Başyazı

Ramazan Ayı Ve Kazandırdıkları

Paylaş:

Hamd; Ramazan ayında indirdiği kitabı ile insanlara hidayetin yolunu gösteren, emrettiği ibadetlerle insanların nefislerini ıslah eden Allah Azze ve Celle'ye, Salat ve selam; insanların hidayeti için gece-gündüz mücadele eden Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, selam ise hidayet yoluna uyan ve insanların hidayeti için gayret gösteren tüm kardeşlerimin üzerine olsun.

Allah Azze ve Celle’nin: “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız (korunursunuz)”1 buyurduğu ve Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه.  “Her kim ki iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan ayında oruç tutar ise Allah Azze ve Celle onun geçmiş günahlarını bağışlar”2 diyerek müjdelediği Ramazan ayı tekrar nasip oldu. Efendimiz Ramazan’ın önemini belirtirken “Ramazan’ın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur”3 buyurmuştur. Kutsi bir hadiste ise: “İnsanın oruç dışındaki her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim”4 buyrularak orucun Allah katındaki değeri belirtilmektedir.

Mübarek Ramazan ayı; hayatımıza bir düzen vermek, geçmişimizin muhasebesini yapmak ve geleceğimizle ilgili bazı kararlar almak için bir fırsattır. Bu ay, günahların bağışlanması ve yeni bir insan olarak yeniden hayata başlamak için insana verilmiş bir imkândır. Bu ay hakkıyla değerlendirilirse bunlar gerçekleşecektir.

Allah Azze ve Celle, varlıklar içinden insanı; insanlardan Peygamberleri, Hz. İbrahim’in ve İmran’ın ailesi gibi bazı aileleri, ehl-i beyti, sahabe-i kiramı, müceddidleri, sıddıkları, salihleri, şehitleri ve âlimleri seçti. Meleklerden Cebrail’i ve diğer bazı büyük melekleri seçti. Yeryüzünden Mekke’yi, Medine’yi, Arafat meydanını, Tur-i Sina’yı ve Kudüs’ü seçti. Günlerden cumayı ve arefe gününü, gecelerden Kadir gecesini, saatlerden cuma saatini ve gecenin son yarısını seçti. Bunları seçtiği gibi 12 ayın içerisinden de Ramazan’ı seçti.

12 ay boyunca insanın aynı dikkati ve aynı performansı göstermesi mümkün olmadığı için Allah, 12 ayın içerisinden bir ay tayin etmiştir. Bu, insanlar için bir rahmet ve bir fırsattır. Ramazan ayında elde edilen kazanımlar sayesinde insan yılın diğer aylarında da kötülüklerden ve haramlardan sakınan bir insan olarak yaşayabilir. Bu rahmetten istifade etmez, bu imkânı değerlendirmezsek o zaman hangi imkânı değerlendirerek cennete gireceğiz?

Kur’an-ı Kerim’de Ramazan ayı hariç on iki ayın hiçbirinden isim verilerek bahsedilmez. Bakara suresinde: “Ramazan ayı, içerisinde insanlar için hidayet rehberi, doğruyu gösteren açık belgeleri kapsayan ve hak ile batılı birbirinden ayıran kitap olarak Kur’an’ın indirilmiş olduğu aydır.”5 buyurulmakta ve Ramazan ayının ismi açıkça zikredilmektedir. Hz. Peygamber Ramazan ve oruç üzerinde çok durmuş, ümmetini oruç tutmaya teşvik etmiştir. Konuyla ilgili hadislerden bazıları şunlardır:

“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.”6

“Oruç tutun. Şüphesiz oruç cehennem ateşine ve dünyanın kötülük ve musibetlerine karşı kalkandır.”7

“Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan kimsenin burnu sürtülsün. “8

“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.”9

 “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. ‘Oruçlular nerede?’ diye seslenilecek onlar da kalkıp girecekler. O kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse giremez.”10

“Özürsüz ve hasta olmadığı halde Ramazan’dan 1 gün oruç tutmayan, karşılığında tam 1 yıl oruç tutsa da karşılığı olmaz.”11

Ramazan kelimesi bir görüşe göre Esmâ-ul Husnâ’dandır. Beyhaki’nin zayıf gördüğü bir hadiste Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Selem: “Ramazan geldi, Ramazan gitti demeyin. Ramazan ayı geldi, Ramazan ayı gitti deyin. Çünkü Ramazan Allah’ın isimlerindendir” buyurmaktadır. Bu rivayete göre Ramazan Allah’ın isimlerindendir ve Ramazan ayı, “Şehrullah yani Allah’ın ayı” demektir. İkinci bir kanaate göre ise bu kelime aylardan bir ayın ismidir ve bu ekseriyetin görüşüdür. Doğrusu da budur.

