Dosya

Mağfiretin Semaya İndiği Gece, Berat Gecesi

Paylaş:

Şaban ayının tam ortasında, Ramazan-ı Şerif’in kapı komşusu olan bir geceye yaklaşıyoruz: Berat Gecesi... Zamanın durmaksızın aktığı, fitnelerin sağanak gibi yağdığı şu ahir zaman tünelinde Rabbimiz bizlere nefes alacak, durup düşünecek ve rotamızı yeniden O’na çevirecek manevi duraklar ikram etmiştir. İşte bu durakların en azametlilerinden biri de, Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi, kurtuluş vesikamızın adı olan Berat Gecesi’dir.

“Berat” kelimesi manaları itibarıyla muazzam bir derinliği barındırmaktadır. Berat Arapça berâe/berâet (البرائة) kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Berâet, “iki şey arasında ilişki olmaması; kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir.1 İslam literatüründe ise bu gece, “kulun günah yüklerinden sıyrılıp Allah Azze ve Celle’nin rahmet ve mağfiretine sığınarak cehennem azabından azat olması (beraat etmesi)” manasına gelmektedir. Duhan Suresi’nde zikredilen “Mübarek Gece” (Leyle-i Mübareke) ifadesi, her ne kadar cumhur müfessirler tarafından Kadir Gecesi olarak yorumlanmış olsa da, bazı selef alimleri bunu Berat Gecesi ile ilişkilendirmiştir.2 Bu geceye “Berat” denilmesi, aşağıda aktaracağımız hadis üzerine, Allah Azze ve Celle’nin bu gece tecelli eden rahmetiyle, kendisine sığınan ve şartlarını yerine getiren müminleri cehennem ateşinden azat etmesi sebebiyledir.

Bugün toplumumuzda bu mübarek vakitler için “kandil” tabiri kullanılmaktadır. Fakat ne Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne de Ashab-ı Kiram bu gecelere “kandil” demiştir. Ancak bu isimlendirme, Osmanlı padişahı II. Selim döneminde minarelerin kandillerle süslenmesiyle hayatımıza girmiştir.3 Bu örfî kavram, bid‘at olmamakla birlikte kutsiyetin kaynağının örf değil vahiy olduğu unutulmamalıdır.

Yine Osmanlı’da başlayan “kandil” geleneğinin getirdiği bazı alışkanlıklar, bugün sünnet zannedilebilmektedir. Halk arasında “Berat Namazı” diye bilinen 100 rekâtlık bir namaz veya belirli bir zikir sayısına bağlı bir ibadet şekline, Asr-ı Saadet’te rastlanmamaktadır. Bu geceye mahsus sabit bir rekat sayısı veya belirli bir zikir adedine dair sahih ve bağlayıcı bir uygulama da bulunmamaktadır. Bazı kitaplarda geçen özel rekat sayıları ve zikir adetleri, sadece halkı ibadete teşvik etmek amacıyla sonradan söylenmiş, aslı zayıf veya mevzu rivayetlerdir. Fakat sünnete uygun olan, akşamdan itibaren bir huşu içerisinde olmak, mümkünse ertesi günü oruçla geçirmek ve geceyi ihya etmektir.

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berat Gecesi’nin ehemmiyetini şu şekilde anlatmıştır: “Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünü oruçlu geçirin. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala (Keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) fecir oluncaya kadar: “Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir bela ile) mübtela olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?” buyurur.”4  Bu ifade, adeta geçmişin günah dolu yükünü geride bırakma fırsatı olduğunu ifade etmektedir. Yani bu gece günahların yükünden hafifleme, kalbi paslandıran hatalardan temizleme, yeni bir sayfa açma fırsatıdır. Efendimiz’in verdiği bu müjde, kulun “Artık Rabbime dönmek istiyorum” demesi için açılmış bir rahmet kapısıdır.

