Esmâ’ül Hüsnâ

El-Ğaniyy - El-Muğnî

Paylaş:

“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamda layıktır.”1

Bu isim Kur’an-ı Kerim’de 18 yerde geçmektedir. El-Ğaniyy aynı zamanda Allah Azze ve Celle’nin zati sıfatlarındandır.

El-Ğaniyy; çok zengin, her şeyden mustağni yani hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu tek zat demektir. El-Muğni ismi şerifi ise bu zenginlikten dilediğine, dilediği kadar vermesidir. Rabbimizin bazı başka isimlerinde de olduğu gibi her ne kadar kullara da “zengin” dense de aslında Rabbimizin zenginliği ile kulların zenginliği arasında neredeyse birbirine benzemeyecek kadar büyük farklar vardır. Genel olarak insanın tüm sıfatları acziyet ve nakıslık üzere iken Rabbimizin tüm sıfat ve isimleri mükemmel ve sınırsızdır.

Evvela kul, el- Muğnî ismi şerifinde olduğu gibi Allah Azze ve Celle’nin vermesi ve O’nun verdiği kadarı ile zengin olabilmektedir. Rabbimizin zenginliği ise kendindendir ve hiçbir şeye bağlı değildir. Ayrıca insan ne kadar zengin olursa olsun hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir duruma gelemez. Mesela havasız, susuz yaşayamaz, iş yapabilmek için yardım alır vs. Fakat Allah’ın, zenginliğinde hiçbir şeye ihtiyaç duymaması söz konusudur ki bu makam sadece O’na mahsustur. İnsanın zenginliği sınırsız değildir. Bir yönden çok zengin olan insan başka yönden fakir olabilir. Rabbimiz ise her yönden, sınırsız zengindir. Bir insanın her şeyin sahibi olacak kadar zengin olması da mümkün değildir. Zira mülk insanlar arasında dağıtılmıştır. Rabbimiz ise mülkün tek sahibidir. Yine herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu zengin bir kimse yoktur, fakat her şey ve herkes Rabbimiz’e muhtaçtır.

Bütün bunlardan sonra anlarız ki tek, mutlak ve asıl zengin Allah Azze ve Celle’dir. Kullara zengin denmesi ise mecazdır. O’ndan başka mutlak zengin yoktur. Zaten yaratan ile yaratılan arasında böyle bir fark olması normaldir. İlah ve Rab olanın zenginliği, kul olanın zenginliği ile aynı olmaz. O yüzden Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “Allah zengin, siz ise fakirlersiniz”2 buyurmuştur.

Rabbimiz’in zenginliği öyle bir zenginliktir ki yaratılmış ne varsa hepsi O’nun eseri ve O’nun mahlukudur. Yeryüzünün ve gökyüzünün, bildiğimiz ve bilmediğimiz yaratılmış ve yaratılacak olan her şeyin sahibi O’dur. Bunun için hazineler biriktirmesine, bir yerde saklamasına ihtiyaç da duymaz çünkü O daima yaratır ve “Ol” deyince olur. Mesela her gün yeryüzündeki tüm insanları ve tüm canlıları doyuracak kadar rızık dağıtmaktadır. Rabbimiz bunu sürekli yapmakta ama hiçbir şeyi saklamadan, biriktirmeden yapmaktadır. İşte bu O’nun kusursuz zenginliğidir.