Ramazan kelimesinin hangi kelimeden alınmış olduğu üzerinde iki temel görüş beyan edilmiştir. Birinci görüşe göre “Ramadî” kelimesinden, ikinci görüşe göre ise “Ramad” kelimesinden alınmıştır. Ramadî, yaz mevsiminin sonunda, güz mevsiminin başında yağan yağmurdur ve o yağmur tozları temizlemektedir. Aynen onun gibi Ramazan ayı da günahları temizleyip yıkadığı için Ramadî’den alınarak ona da “Ramadan” ismi verilmiştir. İkinci kanaate göre ise bu kelime “Ramad” dan alınmıştır. Ramad, güneşin çok şiddetli olduğu yaz mevsiminde, gündüz öğle vaktinde güneşin altındaki taşların ve kumların şiddetle ısınması ve basılan ayakları yakmasıdır. Ramazan ayı da günahları böyle yaktığı için “Ramad”dan alınarak ona “Ramadan” denilmiştir. Yani özetle bu aya “Ramadan” denilmesi ya yağmurun tozu temizlemesi gibi Ramazan ayı da günahları temizlediği için ya da kızgın kumların ayakları yakması gibi Ramazan ayı da günahları yaktığı içindir. O halde Ramazan ayı müminler için bir fırsat ve rahmettir.

Allah Azze ve Celle bütün ümmetlere namazı da emretmişti orucu da. Kur’an-ı Kerim: “Ey mü’minler sizden evvelkilere yazıldığı (farz kılındığı) gibi, oruç size de yazıldı (farz kılındı) buyurur.” Yani sizden evvelkilere de farz olarak yazılmıştı, müstehap olarak değil. Sizden evvelkilere de Ramazan ayında oruç tutmaları emredilmişti, başka bir ayda değil. Sizden öncekilere de imsak vaktinden akşama kadar hiçbir şey yememe-içmeme şeklinde emredilmişti, başka bir şekilde değil. Tüm ümmetlere gönderilen din aynı olduğu gibi oruç da aynıydı. Yani bu ibadet bir tek size yazılmış zannetmeyin. Bu ibadete bütün insanların ihtiyacı vardı ve bundan dolayı Allah Azze ve Celle bu ibadeti bütün insanlara yazdı. Bu sebeple oruç, farklı dinler arasında yayıldı. Oruç putperestlikte de meşru idi. Eski Mısır’da, Yunan’da hatta Roma’da bile vardı. Putperest olan Hintliler bugün bile kendilerince oruç tutarlar.

Kur’an-ı Kerim: “Sizden öncekilere de oruç yazılmıştı” diyerek “Onlar oruç ibadetini bozdular siz de bozmayasınız” demek istemektedir. Bir rivayete göre onlar iki musibetle karşılaştılar. “Bu musibetten Allah bizi kurtarırsa oruca on gün ilave edeceğiz” dediler. Allah Azze ve Celle onları o musibetten kurtarınca önce otuz günü kırka çıkardılar. Sonra başka bir musibetle karşılaştılar ve tekrar “Allah bizi bundan kurtarırsa oruca on gün daha ilave edeceğiz” dediler ve bu şekilde elli güne çıkardılar.  Oruç ibadetini bu şekilde bozdular. Diğer bir rivayette onlar da orucu kameri takvime göre ve Ramazan ayında tutmaları gerekiyordu. Bizdeki gibi Ramazan ayı her yıl on gün geriye geliyor ve bütün mevsimlere rastlıyordu. Onlar “Biz orucu rahat olan bir mevsime alalım ve her zaman baharda tutalım. Buna kefaret olarak da on gün ilave edelim.” dediler ve otuz günü kırk güne çıkardılar. Sonra kralları hasta olunca, Allah Azze ve Celle onu hastalıktan kurtarırsa kırk yediye çıkaracağını vaat etmişti ve iyileşince bunu yaptı. Sonra bir başka kral elliye çıkardı. Sonra tekrar bir güne indirdiler. Daha sonra ise orucu tümden dinlerinden kaldırdılar.

