Bir önceki yazımızda zulmüyle meşhur olmuş ve bu nedenle çarpıcı bir son ile cezalandırılmış olan Firavun’u ele almıştık. Bu yazımızda da zalimlerin sonlarını anlatmaya devam edeceğiz.
Tarih boyunca gerçekleşen zulümlere baktığımızda büyük yıkımların, sistematik zulümlerin asla tek bir kişinin eseri olmadığı görülür. Zalimin gücü ne kadar kuvvetli olursa olsun o güce güç katan, ona maddi imkânlar sağlayan ve onun kanlı emirlerini bizzat uygulayan bürokratik bir mekanizma daima var olmuştur. Zulüm bir üçgendir. Tepede kendi ilahlığını ilan eden ve ideolojik yönü belirleyen siyasi otorite oturur. Bu otoritenin hemen altında baskı düzenini inşa eden, emirleri uygulamaya geçiren icra kolu bulunur. Üçüncü sırada ise zulüm mekanizmasının ayakta kalması için gerekli maddi desteği sağlayan ve servetini zulmün hizmetine sunan ekonomik güç yer alır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim zulüm rejiminden bahsederken fail ve yardımcılarının sonlarını belirtmiş en tepedeki isme odaklanıp diğer failleri görmezden gelmek suretiyle hakikatin tamamının göz ardı edilmesinin önüne geçmiştir.
Firavun’un Zulüm Düzeninde Haman
Haman, Firavun’un yanında inkâr ve zulümde öncülük etmiş, kibirlenen, Hz. Musa’nın davetini reddeden ve bu nedenle de Firavun ile ordusuyla birlikte denizde boğularak helak edilen zalimlerden biri olarak Kur’an’daki yerini almıştır. Haman Firavun’un zulmünde üç ana karakterde rol oynamıştır.
Başvezir Rolü ve İcra Gücü: Ayetlerden Firavun’un veziri olduğu, her meselede kendisine danıştığı ve işlerini onun üzerinden yürüttüğü, en yakın ikinci adamı olduğu anlaşılmaktadır.1 Haman, zulmün aklını, planını ve propagandasını temsil eden sembolik bir figürdür. Eğer Firavun zulmün siyasi iktidarını temsil ediyorsa, Haman bu iktidarın ideoloğu, uygulayıcı beyni ve zorbalığı sistem haline getiren bürokratik yüzüdür.2 Bu yönüyle Haman, baskının sadece kaba güçle değil, akıl, proje ve teknolojiyle de inşa edilebileceğini gösteren tarihsel bir tipolojidir.
Firavun’un Kibrini Destekleyen Mimar: Kur’an-ı Kerim’de Haman’ın en belirgin yönü Firavun’un kibrini destekleyecek somut bir yapı inşa edilmesi görevini üstlenmesidir. Firavun Haman’a: “Ey Haman! Haydi benim için tuğla fırınını yak, bana bir kule yap. Belki oradan Musa’nın tanrısını görürüm. Ama kesinlikle onun bir yalancı olduğunu düşünüyorum” dedi.”3 diyerek kendisi için yapı inşa etmesini istemiştir. Bu emir ile Haman’ın inşaat işlerinden sorumlu üst düzey yetkili olduğu da anlaşılmaktadır. Kendisi aynı zamanda inşaat ve imar işleriyle uğraşmıştır. Bu yüzden Firavun kendisinden Allah Azze ve Celle’ye meydan okumak için Allah Azze ve Celle’nin katına çıkabilmek amacıyla bir kule yapmasını istemiştir.
Askeri ve Güvenlik Gücü: Haman sadece sivil bir yetkili değildi. Bürokrat sıfatının yanı sıra ayetlerde geçtiği üzere askeri gücü de elinde bulundurduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Firavun’un siyasi ve güvenlik hedeflerinin gerçekleşmesi için gerekli tüm idari ve askeri kararların alınmasında rol oynuyordu. İsrailoğulları’nı köleleştirme, baskı altına alma ve eziyet etme politikasının aktif uygulayıcısıydı.
Zulmün devamlılığını sağlayan bozguncu Haman’ın sonu Ankebut Suresi’nde şu şekilde kaydedilmiştir: “Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (helak ettik). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa (azabımızdan) kurtulamazlardı.”4 Böylece zulmün emrini verenle birlikte, onu aklıyla büyüten ve uygulayan kişi de aynı helâke mahkûm olmuştur. Ayrıcalıkları, makamı ve Firavun’a yakınlığı Haman’ı ilahi adaletten koruyamamıştır. Onlar, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış ve kendilerine dönüş olmayacağını sanmışlardı; fakat kibirleri, onları denizin karanlıklarına sürüklemiştir.
HAKİKATE ARDINI DÖNMESİ VE İBRETLİK SONU:
Haman, Hz. Musa’nın sarayda yaşadığı dönemde gün geçtikçe parladığının ve büyük bir potansiyele sahip olduğunun farkındaydı. Hz. Musa’nın kendi yerini alacağından endişe ediyor ve ona karşı düşmanlık besliyordu. Hz. Musa sihirbazlara karşı mucizesini ortaya koyduğunda (sihirbazlar bunun sihir olmadığının farkına varıp secdeye kapanmıştı.) Haman da bu mucizeyi görmüştü. Kendisi ilim sahibiydi. Bunun sihir değil bir mucize olduğunu anlayabilecek bir seviyedeydi. Fakat kibirlenerek hakikati görmezden geldi. Zulme ortaklık etmesi, kibirlenmesi nedeniyle de Allah Azze ve Celle onu çok sevdiği lideri ve zulmün eli olan ordusuyla birlikte denizin ortasında ansızın yakaladı, helak etti. Allah Azze ve Celle Mü’min Suresi’nde5 Firavun ve yandaşlarıyla birlikte sabah akşam ateşe sunulacaklarını bildirmiştir. “Kişi dünyada kiminle birlikteyse ahirette de onunla olacaktır.”6
Kur’an-ı Kerim gücün sarhoşluğuna kapılanların nasıl ibretlik bir sona ulaştığını ilahi adalet tecelli ettiğinde, en sağlam görünen saltanatların bile kumdan kaleler gibi dağıldığını bizlere göstermektedir. Bu sarsılmaz hakikat, günümüz okuyucusuna sadece geçmişi değil, bugünü de anlama fırsatı sunuyor. Rabbim ibret alanlardan eylesin…
1. Kasas, 38; Mü’min, 36-37; İbn Kesîr, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Kasas Suresi 38. Ayet Tefsiri
2. Kasas 38; Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’an, Kasas Suresi Tefsiri
3. Kasas, 38
4. Ankebut, 39
5. Mü'min, 46
6. Buhari, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165
