Sorunların üzerini örtmek, sadece görünen felaketlerin önlemini almak kolaya kaçan insanoğlunun varoluşundan bu yana gelen özelliğidir. Dışı yeterince süslü ve ışıltılı modern çağ birçok sorunu da ışıltıları ve cazibesi altına gizlemiştir. Her şey yolunda görünür; teknoloji ilerlemiştir, hayat konforla çevrilmiştir, bilgiye erişim saniyelere inmiştir. Ama bu görüntü aldatıcıdır. Gelişen dünya çatırdayan ve günbegün çürüyen bir toplumu da beraberinde getirmiştir. Meyvenin çürümesi gibi içten içe çürümeye başlayan toplum artık can çekişmektedir. Çürüme sessizdir ama emareleri yeterince belirgindir. Önce içerden başlar ve meyveyi yenilemeyecek hale getirmekle kalmaz. O, artık yanındakileri de çürütecek bir tehlikedir. Doğanın bize sağladığı bu tefekkür, toplum üzerinde de geçerlidir ve bugün sağlık emarelerini ciddi oranda kaybetmiş toplum can çekişmekte, kötülük ve umarsızlık alabildiğine genişlemekte ve bütününe yayılmaktadır.
Bugün hem İslam toplumu hem dünya genelinde gözlemlediğimiz bu ahlaki bozulma ve sosyal çürüme çok katmanlı ve derin bir süreçtir. Önce toplumu ayakta tutan, fertleri birbirine bağlayan manevi dinamikler ortadan kalkmış, sonrasında ise içerden başlayan bu çürüme toplumsal boyutta etkisini göstermiştir. Güven duygusu ortadan kalkmıştır. Caddeler, çantalarını sımsıkı tutarak yürüyen insanlarla doludur. Çocuğunu bırakacak kadar güvenle kurulan komşuluk ilişkisi tarihe gömülmüş gibidir. Annesini öldüren genç kız, önce ailesini sonra kendini kurşunlayan baba haberleri bize bir distopya romanının içindeymişiz gibi hissettirir.
SOSYOLOJİK BİR İRDELEME
İçinde bulunduğumuz bu durum ortaya çıkışından bu yana sosyal bilimlerin konusu olmuştur. Sosyal bilimcilerin “sosyal çürüme” olarak niteledikleri bu durum toplumu ayakta tutan ve birbirine bağlayan dinamiklerin ortadan kalkması, bireysel ve toplumsal ölçekte bozulmaların meydana gelmesi ve topluma huzursuzluğun hâkim olmasıdır. Bu duruma birçok sosyolog dolaylı da olsa kuramlarında yer vermişlerdir. Sosyoloji biliminin kurucusu olan İbn Haldun ‘bedevi’ ve ‘hadari’ olarak iki tip toplum betimler ve yaşam biçimlerinin ahlaki bozulmayı da beraberinde getireceğini vurgular. İbn Haldun hadari hayatın getirdiği lüks, şatafat ve refahla birlikte ‘asabiyet’ olarak tanımladığı dayanışmanın azalacağını vurgular.1 Rahat yaşam -Hadarilik- İbn Haldun’a göre bireyin kabiliyet ve meziyetlerini çalmıştır.
Durkheim ise toplumları sağlıklı ve patolojik olarak ikiye ayırır ve kullandığı anomi kavramıyla toplumsal bir bozulmaya işaret eder.2 Düzeni ve sağlıklı toplumu oluşturan ahlaki normlar kaybolmuş ve bu patolojik durum intihar gibi bireysel görülen eylemlere ve bozukluklara sebebiyet vermiştir. “Durkheim’ın insanın doğasıyla ilgili en önemli kabullerinden birisi şudur: İnsanlar bencil dürtülere ve bir dizi tutkuya sahiptir. Bu dürtülere ve tutkulara gem vurulmaması hem insanların kendileri için hem de toplum için önemli bir tehdittir.”3
Sosyolojinin önemli isimlerinden Max Weber'e göre ise modern dünyada rasyonelleşmeyle birlikte mananın yerini teknik bilgi almış ve “dünyanın büyüsü bozulmuştur.” Rasyonelleşen dünya artık bireyler için daha az anlamlıdır.4 Böylece modern yaşamda, dini yaşamdan uzaklaşmak anlam kaybını da beraberinde getirir ve toplum manevi bir bunalım yaşar. Bu da değersiz, ilkesiz, hazda hiçbir sınırı olmayan ve suç işlemekten korkmayan bir toplum doğurur. Sosyal çürümeyle modernite arasında güçlü bir bağ kuran bir isim de Charles Taylor’dur. Modernliğin Sıkıntıları adlı kitabında şöyle der: “İnsanlar bireysel yaşamlarında yoğunlaşınca geniş görüş açılarını yitirdiler. Sosyal düzenlemeler ya da eylem tarzları artık varlıkların düzeni ya da Tanrı buyruğu temeline oturmadığında, bunlar çıkar için kullanılmaya açıktır; bireylerin mutluluğu için istenildiği gibi dönüştürülebilirler.”5