Tevrat’ta oruç emredilmez sadece Musa Aleyhisselam’ın kırk gün oruç tuttuğu ifade edilir. Günümüzdeki Yahudiler Kudüs’ün kurtarılmasının hatırasına bir hafta ve ağustos ayında da bir gün oruç tutarlar ve Tevrat’ın temmuz ayının onuncu günü oruç tutmayı farz kıldığını kabul ederler. İncil’de de oruç emredilmez ama oruçlular övülür. En ünlü oruçları “Fısıh” bayramından önceki büyük oruçtur.

Tevrat ve İncil’de orucun emredilmemesi kitaplarını bozduklarını göstermektedir. Onlar neyi zor gördülerse kaldırdılar. Hıristiyan kilise liderleri kafalarına göre oruçlar tayin ettiler. Kimi kilise liderleri eti, kimi balık yemeyi, kimi süt içmeyi yani hayvani gıdaları haram kıldılar. Perhiz yaptılar, bunun adına da oruç dediler.

Ramazan’da Orucun Emredilmesinin Sebepleri

Kur’an-ı Kerim: “Ramazan ayı, içerisinde insanlar için hidayet rehberi, doğruyu gösteren açık belgeleri kapsayan ve hak ile batılı birbirinden ayıran kitap olarak Kur’an’ın indirilmiş olduğu aydır” buyurmaktadır. Ayet-i kerime, Ramazan ayını değerli kılanın bu ayda Kur’an’ın indirilmesi olduğunu açıkça ifade etmektedir. Cahiliye bataklığına saplanmış, yolunu kaybetmiş ve ne yapacağını bilemez halde olan insanoğluna Kur’an’ın bir hidayet kaynağı olarak indirilmiş olması ve insanlara yol gösterilmesi Allah’ın insanoğluna büyük bir lütfudur. Bu sebeple insanlara Ramazan orucu emredilmiş ve adeta “bu nimetime karşılık oruç tutarak bana şükredin ve bana ibadet edin” denilmiştir.

Esas itibariyle yalnız Kur’an değil tüm ilahi kitaplar bu ayda indirildiği için tüm ümmetlere de bu ayda oruç tutmaları emredilmişti. Hz. İbrahim’e verilen sahifeler Ramazan’ın ilk gecesinde, Hz. Musa’ya verilen Tevrat Ramazan’ın altıncı gecesinde, Hz. Davud’a verilen Zebur Ramazan’ın on ikinci gecesinde ve İsa Aleyhisselam’a verilen İncil, Ramazan’ın on üçüncü gecesinde indirildi. İşte bu rivayete göre Allah Resul’üne Kur’an’ın inmeye başlaması da Ramazan’ın yirmi dördüncü gecesidir. Allah Azze ve Celle Ramazan ayını seçmiş ve önceki ilahî kitapları Ramazan ayında indirdiği gibi Kur’an’ı da o ayda indirmiştir.

Ramazan Ayında Orucun Emredilmesi;

1. İnsana kul olduğunun, Allah'a ibadet ve itaat etmesi gerektiğinin hatırlatılması için

2. Bakara 185. ayete göre bu ayda Kur’an indirilmiş olduğu içindir. Kur’an ile insanlar cahiliye hayatından kurtarılmış, insanoğluna hidayetin ve medeniyetin yolu gösterilmiş, bundan dolayı Allah’a şükür olarak oruç emredilmiştir.

Orucun Faydaları ve Hikmetleri

Yukarıda sayılanlar oruç ibadetinin emredilmesinin sebepleridir, sebeplerin dışında elbette birçok faydaları ve hikmetleri de vardır. Orucun faydalarından bazıları şunlardır;

1. Bakara 183. ayete göre dininde hassas olan, tüm azalarını haramlardan koruyan ve sakınan bir insan modelinin meydana gelmesi

2. İnsan nefsinin ıslah edilmesi, kötü duygu ve amellerden kurtulması

3. İnsanın kendi acziyetini, bir lokma ekmeğe ve bir damla suya muhtaç olduğunu anlaması, yeryüzünde iktidara geldiğinde veya zengin olduğunda acizliğini ve kulluğunu unutmaması ve ilahlaşmaya kalkışmaması

