Dünyanın Başına Bela Olan Bir Millet: “Seçilmiş Irk” İddiası ve Tevrat’taki Çelişkiler
Siyonist İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich “Uluslararası hukuk Yahudilere uygulanamaz. Bu, tanrının seçtiği halk ile diğerleri arasındaki farktır.” dedi. Alparslan Kuytul Hocaefendi, Smotrich’in bu küstah açıklamasını şu şekilde değerlendirdi: Kur’an-ı Kerim Yahudilerin, “Biz Allah’ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz”1 dediklerini anlatır. Yahudiler kendilerini seçilmiş olarak görürler. Hâlbuki Allah’ın seçmesinin manası, onları bir ‘ümmet’ olarak seçmesidir. Allah bir topluluğa ümmet dediği zaman, onlara bir görev vermiş sayılır. Ümmet, yeryüzünün imamı demektir. Allah’ın bir topluluğa ümmet demesinin manası budur; bu, ırki bir üstünlük değil, görev itibarıyla seçmektir.
Tevrat beş kitaptan oluşur. İlk kitap olan Tekvin’in daha ilk sayfasında insanlık âleminin Âdem ile Havva’dan yaratıldığını anlatır. Buna rağmen kendilerini üstün ırk olarak görmektedirler. Hepimizin kökeninin Âdem ile Havva olduğunu kabul ediyor, sonra da ‘Biz özel ırkız’ diyorlar. Hâlbuki kendi kitaplarına göre herkes Âdem ile Havva’dan gelmiştir; dolayısıyla kökenimiz aynıdır. Üstün ırk diye bir şey yoktur.”
Sorun Sadece Siyonizm Değil, Tahrif Edilmiş Kitaptır
Son zamanlarda Cumhurbaşkanı da dâhil olmak üzere bazı aydınlar ve gazeteciler sürekli Siyonist düşmanlığı yapıyorlar. Siyonizm, 100-150 yıllık bir meseledir. Oysa Tevrat 3.000 yıllıktır. Tevrat, Hz. Musa’dan sonra kaybolmuş ve değiştirilmiştir. Bundan 2.500 sene önce Allah, Üzeyir Aleyhisselam’ı göndermiş; Üzeyir Aleyhisselam Tevrat’ı tekrardan yazmıştır. Sonra Tevrat yine kaybolmuş ve değiştirilmiştir; şu andaki Tevrat işte odur. Siyonizm yokken de Tevrat böyleydi. Siyonizm yeni bir meseledir ama bu kitap 2.000 yıldan fazladır böyledir. Dolayısıyla problem sadece Siyonizm’de değil, kitabın bizzat kendisindedir. Siyonizm, ‘kitapta sorun yok’ algısıyla sonradan ortaya çıkmıştır. Sorun Siyonizm’den kaynaklanmamaktadır, bizzat kitabın kendisinde problem vardır. 2.000 sene evvel Siyonizm yoktu ama o kitap yine böyleydi.
İşgalci İsrail’in ateşkesi bozmasının ardından Hamas: “Anlaşmanın çökmesinden işgalci tarafı sorumlu tutuyoruz. İsrail saldırganlığının durdurulması için arabulucuları müdahale etmeye çağırıyoruz.” açıklaması yaptı. Alparslan Kuytul Hocaefendi Hamas’ın açıklamasını değerlendirdi: İşgalci İsrail medyası geçen hafta, “İsrail ordusu, bugün Gazze’de yaklaşık yüzden fazla yeri bombaladı” şeklinde açıklama yaptı. Bizzat kendileri bile bunu itiraf ediyor, açıklama yapıyor ve hiç çekinmiyorlar. Hâlbuki dört tane devlet bu anlaşmaya imza atmıştı. Yirmi kadar devletin katıldığı toplantılar sonucunda; Katar, Mısır, Türkiye ve Amerika olmak üzere dört devletin garantör olmasıyla bu anlaşma gerçekleşmişti. Ancak İsrail ne dünyadan ne de o dört devletten hiç çekinmeden, açıkça “Bugün yüzden fazla yeri bombaladık, şu kadar ton bomba kullandık” diyor. Anlaşmayı bozan tarafın İsrail olduğu ortadadır. Kendi televizyonlarında da bunu açıkça ifade etmektedirler. Dünyanın gözünün içine baka baka bunu yapıyorlar ve anlaşmayı bozdukları ortadadır. Garantör ülkelerin, “İsrail anlaşmayı bozmuştur” deyip üzerlerine düşen görevleri yapmaları gerekmez mi?
