Makale

Üç Aylar ve Kur’an’la Gelen Sorumluluk

Paylaş:

Ömrümüzün en kıymetli aylarına girmiş bulunmaktayız. Üç aylar, zamanın akışını yavaşlatan ilahi bir çağrıdır. Bir Müslüman bu mübarek aylarda hayatın olağan akışını ve koşuşturmasını yavaşlatıp, özüne dönerek kalbinin sesini duymaya çalışmalıdır. Bu yöneliş, nefsi muhasebeye kapı aralar ve bu muhasebenin merkezinde çoğu zaman Kur’an yer alır. Çünkü Kur’an, insanın Rabbiyle bağını tazeleyen, kalbine yön ve istikamet kazandıran ilahi bir hitaptır.

Kur’an’la kurulan ilişki yalnızca bireysel bir ibadet değildir. O, okunduğu yerde kalmaz. Okuyanı dönüştürür, dönüşen insan üzerinden başkalarına ulaşmak ister. Bu sebeple Kur’an okumak, çoğu zaman bir sorumluluğu da beraberinde getirir: Öğrenilen hakikati yaşamak ve başkasına ulaştırmak.

Kur’an, insanı sadece bilgilendiren bir kitap değil, hayatı yeniden inşa etmeye çağıran ilahi bir hitaptır. Bu yüzden Kur’an’la kurulan bağ, sıradan bir okuma alışkanlığından ibaret değildir. O, bir yöneliş, bir diriliş ve bilinçli bir taraf oluşturmadır. Üç aylar, bu yönelişi yeniden sorgulamak için Rabbimizin lütfettiği bir ikaz gibidir.

Kur’an okumak, salt bir ibadet değil insanın hayatını hangi ölçülere göre yaşayacağını belirleyen temel bir belirleyicidir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur: “Şüphesiz bu Kur’an, insanları en doğru yola iletir.”1 Bu nedenle Kur’an’la kurulan ilişki yüzeysel kaldığında maksadına ulaşmaz. Allah-u Teâlâ’nın şu uyarısı bu hakikati hatırlatır: “Kur’an’ı düşünüp anlamazlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?”2 Kur’an, okuyanı dönüştürmüyorsa okunmuş ama muhatap alınmamış demektir.

Sahabe nesli için Kur’an, bitirilmesi gereken bir kitap değil, yaşanması gereken bir sorumluluktu. İbn Mesud ve Übey b. Ka'b'ın rivayetlerine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onlara on ayet okuturdu.3 Onlar, bu on ayetin içinde bulunan hükümlerle amel etmeyi öğrenmeden diğer on ayete geçmezlerdi. Rasulullah onlara Kur’an’ı ve Kur’an’la amel etmeyi birlikte öğretirdi. Abdurrahman es-Sülemi şöyle bildirir: “Biz Kur’an’dan on ayet öğrenince bu ayetlerin ihtiva ettiği emir, yasak, helal ve haramı bilinceye kadar diğer on ayeti öğrenmezdik.” İmam Malik 'Muvatta’da' şöyle demektedir: “Bana ulaşan habere göre Abdullah b. Ömer, öğrenmek amacıyla Bakara Suresi’nin üzerinde sekiz sene durmuştur.” Yine İmam Malik’in rivayetine göre Hz. Ömer, Bakara Suresi’ni on iki senede öğrenmiş, bitirince sevincinden bir deve kesmiştir.4 Abdullah b. Mesud ise şöyle demiştir: “Bize, Kur’an’ın lafızlarını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay geliyordu. Bizden sonra gelenlere ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, onunla amel etme ise zor gelir.”5

Görüldüğü gibi ashab-ı kiram, Kur’an’ın lafzını ve manasını birlikte öğrenmişler ve bunları amelle bütünleştirmişlerdir.

Kur’an’la kurulan sahih ilişki, doğal olarak öğretme sorumluluğunu da beraberinde getirir. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hakikati şöyle ifade eder: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”6 Bu hadis, Kur’an öğretmenin yalnızca ilim ehline ait bir görev olmadığını, imkânı olan her mü’min için bir sorumluluk olduğunu ortaya koyar.

Kur’an öğretmek çoğu zaman en yakın halkada başlar. Eşine bir ayeti sabırla anlatmak, çocuğunun elif-ba’sına eşlik etmek, bir komşunun Kur’an’la tanışmasına vesile olmak… Rasulullah şöyle buyurur: “Kim bir hayra vesile olursa, onu yapan kadar sevap alır.”7 Kur’an öğrenen insan, öğrendiğiyle yalnızca kendini değil, çevresini de dönüştürür. Okuduğu ayetle ibadetini gözden geçirir, ahlâkını inşa eder, hayatını yeniden tartar. Böylece bir kişiye öğretilen Kur’an, zamanla başkalarına da ulaşır. Küçük bir adım, zincirleme bir hayra dönüşür.

Üç aylar, Kur’an’la ilişkimizi yeniden inşa etmek için önemli bir fırsattır. Ancak bu inşa yalnızca bireysel bir arınmayla sınırlı kalmamalıdır. Asıl soru şudur: Kur’an’ı sadece okuyor muyuz, yoksa Kur’an’la sorumluluk alıyor muyuz? Rabbimizin çağrısı hâlâ diridir: “Biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?”8 Ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Kur’an okuyun çünkü o, kıyamet günü okuyucusuna şefaatçi olarak gelecektir.”9 Bu şefaat, yalnızca seslendirenlere değil, Kur’an’la hayatını inşa edenlere bir müjdedir.

Kur’an’ı okumak yalnızca harfleri sıralamak değildir. Onu tertil üzere, doğru ve tecvit kurallarına uygun okumak, kelamın ruhuna nüfuz etmesini sağlar. Her harfin hakkını vermek, Allah’ın kelamına duyulan saygının bir tezahürüdür. Bu titizlik, okuyan için bir edep ve Rabbine karşı bir bağlılık halidir.

Okumak kadar önemli olan bir diğer husus ise tefekkürdür. Kur’an, düşünülüp hayatla buluşturulsun diye indirilmiştir. Ayetler üzerinde durmak, manasını kalpte tartmak; Kur’an’ı yüzeysel bir bilgi olmaktan çıkarır ve onu hayatın rehberi haline getirir. Tefekkürle okunan Kur’an, insanı hem Rabbine hem de çevresine karşı sorumlu kılar.

Toplum olarak, Kur’an’ı sadece okuyanlara değil; okuduğunu yaşayan ve başkasına ulaştıranlara muhtacız. Belki herkesin hocası olamayız, fakat bir kişinin Kur’an’la bağ kurmasına vesile olabiliriz. Ve bazen bir insanın hayatına giren Kur’an, bir aileyi bir toplumu ve bir nesli dönüştürür. Ve bu nesil vazifesinin şuuruyla Allah’a ve ümmete karşı sorumluluklarını yerine getirmek için her türlü adımı atar, mücadeleden geri kalmaz ve özlenen İslam Medeniyetinin yeniden inşası için umut olur.

1.       İsra, 9

2.       Muhammed, 24

3.       Buhari, Fedâilü’l-Kur’an, 21

4.       Taberani, El-Mu‘cemü’l-Kebir

5.       İmam Malik, Muvatta Suyuti, El-İtkan fi Ulumi'l-Kur'an

6.       İbn Ebi Şeybe, Musannef/ İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî

7.       Müslim, İmâre, 133

8.       Kamer, 17

9.       Müslim, Salatü’l-Müsâfirîn, 252