4. Açlığa ve susuzluğa karşı sabrı öğrenmesi ve zor günlere hazırlanması

5. Nefsini sınırlandırmayı ve iradesini kullanmayı öğrenmesi, böylece başıboş bir varlık olmaktan kurtulması

6. Fakirlerin halini anlayıp onlara yardımcı olan bir insana dönüşmesi

7. Oruç ile vücudun yıllık bakıma alınması ve böylece sağlıklı bir insana dönüşmesi

8. Aç kalarak nimetlerin kıymetini öğrenmesi ve onlardaki lezzetin farkına varması

9. Allah için aç ve susuz kalmanın lezzetine ulaşması, bunun mutluluğunu yaşaması ve Allah’a yakınlaşması

10. Günahlarından kurtulması, Allah’ın mağfiretini ve cennetini hak etmesi gibi fayda ve hikmetleri vardır. Elbette bunlar artırılabilir ancak biz bu kadarı ile iktifa edelim.

Ramazan Ayının Faydaları ve Hikmetleri

1. Dini ve manevi hayatın canlanması, eskimiş imanların tazelenmesi, namaz kılanların çoğalması, teravih namazlarında camilerin dolması ve sahurlarda teheccüt namazı kılanların artması

2. Zekât ve fitrelerin verilmesi ile Müslümanlar arasında yardımlaşmanın ve sosyal dayanışmanın artması

3. İftarlar ile ziyaretleşmelerin çoğalması, cömertliğin artması ve kardeşliğin gelişmesi

4. Mukabelelerin okunması, Kur’an okuyanların çoğalması, Kur’an’ın mesajı üzerinde durulması

5. Ramazan ayının son 10 gününde camilerde itikaf yaparak yoğun ibadete alışan, günahları bağışlanan, geçmişinin muhasebesini yapan ve yeni kararlar alan insanların çoğalması gibi fayda ve hikmetleri vardır.

Ramazan Ayında Kur’an’ın İnmesi ve Kur’an’ın Temel Mesajı

Ramazan ayını şerefli kılan sadece onda oruç tutuluyor olması değil insanlara yol göstermek için gelen bu kitabın bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Kitabın inmeye başlaması insanlık tarihinin en önemli hadisesidir. O yüzden Kur’an’ın indirildiği Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O halde bu ayda onu hayat kitabı olarak görüp raflardan indirmek ve Kur’an’ın mesajını anlamaya çalışmak gerekir.

Hayatımızda öyle anlar olur ki icabında bir ömre bedel olur. Bazen birkaç dakika ebedî hayatımızın kurtuluşuna vesile olur. Bazen çok kısa bir an çok büyük manalar ifade eder, çok büyük şeylerin değişmesine sebep olur. İşte aynen öyle; bu ayda Allah Azze ve Celle insanoğlunun gidişatını değiştirmiştir. Bu ayda insanoğluna yeni bir medeniyetin yolu gösterilmiştir.

O gün; insanoğlu şirkin ve günahların içerisinde boğuluyor, putlara tapıyor, kendi kızlarını diri diri toprağa gömüyor, faizle insanlar birbirini sömürüyor, kan davaları almış başını gidiyor, içki, kumar, zina, hırsızlık gibi günahlar ve kötülükler yayılmış, insanoğlu ne yapacağını bilemez bir vaziyette iken Allah Azze ve Celle son kez kitap ve bir peygamber göndermek suretiyle yeryüzüne müdahale etti.

Vahyin Başlaması, Kula Kulluğun Bitirilmesi ve Yeni Bir Medeniyetin Kurulmasıdır

Vahyin başlaması demek; insana uygun bir medeniyet hareketinin başlaması demektir. Vahyin başlaması demek; Allah’ın insanoğluna, “Ey insan! Sen benim dünyamda oturan bir misafirsin, özgür bir varlık değilsin. Sen kul olarak yaratıldın, kul gibi yaşamak zorundasın. Seni ben yarattım, ben seni senden daha iyi tanırım. Senin ihtiyaçlarını ben senden daha iyi bilirim. Gönderdiğim kitaba uy” demesidir. Onun için Kur’an-ı Kerim: “Doğru yolu göstermek bizim üzerimize vazifedir”12 buyurmuştur.

