin zorluklarını bugünkü nesilden çok daha iyi bildikleri bir gerçektir. Furkan Nesli Dergisinin ilk sayıları basıldığında o zamana kadar dergide yazı yazacağımla ilgili bir düşünce aklımdan geçmemişti. Aslında lise yıllarımdan beridir yazı yazmak (özellikle edebiyat dersinde kompozisyon yazmayı hiç sevmezdim) bana çok zor geliyordu. Ben yazı yazmaktan çok işin okuma kısmında kendimi görüyordum. Bir kitap kurdu değilim ama kitap okumayı, özellikle de İslami yayınları ve fikir kitaplarını okumayı seviyorum. Daha sonra derginin tefekkür köşesinde bir yazı yazmam teklif edildi ve yazmaya böyle başladım. Yazdıkça bu yönde bir kabiliyetim olduğu ortaya çıkmış oldu. Nasıl oldu bilmiyorum ama düşününce, demek ki yıllar içinde okuduğumuz kitapların farkında olmadan bizde bir altyapı oluşturduğu sonucuna varıyorum.

Aslında yazı yazmanın, konuya dair araştırma yapmanın, yazılacak konuyla ilgili makaleleri incelemenin kişiyi daha fazla geliştirdiğini gördüm. Artık bir makaleyi veya kitabı okurken, yazarın bu yazıyı kaleme alırken ne çok emek sarf ettiğini daha iyi anlıyorum. Bu sebeple daha dikkatli okumaya çalışıyorum. Özellikle geçmiş âlimlerimizin birbirinden değerli eserlerini okumak söz konusu olduğunda azami dikkat gösteriyorum. Çünkü elleri öpülesi âlimlerimizin kıymetini bilmezsek geçmişimizi yeterince anlayamaz, geleceğimizi hakkıyla inşa edemeyiz. Geçmiş âlimlerimiz demişken şöyle bir bilgi paylaşayım: Bazı âlimlerimizin ortaya koyduğu eserlere bakmışlar, sayfa sayılarını ömürlerine göre hesap etmişler. Bazılarının günde yirmi sayfadan fazla yazdıklarını tespit etmişler. O günün şartlarında yazı materyallerinin azlığı ve yazılan şeylerin de yüksek ilmi kıymetleri düşünüldüğünde bunu başarmak gerçekten de çok zordur. Ancak onlar ömürlerini ilme adayınca Allah Azze ve Celle de âlimlerimize zamanı bereketlendirerek bu başarıyı nasip etmiştir. Aslında ilmin önemini ve âlimlere saygı duymayı, Muhterem Hocamızın tavsiye ettiği “İlim Uğruna”1 kitabından sonra daha iyi kavramıştım. Sonrasında ben de birçok kardeşimize bu kitabı tavsiye ettim ve okuyanlardan çok olumlu geri dönüşler aldım.

Yazı yazmak okumaktan çok daha zor bir eylemdir. İyi bir okuyucu olmanın yanında yeterli bilgi birikiminin de olmasını gerektiriyor. Her şey bir yana insan yazı yazarken iyi bir motivasyon kaynağına da ihtiyaç duyuyor. İşte burada hedef yani asıl gaye devreye giriyor. İnsanı harekete geçiren önemli etkenlerden birisi hedeftir. Geçmişteki edebi akımları ortaya çıkaran “sanat, sanat içindir” veya “sanat, toplum içindir” sözleri aslında bu sanatı icra edenlerin temel amacını yansıtmaktadır. Bir şey yazmış olmak için yazmak mı yoksa toplumun ihtiyacına binaen Allah’ın rızasını gözeterek yazmak mı, işte asıl irdelenmesi gereken nokta burasıdır. Dergi çıkarma veya kitap yazma için de böyle bir bakış açısına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Birçok kitap yazan veya dergide yazısı yayımlanan kişiler belki de meşhur olmak için yazıyordur. Allah Azze ve Celle kalplerde olanı en iyi bilendir. Başta da belirttiğim gibi bu derginin misyonu bellidir ve burada yazanların hemen hepsi bu amaç doğrultusunda yazmaktadır. Gaye Allah rızası, hedef de İslam Medeniyeti olunca haliyle burada yazmak, yazılanları tashih etmek, derginin mutfağında arka planda yapılan tüm çalışmalar Allah’ın davasına hizmet içindir. Bu büyük bir şereftir ve dolayısıyla herkes kabiliyeti oranında bu davaya hizmet etmelidir. Allah’ın bize bahşettiğini yine O’nun yolunda kullanmak aynı zamanda nimete şükrün bir ifadesidir. Yazı yazma meselesine de böyle bakıyorum. Aynı zamanda sonraki nesillere bırakılan güzel bir miras olması hasebiyle sadaka-i cariye hükmündedir (biiznillah).