SOSYAL ÇÜRÜMEYE KUR’ANÎ PERSPEKTİF: SÜNNETULLAH
“Bir yapının mühendisi o yapıyı tehdit eden tehlikeleri nasıl görebiliyor, bunların sebep ve giderilme yollarını nasıl bilebiliyorsa; aynı şekilde toplumsal yapının mühendisi de topluma şöyle bir baktı mı bünyede oluşan çatlakları ve sürekli ihmal sonucu baş gösteren çöküş tehlikesinin toplumu ecele yaklaştırdığını fark ediverir.”6
Kur’an-ı Kerim’in gönderiliş amacı topluma dengeyi, adaleti, huzuru yerleştirmek suretiyle toplumlara müdahale etmektir. Çürümeye başlamış toplumlara Peygamber gönderilerek müdahale edilmiştir. Kur'an ve sünnet gerek geçmiş kavimlerden bahsederek gerekse de tavsiyeleriyle çürümenin nasıl başlayacağını bildirmektedir. Kur’an-ı Kerim’de geçen “fesad” kavramı toplumsal bozulmaya işaret eder. “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesad ortaya çıktı.”7 ayetinin bize öğrettiği, toplumsal ölçekteki bozulmanın bireysel eylemlerle direkt ilişkili olduğudur. “Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez.”8 ayeti de toplumların yükselişi ve çöküşünün ahlaki durumlarıyla ilgili olduğunu doğrular. Kur’an-ı Kerim’de aktarılan geçmiş kavimlerin helak sebepleri de büyük ölçüde “helak”a ve çürümeye sebep olacak eylemler için bir uyarıdır. Eşcinsellik sapkınlığıyla aktarılan Lut kavmi9, ölçüde ve tartıda hile yaptığı için azaba uğrayan Şuayb Aleyhisselam’ın kavmi, zalimlere direnmeyen ve Firavun’a kölelik yapan, karaktersizliğiyle bilinen İsrailoğulları ve deveyi öldürdüğü için azap edilen Semud kavmi bugün de birçok günahın bataklığında debelenen biz 21. Asrın insanlarına Kur’an’dan ne kadar uzaklaştığımızı hatırlatıcıdır. Bu kıssalar toplumsal bozulmanın belki küçük ve önemsiz görülen günahların dahi sonucu olabileceğini göstermektedir.
ÇÜRÜMENİN ÖNÜNDEKİ SET: EMR’İ BİL MA’RUF NEHY-İ ANİ'L MÜNKER
Sünnetullah toplumsal iyileşmenin yolunun yine toplumsal bir “ıslah” haliyle mümkün olacağını öğretirken Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem “emr’i bil ma’ruf nehyi anil münker”in ıslahtaki rolünü gemi hadisiyle açıklar. Hadis oldukça çarpıcıdır. “Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler” buyurarak iki katlı bir gemi tasavvur eder ümmetine. Su almak için ikinci kata çıkan insanlar “artık onlara rahatsızlık vermeyelim geminin altından delik açalım” diye düşünürler. “Eğer üsttekiler onları bu düşüncelerinde serbest bırakırlarsa, gemidekilerin hepsi helâk olur. Eğer engel olurlarsa hem kendileri kurtulur hem de hepsi kurtulur.”10
Hz. Peygamber’in hadisi bozulmanın yıkıcı etkisini çarpıcı bir örnekle gözler önüne sermiştir. Toplumsal bir felakete yine toplumsal bir farkındalık ve eylemle karşı koyabiliriz ve bunu seçenek değil görev olarak görmeliyiz. Çünkü çürüme bozulmanın olduğu yerle sınırlı kalmayıp yayılacaktır. Gemi su almaktadır ve su almakta olan o gemide biz de varız!
- İbn Haldun, Mukaddime s.326-333
- George Rıtzer& Jeffery Stepnısky: Klasik Sosyolojik Kuramları s.205
- Coser, 2008, s.130
- George Rıtzer& Jeffery Stepnısky: Klasik Sosyolojik Kuramları s.254
- Charles Taylor, Modernliğin Sıkıntıları, s.13
- Cevdet Said, Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, s.21
- Rum, 41
- Ra’d, 11
- A’raf, 81
- Buhari, Şirket, 6