Kur’an, insanlığı cehaletten kurtararak şeref verdi, insanı medeni yaptı. Kur’an’ın hükümleri nefisleri terbiye etti. Kur’an sayesinde yeryüzünde yeni bir medeniyet kuruldu ve her alanda inkılâplar gerçekleştirildi. Artık insanlar nefislerine kulluk yapmayacaktı. İnsanın şeref ve onuru korunacaktı. İnsanlar artık diktatörlerin önünde eğilmeyeceklerdi. Çünkü Allah Azze ve Celle insana kendi ruhundan üflemiş, onları yeryüzünde kendi halifesi kılmış, insana ilim vermiş ve Meleklerini insana secde ettirerek onu şereflendirmiştir. Böyle bir varlığın kendi nefsine, şeytana ya da diktatörlere itaat etmesi ve kulluk yapması elbette ki kabul edilemez. İşte Allah Azze ve Celle kitabını bunun için indiriyordu.

Vahyin başlaması demek; yeryüzünde inkılapçı bir hareketin başlaması demektir. Kur’an ile Allah Azze ve Celle yeryüzünde inkılâplar gerçekleştirdi. O günün süper güçleri olan İran’ı ve Bizans’ı yıktı. Kur’an, diktatörleri devirerek insanları özgürleştirdi. Kullara kulluğu, nefse ve şeytana kulluğu kaldırdı. Kur’an, kadınların ve fakirlerin krallar ve zenginler tarafından sömürülmesini engelledi. Kullara kulluğu reddeden tevhid inancı ile insanları diriltti.

Allah’ın Resulü insanları Allah’a imana davet etmiyordu. Çünkü Allah’ın varlığını zaten biliyorlardı. Onları Allah’tan başka ilahın yani ibadet ve itaat edilecek bir kimsenin olmadığına iman etmeye davet ediyordu. Kur’an’ın esas mesajı buydu. Kur’an’ın geldiği dönemde insanlar kullara kulluk yapıyor, kralların dediği gibi yaşıyorlardı. Hâlbuki onları Allah yaratmıştı. Kullara kulluk yaparak şereflerini kaybetmişlerdi. Kur’an, insanları kula kulluktan kurtarmak için geldi.

İnsanlar, Allah’ın istediği gibi bir toplum ve medeniyet meydana getirmekle, Allah Azze ve Celle’yi yeryüzüne hâkim kılmakla vazifelidirler. Hz. İsa Aleyhisselam: “Ey Rabbim! Göklerde Senin iraden gerçekleştiği gibi yerde de Senin iraden gerçekleşsin” diye dua etmişti. Kur’an’ın getirdiği tevhid inancı özetle şunu demektedir;

Mademki Allah her şeyi bilendir ve O’ndan daha iyi bilen yoktur; O halde O’nun dediği olmalıdır.

Madem her şeyin sahibidir ve O’ndan başka Mâlik ve Melik yoktur; O halde O’nun dediği olmalıdır.

Mademki bütün insanlar eşittir; O halde insanlarla eşit olmayan Allah’ın dediği olmalıdır.

Kur’an-ı Kerim Furkan Suresi’nde şöyle buyurur: “Peygamber der ki: Ya Rabbi benim bu milletim Kur’an’ı terk olunmuş olarak bıraktılar.”13 Yani “Benim bu milletim Kur’an’ı rafa kaldırdılar. Kur’an’ı sadece mezarlıklarda okudular. Kur’an’ın Arapçasını anlamadan okudular. Kur’an’ın tefsirlerine bakmadılar, mesajını anlamaya gayret göstermediler, Kur’an’ı yaşamadılar ve hükümlerini uygulamadılar.” Ayet, Peygamberimizin kıyamet günü böylelerinden şikâyetçi olacağını haber vermektedir.  Başka bir hadiste: “Kur’an’ı okuyup da sonra unutan kimse, kıyamet gününde Allah ile ancak eli kesilmiş olarak karşılaşır”14 buyurulmakta ve Kur’an’ı terk edenler tehdit edilmektedir. Bu mübarek günleri ihya etmek isteyenler, evvela terk ettikleri Kur’an’ı okumaya başlamalı, Kur’an’ın mesajını anlamalı, yaşamalı ve onu hayata hâkim kılmaya çalışmalıdırlar.