Dergimizin en önemli kısmı elbette ki Hocamızın kaleme aldığı başyazı kısmıdır. Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi bir ilim ve dava adamı kimliğiyle, mücadelesiyle, mütevazı yaşantısıyla, tavizsiz dik duruşuyla bize örnek olmaktadır. Onun bilgi birikimini, dava sancısını, ümmetin ve neslin geldiği durumdan duyduğu derin üzüntüyü yazdığı satırlarda çok rahat görmek mümkündür. Tüm yazdıkları kıymetli olmakla birlikte İslami hareket metoduna dair tespitleri, ümmetin çöküş sebepleri ve bu çöküşten kurtulmasının yollarına değindiği yazıları beni en çok etkileyen yazılardır. Yazılarındaki tespitlere bundan 35-40 yıl önce vardığı düşünüldüğünde şaşırmamak elde değil. Bir de İslam Coğrafyası ve Müslümanların gündemine dair meydana gelen olaylarda daha toplum tarafından meselelerin iç yüzü belli olmadan öngörüsüyle bazı tespitleri var ki (çoğu zaman ilk anlarda anlaşılmamasına yol açtığı halde) çekinmeden dile getirmektedir. Çünkü o Rabbini razı etmeyi düşünmektedir. Bu sebeple Allah için bildiklerini söylemekte, kınayıcının kınamasına ise aldırmamaktadır. Irak Savaşı, Arap Baharı, Suriye’deki iç savaş ve sonrası ile ilgili tespitleri, nasihatleri çok değerliydi. Ancak yöneticiler ve onları yönlendiren sözde uzmanlar bu uyarıları dikkate almadılar. Zaman Hocamızı haklı çıkardı. Her meseleye Kur’an ve sünnet penceresinden baktığı, yazılarında zaten göze çarpmaktadır. Aslında bu bakış açısı derginin tamamında mevcuttur. 15. yayın yılına giren Furkan Nesli Dergisi her bir sayısında bu bakış açısıyla olayları süzgeçten geçirip okuyucusuna sunmaktadır.

Son olarak okuyucularımıza şunu söylemek isterim: Biz sizleri Furkan Nesli Dergisinin bir aile ferdi olarak görüyoruz. Sizinle birlikte biz büyük bir aile olduk. Gelin hep birlikte bu aile çemberini daha da genişletelim. Daha büyük kitlelere Tevhidin gür sesini ulaştıralım. Ümmetin kurtuluşu toplumun değişmesiyle, toplumun değişmesi de kendimizi ve çevremizi değiştirmemizle mümkün olacaktır. Bu yolda hep birlikte adım atalım. Tekrardan dergimizin bu günlere gelmesinde emeği geçen herkesten (özellikle işin mutfağında olan görünmez kahramanlardan) Rabbim razı olsun diyerek nice 15 yıllara ulaşmayı temenni ediyorum.

1.        İlim Uğruna, Abdulfettah Ebu Gudde, Polen Yayınları