Rabbimiz sadece maddi zenginliğin değil, manevi zenginliğin de kaynağıdır. Asıl zenginlik de budur. Gönülleri iman ile doldurmak, huzur, mutluluk ve sevgi gibi duygular bahşetmek, cömertlik, kanaat gibi güzel huy ve ahlaklara sahip kılmak hep Rabbimiz’in kullarına ihsanıdır. Bu manevi nimetlere sahip olmak El-Ğaniyy ismi şerifinin kullar üzerindeki tezahürü olmaktadır. Şöyle ki, iman eden bir insan kendisi madden fakir olsa bile zengin olan Rabbinin verdiklerine kanaat etmek ve paylaşmak suretiyle Rabbinden başka bir şeye kendini muhtaç hissetmeyerek hem madden gözü tok ve insanlara karşı istiğna halinde yaşar hem de manevi açıdan gönül zenginliğine ulaşır. Bunlara sahip olmayan insanlar yani kanaat edemeyen, başkasına veremeyen zengin insanlar hep muhtaç gibi davranmaktan kurtulamazlar. Veren, cömert davranan insan ihtiyacı yokmuş gibi davranır ve bu şekilde zengin olan Rabbi gibi davranmış olur. Çünkü Rabbimiz sürekli vererek zenginliğini, ihtiyaçsızlığını göstermektedir. Yani cömertlik, zenginliğin; daha fazla biriktirmek için saklamak, cimrilik etmek de fakirliğin işaretidir. Dolayısıyla vermeyeni bilmeyene zengin denilmez. Bundan dolayı tasavvuf alimleri El-Ğaniyy ismi şerifinden yola çıkarak kulun zenginliğini şöyle tanımlamıştır: Hakka karşı muhtaçlık, kevne -yani yaratılmışlara- karşı zenginlik. Yani kendisini Allah’tan başkasına muhtaç görmeyen insan en zengin insandır. Serî es-Sakatî: “Cennete giden kısa bir yol biliyorum” dedi. Cüneyd-i Bağdadî: “Bu yol nedir?” diye sorunca Serî: “Hiçbir kimseden bir şey isteme, verdiği takdirde hiç kimseden bir şey alma, hiç kimseye verecek bir şeye sahip olma” demiştir.3 Bize ilginç gelen bu cevapta Serî, kulun daima ve sadece Rabbine muhtaç kalmasından ve O’ndan başkasına ihtiyaç duymamasından bahsetmiştir çünkü onlara göre “Arifin iftiharı, muhtaçlığın aynıdır.”4

El-Ğaniyy isminde Rabbimizin hiçbir şeye ihtiyaç duymaması kapsamına kullarının kulluğuna, ibadetine muhtaç olmaması da girmektedir. Ayette “Kim cihad ederse kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah alemlerden müstağnidir (zengindir)”5 ayetinde açıkça ifade etmiştir. Allah yolunda cihad etmek ne kadar zor bir amel gibi görünse de Rabbimiz bunu kendisinin ihtiyacı olduğu için değil kulların mallarını ve canlarını Allah yolunda vererek dünyada şeref, ahirette cennet kazanması için emretmiştir. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi diğer bütün amel ve ibadetler de aynı şekildedir. Hepsinde hem bireysel hem toplumsal ve hem dünya hem ahiret açısından sayılamayacak fayda ve hikmetler vardır. Yoksa bu amellerle kimse Allah’a fayda veremez. Bunu ifade eden hadis-i kutside Rabbimiz buyurmaktadır:

“Ey kullarım! Ben kendi nefsime zulmü haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım. Ey kullarım! Sizin dünyaya ilk gelenleriniz ve sonra gelenleriniz, beşer cinsinden olanlarınız ve cinler, tümünüz, içinizden muttaki olan bir kimsenin kalbinden daha muttaki bir kalbe sahip olsanız bu, benim mülküme hiçbir şey katamaz. Ey kullarım! Dünyaya ilk gelenlerinizden en son geleninize kadar hepinizin insanların ve cinlerin hepsinin kalbi, içinizden en günahkâr olanın kalbi gibi olsa, bu benim mülkümden hiçbir şeyi eksiltmez”6

Son olarak sadece dünyanın değil ahiret mülkü ve cennetlere sahip olan El-Ğaniyy Rabbimizden El-Muğni (istediğini zengin eden) ismi şerifine istinaden bizi kendisinden başkasına muhtaç olmayacak kadar zengin etmesini, nefsimizi, neslimizi ve tüm İslam âlemini maddi olarak açlık, fakirlik ve İslam düşmanlarına el açmaktan ve özellikle de manevi olarak iman, maneviyat yoksunu olmaktan muhafaza etmesini, ahirette de cennetler ile bizi zengin kılmasını niyaz edelim.

1.       Fatır, 15

2.       Muhammed, 38

3.       Kuşeyri

4.       Esma’ül Hüsna, Şahver Çelikoğlu

5.       Ankebut, 6

6.       Müslim, Zühd, 55