Oruç ile Nefsin Arınması

Allah Azze ve Celle, bu dini yeryüzünde bir medeniyet kurmak üzere gönderdiğine göre insanın nefsini terbiye etmesi gerekirdi. Dinin hedeflerinden biri de bu olmalıydı. İbadetlerden bir maksat da nefislerin terbiye edilmesidir. Nefisler arındırılmadan nasıl olur da yeryüzünde bir medeniyet meydana getirilebilir? Herkesin başına polis mi koyacaksınız? Kalplere polis konulmadıkça, nefisler terbiye edilmedikçe insanı medeni yapamaz ve onlarla bir medeniyet kuramazsınız. Nefis doymaz, nefis ölmez ama terbiye edilebilir. Tüm eğitimler kalbi ve nefsi ıslah ile işe başlamalıdır.

İdeolojilerin ihmal ettiği noktalardan biri de budur. Komünizm, Kapitalizm, Faşizm ve Demokrasi gibi ideolojiler insanın nefsini ıslah etmeyi hiçbir zaman düşünmemiştir. Hangi ideoloji insanın kalbine polis dikmeyi başarabilmiştir? Bunun için de her zaman başarısız olmuşlardır. İnsan nefsini tanımayan ve ıslah edemeyen ideolojiler nasıl olur da yeryüzünde bir medeniyet meydana getirebilir. Allah Azze ve Celle’nin gönderdiği dinin ideolojilerden bir farkı da budur. Din, insanın nefsini terbiye etmekte ve onu medenileştirmektedir.

İnsan nefsini sınırlamak mecburiyetindedir. Sınırlanmayan nefislerin düştüğü çirkeflik günümüz dünyasında daha açık görülmektedir. İslam’da nefsi sınırlamanın pratik şekli, tayin edilen haramlar ve emredilen oruçtur. Hadiste: “Sizden biriniz oruçlu olduğu günde çirkin söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Biri ona söver veya onunla dövüşmeye kalkışırsa ‘Ben oruçluyum’ desin”15 buyrularak nefse hakimiyet öğretilmektedir.

Allah Azze ve Celle nefsini terbiye ederek insanı yükseltmek istemektedir. Çünkü insan Allah katında şerefli bir varlıktır. İnsanın üstünlüğünü gösteren delillerden bazıları şunlardır: 1- Allah Azze ve Celle kitabında; وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي “İnsana ruhumdan üfledim”16 buyurarak insanda kendi ruhunun olduğunu bildirmektedir. 2- Allah, insanı halifesi (vekili ve temsilcisi) olarak yaratmıştır. 3- Allah, insana ilim vermiştir. 4- Allah, melekleri insana secde ettirmiştir. 5- Allah, başka varlıklara vermediği birçok kabiliyeti insana vermiştir. Bu sebeplerle Allah, vahiy ve peygamberler göndermiş, ibadetler yoluyla suç işlemekten “sakınan bir insan” modeli meydana getirmek istemiş, haramlarla da istemediği durumlardan insanı korumuş ve böylece insanları yükseltmek istemiştir.

Allah bilimde, matematikte, fizikte, kimyada, tıpta, astronomide ve bütün ilim dallarında ilerlemeyi insanlara bırakmış; ama doğru yolu gösterme ve insan nefsinin terbiye edilmesi meselesini kendi üzerine almıştır. Çünkü insan, insanı tanıyamamakta, dolayısıyla insanın nasıl terbiye edileceğini de bilememektedir. O yüzden Allah, اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ “Hidayeti göstermek, bizim üzerimize vazifedir”17 buyurmuştur.

Yahudi ve Hristiyanlar kitaplarını tahrif edip dinlerini değiştirdiler. İbadetleri ve şeriatı ya tahrif ya da iptal ettiler.  Böylece din kutsiyetini kaybetti. Bunun üzerine dine saygıları kalmadı ve böyle bir dini yaşamayı da gerekli görmediler. Dinin zayıflaması, maneviyatın zayıflamasına ve ruhi boşluk oluşmasına sebep oldu. 2-3 asırdır dünyaya hükmeden maddeci Batı Medeniyeti, dünyada ruhi bunalımların artmasına sebep oldu. Meydana getirdikleri ideolojiler ve meydana getirdikleri insan fıtratına aykırı hayat tarzları insan nefsini ıslah etmedi ve insana huzur getirmedi.