Hamas da ‘Anlaşmanın çökmesinden işgalci tarafı sorumlu tutuyoruz’ diyerek İsrail’in anlaşmayı bozduğunu ifade etti; ‘İsrail saldırganlığının durdurulması için arabulucuları müdahale etmeye çağırıyoruz’ dedi. Türkiye de garantör devletlerin içerisindedir. Ben Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan İsrail’in bu davranışlarıyla ilgili ciddi bir açıklama duymadım. Türkiye Cumhurbaşkanı! O anlaşmada senin de imzan var. Sen de mesulsün. Katar ve Mısır’ın devlet başkanları! Sizler de mesulsünüz. Amerika’nın ne olduğu zaten ortadadır. Sizlerin konuşması gerekmektedir ve anlaşmayı bozan tarafın İsrail olduğunu dünyaya ilan etmelisiniz. Anlaşmayı bozan tarafa hangi yaptırımlar yapılacaksa onları hayata geçirmelisiniz.
Mısır‘da yapılan toplantıya yirmi devlet katılmıştı. Amerika, İngiltere, Fransa gibi Batılı devletler ve Arap devletlerinden bu toplantıya katılanlar bir bakıma garantör ülke olmuşlardır. Özellikle Amerika, Katar, Mısır ve Türkiye garantör ülke olarak anlaşmaya yazılmıştır. Dolayısıyla bu dört devlet bu ateşkes anlaşmasından mesuldürler. İsrail, ateşkes anlaşmasından itibaren yüzden fazla kez ateşkesi ihlal etmiş ve yüzlerce Müslümanı şehit etmiştir.
Amerika başta olmak üzere o dört devlet de sessizliğini korumuştur. Mısır, Türkiye ve Katar; Hamas‘a söz vermişlerdir. Onlar nasıl sessiz kalabilmektedir? Hamas, Amerika’ya güvenerek değil; Türkiye‘ye, Mısır‘a ve Katar‘a güvenerek o esirleri teslim etmiştir. Neden Türkiye‘den, Katar‘dan ve Mısır‘dan ses çıkmamaktadır? Ses çıkarmadıkları o bir hafta kadar sürede 300 kadar Filistinli şehit edildi ama İsrail‘e karşı en küçük bir yaptırımda bulunmadılar. En küçük bir somut adım atmadılar. Bu ülkeler vebal altındadırlar. Orada imzası olan devlet başkanları vebal altındadırlar. Tarih sizi affetmeyecek. Filistin halkına ihanetle suçlanabilirsiniz. Müdahale etmek zorundasınız.
İsrail'in bu savaşı bitirmesi için "Büyük İsrail" haritasından "vadedilmiş topraklar" dedikleri o topraklardan vazgeçmesi lazımdır. Netanyahu, tüm dünyanın gözü önünde BM’de konuşma yaparken; Suriye, Ürdün ve Filistin‘in tamamının; Irak‘ın, Mısır‘ın ve Türkiye‘nin bir kısmının da içinde olduğu 'Büyük İsrail' haritasını tüm dünyaya göstermiştir. Bundan vazgeçmemişlerdir; o halde ateşkes mümkün değildir.
Bu ateşkes, üç devleti de kullanarak Müslümanlara oynanmış bir oyundur; aslında gerçek bir ateşkes yoktur. Bu üç devlet Hamas‘a garanti verdilerse, şimdi vazifelerini yerine getirmek ve dünyayı ayağa kaldırmak zorundadırlar. Gerekirse ordularıyla gitmek zorundadırlar. İsrail ateşkese uymadı, uymayacaktır. Türkiye, Mısır ve Katar kendilerine düşeni yerine getirmek zorundadırlar; yoksa bu zulüm böyle devam edip gidecektir.
Yaklaşık 70.000 şehit enkazın altındadır. Her gün enkaz altından şehitler çıkartılmaktadır. Ne kadar konuşsak, boş! Tek çıkış yolu güçlenmektir. İslam âleminde petrol ve altın olduğu halde devletlerin başında Amerika’ya, Avrupa’ya göbekten bağlı, satılmış adamlar var. Onlar o devletlerin başında olduğu müddetçe asla güçlü olamayız, asla bir araya gelemeyiz ve güçlenemeyiz. Saltanatlarını koruyabilmek için İsrail’le dost, Müslümanlara düşman oluyorlar. Bunlar bu ülkelerin başında olduğu müddetçe; Ortadoğu’da İslam devrimleri olmadığı müddetçe Müslümanların güçlenmesi mümkün değildir, İsrail’in durdurulabilmesi mümkün değildir. Bu satılmış adamlar devletlerin başında olduğu müddetçe bu durum böyle devam eder. Bunların neden iş başına getirildiğinin sebebi işte budur.”
