Tefekkür

İnsan Vücudundaki Mucize: Göz

Paylaş:

Gözleri görmeyen birine renkleri anlatabilir misiniz? Mavinin her bir tonunu, ormanları, dağları, çocukların gülüşlerini, ölümün üzüntüsünü? Allah Azze ve Celle, insana çok ince şekilde yaratılmış ve dış dünyaya açılan penceremiz olan gözleri bahşetmiştir. “De ki: ‘Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?”1 Gözlerimiz tefekkür denizine dalıp Allah sevgisini gönüllerimize nakış nakış işlemenin en güzel yoludur. Peki göz nasıl hassasiyetle yaratılmıştır, bu serimizde onu inceleyeceğiz.

İnsanın dış dünyayı algılamasını sağlayan en önemli ve karmaşık bir duyu organıdır. Embriyolojik olarak gebeliğin üçüncü haftasında ön beyinden gelişerek oluşmaktadır. Orbita adı verilen dıştan içe doğru piramide benzeyen sıkı bir kemik doku ile çevrelenmiş göz çukuru içinde bulunmaktadır. Kaşlar alından gelen teri, kirpikler ise dışarıdan gelen tozu engeller. Göz kapaklarında bulunan dört farklı kas açma, kapama, büzme işlemlerini gerçekleştirmektedir.

Glandula lacrimalis (gözyaşı bezi) göz küresinin üst dış kısmında bulunur ve gözyaşını üreterek gözün nemli kalmasını sağlar. Ayrıca içerisinde bulunan kimyasal maddeler ile gözü bakterilerden arındırır. Devamlı üretilen gözyaşı ductus lacrimalis (gözyaşı kanalı) ile burunun iç kısmına akmaktadır. Ağladığımızda burnumuzun da akması bu sebepledir.

Eğer bu cümleyi okuyorsanız göz kaslarınız aktif şekilde çalışıyor demektir. Her iki gözde de hareketi kontrol eden altı kas bulunmaktadır. Bu kaslar sayesinde gözler yanlara, yukarı ve aşağı veya çapraz açılarla hareket edebilmektedir. Bu senkronize hareketler derinlik, uzaklık, büyüklük algısı oluşturarak görmede etkin role sahiptir. Göz kasları ise kafatasında bulunan üç adet kraniyal sinir tarafından kontrol edilmektedir. Kasları doğrudan zayıflatan hastalıklar (şaşılık, miyozit vs.), sinir sistemi bozuklukları (felçlik, miyestania graves, Parkinson vs.) veya doğuştan gelen anomalilerle kasların çalışması bozulabilir.

Göz küresi, soğana benzer katmanlar, içleri sıvı ile dolu boşluklar ve ışığı kıran yapılardan oluşur. Kornea öne doğru bombe şeklinde ve şeffaf bir yapıdadır. Damardan yoksundur, beslenmesi gözyaşı sıvısı ve ön kameradaki göz içi sıvıdan difüzyonla olur. Kornea, ışığı göz küresi içine geçirir ve ışığın esas kırıldığı yüzeyi oluşturur.

Sklera (sert tabaka) sıkı fibröz bağ dokudan oluşur ve dıştan bakıldığında beyaz renkli görülür. Göz küresine şeklini verir, sertliğini vererek çökmesini engeller. Ayrıca göz kasları da bu tabakaya tutunmaktadır. İris göz rengimizi oluşturan bölümdür. Bol pigment içeren melenositler bulunur. İrisin asıl görevi kasılıp gevşeyerek gözün dıştan bakınca tam ortasında bulunan göz bebeğinden (pupilla) ışığın geçişini ayarlamaktır. Ayrıca iris korku, sevinç, endişe veya sinir sistemi hastalıkları, travma, şok gibi durumlarda sempatik ve parasempatik sistemin kontrol etmesiyle kasılıp gevşeme özelliğine sahiptir.

Lens göz anatomisinin arka bölümünde iris ile retina arasında bulunan bir yapıdır. Yaklaşık olarak 9-10 mm çapında ve 4 mm kalınlığında, şeffaf ve elastik bir yapıya sahiptir. Lensin temel görevi gelen ışınları içeri doğru kırarak ve odaklayarak retinada keskin bir görüntü oluşturmaktır. Lens etrafını saran liflerle gözün iç kısmına yapışmıştır. Bu güçlü lifler uzak cisimleri algılamak için kasılarak lensi incelterek, yakın cisimleri algılamak için gevşeyip lensi kalınlaştırarak algılanan görüntünün net ve keskin olmasını sağlamaktadır.

Göze gelen ışık kornea, ön oda, lens, camsı sıvıdan geçerek toplamda dört bölmede kırılarak retinaya ters bir şekilde düşmektedir. Retinanın arka tarafında bulunan sinir hücreleri optik sinirin başlangıcını oluşturur. Bu sinir hücreleri ışığı elektriksel sinyallere dönüştüren fotoreseptör hücrelerden gelen bilgileri toplar ve bilgileri beyne iletmek üzere optik sinir boyunca iletir. Optik sinir göz anatomisinin arka kısmından başlayarak beyindeki görme merkezlerine kadar uzanan bir yol izler. Bu yol sonunda gözün arkasında bir noktada çaprazlanır. Optik kiazma adı verilen bu çaprazlanma sağ ve sol gözlerden gelen görüntü bilgilerini karıştırır ve her iki gözün görüş alanlarındaki bilgilerin bir araya gelmesini sağlar. Daha sonra oluşan sinirsel yol beyindeki farklı görme merkezlerine doğru ilerler ve görsel bilgilerin işlenmesi, yorumlanması için gerekli olan bölgelere görsel sinyalleri iletir.

Başımıza gelen kötü olaylarda ‘dünyam karardı’ deriz. Bu ifade, görmenin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır. Nitekim gözlerimiz gelişim aşamasında ya da sonradan geçirilen bir hastalık veya travmayla kolayca kararabilir. “Gözler O’nu göremez, fakat o gözleri görür. O, yarattıklarının ihtiyacını bütün incelikleriyle bilip karşılayan ve her şeyden haberdar olandır.”2 Bizi bize bırakmayan ve nimetleri sonsuz olan Rabbimiz bakışlarımızla O’nu görebilmeyi, gördüklerimizle O’na ulaşabilmeyi nasip eylesin…

1.       Mülk, 23

2.       En’am, 103

3.       *Netter FH. Atlas of Human Anatomy, Sobotta Anatomi Atlası, https://www.britannica.com/science/human-eye adreslerinden yararlanılmıştır.