İnsanlığın kurtuluşu ancak insanın hem maddi hem manevi yönünün tatmin edilmesi ile mümkün olabilir. Çünkü insan hem maddi hem manevi yönü olan bir varlıktır.  Tüm beşerî ideolojiler bunu ihmal etmiş hatta gündemlerine bile almamışlardır. İnsanın manevi yönünü gündemine bile almayan, ibadetleri iptal eden ideolojilerin ve medeniyetlerin insanın manevi ihtiyacını karşılaması ve insana huzur vermesi mümkün müdür?

Sakınan İnsan Ancak İbadet ile Meydana Gelir

Kulluğun amacı insanı “sakınan (muttaki) bir insana” dönüştürmektir. Hayat yolundaki imtihanlar ve tuzaklar ancak kulluk ve takva ile aşılabilir. Kur’an’da kullukla ilgili 300’e yakın ayet vardır. Mesela Bakara suresinde: “Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin. Umulur ki sakınırsınız.”18  Oruçla ilgili ayette de “Umulur ki sakınırsınız” buyurulmaktadır. O halde ibadet öğretilmeden günahtan ve suçtan sakınan bir nesil meydana getirilemez. Suçların azalmasını ve suçtan sakınan bir neslin meydana gelmesini isteyenler, nesillerine ibadeti öğretmek zorundadırlar.

Din, Kültür Değil Vahiydir

Allah Rabb’dir, terbiye etmeyi bilir ve Allah, nefisleri ibadetle terbiye etmektedir. İbadeti öğretmeyenler, kötü nesiller meydana getirdiler. Din dersine ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ diyenler dini yaşanması gerekmeyen bir kültür ve ahlakı da bilgi olarak göstermek istediler. Dine “kültür” demek, dine ihanettir. Din kültür değil, vahiydir ve Allah’tandır. Kültür ise insan ürünüdür. Yemek kültürü, elbise kültürü gibi… Kültür milletten millete, zamandan zamana değişebilir ya da değiştirilebilir. Kültürde hata olabilir, kültür eleştirilebilir, kültüre uyulmayabilir, kültür kesin olarak bağlayıcı değildir. Din için bunları düşünmek caiz olamaz çünkü vahiydir. Ahlak da bilgi değil yaşamdır ve dinin bir parçasıdır. Dine kültür, ahlaka bilgi diyenler haramlardan ve kötülüklerden kaçınan, ahlak sahibi bir nesil meydana getiremezler. O yüzden haramlar ve suç işleyenler her gün çoğalmakta, hapishaneler dolup taşmaktadır.

İlahlaştırılmış Nefisler

Kur’an-ı Kerim: اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ ‘Gördün mü, nefsini ilah edinmiş olan kimseyi?’19 buyurarak ciddi bir tehlikeyi haber vermekte, nefsin ilahlaştırılabileceğini ve tamamen nefsin esiri olunabileceğini bildirmektedir. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: “Yeryüzünde Allah’tan başka tapılan ilahların (mabudların) içerisinde nefisten daha büyüğü yoktur”20 buyurmaktadır. Yani aslında Allah’tan başkalarına tapanlar, başka şeylere tapıyor gibi görünseler de gerçekte nefislerine tapmaktadırlar. İşte ibadetler, insanı şirkten ve bu şekilde basitleşmekten kurtarmak içindir. Çünkü ibadetler nefsi kontrol altına almada ve yanlış şeylerden sakındırmakta etkilidirler.

Nefsin terbiye edilebilmesi ciddi ve önemli bir meseledir. Kur’an buyuruyor ki; قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ  “Nefsini arındıran kurtuldu.”21 وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ  “Nefsini günahlarla kuşatmış olanlar ziyana uğradı.”22 Demek ki nefis terbiye olmakta ve arınabilmektedir. O halde nefisler nasıl terbiye edilecektir?

Rab; terbiye eden demektir. Allah, kullarını terbiye ettiği için Rab’dir. Göndermiş olduğu inanç ve ahlak esaslarıyla, insani ve ahlaki değerlerle, farzlarla ve haramlarla insanları terbiye eder. Allah’ın hedefi insanı yüceltmektir.

Her bir ibadet insanın bir yönünü tamamlar ve insanın kâmilleşmesini sağlar. Kur’an-ı Kerim:  اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ “Namaz, hayâsızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar”23 buyurarak namazın insanı kötülüklerden alıkoyma özelliği olduğunu bildirmektedir. İnsan, namazla birçok şey kazandığı gibi zekâtla da başka şeyler kazanır. Namaz kılmakla insan cimrilikten kurtulmaz. İnsanı cimrilikten ancak zekât kurtarır. Ama zekâtla da insanın iradesi kuvvetlenmez, irade ancak oruçla kuvvetlenir. Bu yüzden Allah, orucu emreder. Tüm ibadetler yapıldığında insan ancak tüm vitaminleri almış olmakta ve bir insan-ı kâmil olma yoluna girmiş olmaktadır.  Her bir ibadet bir yönüyle vitamin bir yönüyle ilaçtır. Tüm ibadetler yapılmadıkça tüm vitaminler alınmış olamaz ve tüm ibadetler yapılmadıkça kalbi hastalıkları tedavi edecek ilaçlar alınmamış demektir.  

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanları oruç tutmaya teşvik ediyordu. Kendisi Ramazan dışında da çok oruç tutuyordu. Hiçbir ayı oruçsuz olarak geçirmiyordu. Hazreti Aişe’den öğreniyoruz: “Resulullah hiçbir ayı oruçsuz olarak geçirmezdi. Ramazan dışında da özellikle Şaban’da bazen o kadar oruç tutardı ki orucu hiç bırakmayacak zannederdik. Bazen de o kadar oruç tutmazdı ki bu ay hiç oruç tutmayacak zannederdik.”24 Ayrıca Efendimiz: “Pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah’a arz edilir. Dolayısıyla o günlerde oruç tutarım ki amellerim oruçlu olarak Allah’a arz edilsin”25 buyurarak Ramazan dışında da oruca teşvik etmektedir.

Ramazan’da Hazreti Peygamber’in yaptığı gibi itikâf da yapılır. İtikâf da insanın ruhunu diriltir ve ruhbanlaşmadan insana nefsini terbiye etmeyi ve geçmişinin muhasebesini yapmayı öğretir. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, her sene Ramazan ayının son 10 gününde itikâfa girerdi, hanımlarından uzak dururdu. İbadetlerini çoğaltırdı. Hazreti Cebrail gelirdi ve Peygamberimiz ona o zamana kadar gelmiş olan bütün Kur’an’ı tekrar ederdi. İtikafla ilgili rivayette: “Rasulullah her Ramazan 10 gün itikafa girerdi, vefat edeceği yılda 20 gün itikafa girdi”26 buyurulmuştur. İtikâf, Efendimizin kuvvetli sünnetlerindendir. Tırnak kesme, sakal bırakma, tesbih çekme sünnetlerini yerine getirenler bunlardan çok daha önemli olan itikâf sünnetini ihmal etmemelidirler.

Allah Azze ve Celle bu Ramazan ayında nefislerimizi terbiye etmek suretiyle manen dirilmeyi, Ramazan vesilesi ile Kur’an’a yönelmeyi, Kur’an’a göre yaşamayı ve Kur’an ile toplumsal dirilişi gerçekleştirebilmeyi nasip eylesin.

 

1. Bakara, 183

2. Buhari, Savm, 6

3. Beyhakî, Şu'abü’l-İman, 305

4. Müslim, Sıyam, 164

5. Bakara, 185

6. Müslim, Müslim, Sıyam, 164

7. Camiu’s Sağir

8. Tirmizi, Daavat 110

9. Buhari, Savm

10. Buhari, Savm, 4

11. Tirmizî, Savm, 27

12. Leyl, 12

13. Furkan, 30

14. Ebu Davut, Vitr, 21

15. Buhari, Savm

16. Hicr, 29

17. Leyl, 12

18. Bakara, 21

19. Furkan, 43

20. Taberanî, el-Mu'cemü’l-Kebîr, VIII, 123, h.no: 7502.

21. Şems, 9

22. Şems, 10

23. Ankebut, 45

24. Buhari, Savm/51

25. Tirmizi, Savm 44/ Nesai Sıyam 70

26. Buhari, İtikaf, 2044