Yine Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu geceye dair: “Bu gece Şaban’ın on beşinci gecesidir. Allah-u Teâlâ bu gecede Benî Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem’den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz.”5 buyurmuştur. Demek ki Berat, yalnızca çok ibadet etme gecesi değil, kalbini temizleme, günahlardan arınma niyetini alma gecesidir. Demek ki sadece namaz kılmak, tesbih çekmek yeterli olmamaktadır. Kalbinde gizli şirk taşıyanlar, yani Allah’ın hükmünden başka hükümlere rıza gösterenler Berat alamaz. Kalpteki gizli şirk temizlenmedikçe, Mümin kardeşe beslenen kin affedilmedikçe, koparılan akrabalık bağları onarılmadıkça, kibir terk edilmedikçe ve anne-babanın gönlü alınmadıkça gerçek Berat elde edilemez. Allah’ın rahmet kapısı bu gece ardına kadar açıktır ancak bazı günahlar bu kapının önüne perde olur. Berat almak isteyen, önce bu perdeleri kalbinden kaldırmalıdır. Bu gece uzun secdelerle, teheccüd namazlarıyla, Kur’an-ı Kerim okuyup, ayetlerin bizden ne istediğini tefekkür etmekle ve en önemlisi hadiste geçen “yüzüne bakılmaz” listesine girmemek için nefis tezkiyesi yapmakla ihya edilmelidir.

Selef alimlerimizden bu geceyi hakkıyla değerlendirmenin, nafile ibadetlerin haricinde, samimi bir tövbe ve iç muhasebe ile mümkün olacağına rastlamaktayız. Selef-i Salihîn, Berat Gecesi’ni sadece nafile ibadetlerle değil, derin bir kalp muhasebesiyle ihya ederdi. Hasan-ı Basrî bu geceyi “insanın günahlarını hatırlayıp ağladığı bir muhasebe vakti”6 olarak görürken; İmam Evzâî bu gecede her kulun Rabbiyle baş başa kalmasının daha faziletli olduğunu ifade etmiştir.7 Süfyan es-Sevrî ise Berat’ı, amellerin Allah’a arz edildiği ve kulun ahiret için hazırlık yapması gereken bir muhasebe gecesi olarak değerlendirirdi. Öyleyse bizler de bu mübarek vakte, kendimize şu soruları sorarak başlayabiliriz:

·        Haramdan vazgeçmeye gerçekten niyet ettim mi?

·        Günahlarımı  terk etmek için somut bir adım attım mı?

·        Helalleşmem gereken, ertelediğim bir kul hakkı bulunuyor mu? Anne-babamın gönlünü inciten bir davranışım var mı?, Akrabalık bağlarını ihmal ettiğim biri var mı?

·        Mümin kardeşlerim hakkında kalbimde kibir, haset veya küçümseme taşıyor muyum?

·        Namazımı huşu ile mi kılıyorum yoksa alışkanlıkla mı eda ediyorum?

·        Kur’an hayatımda ne kadar belirleyici? O‘nu sadece okuyor muyum, yoksa yaşamaya çalışıyor muyum?

·        Ümmetin derdiyle gerçekten dertleniyor muyum, yoksa sadece duygulanıp geçiyor muyum?

·        Gazze, Doğu Türkistan ve mazlum coğrafyalar için sadece üzülüyor muyum, yoksa fiilî bir sorumluluk alıyor muyum?

·        İslam’ın yeryüzünde hakim olması için bugüne kadar somut ne yaptım?

·        Davam için konforumdan ne kadar vazgeçtim?

·        Ölümü ve ahireti ne kadar hatırlıyorum, yoksa dünyaya mı kök salıyorum?

·        Bu yıl Allah için neyi terk ettim, neyi kazandım?

Muhasebenin haricinde bu gecede tövbe-i nasuh ile geçmiş günahlardan kesin bir kararlılıkla vazgeçmeli, varsa kaza namazlarımızı eda ederek eksiklerimizi telafi etmeye çalışmalıyız.

Gerçek Berat, kula kul olmaktan kurtulup yalnızca Allah’a kul olmaktır. Gerçek Berat, nefsin esaretinden, makam hırsından, korku zincirlerinden arınıp “La ilahe illallah” kalesine sığınmaktır. Allah’ın dininin yeryüzünde hâkim olması için dertlenmeyen, Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen bir kalbin Berat’ı eksiktir. Rabbim bizleri, amel defterleri tertemiz bir şekilde sağ eline verilen, mübarek Ramazan Ayı’na bu temizlikle giren, bu dünyada İslam’ın beratını taşıyan ve ahirette de Cehennemden berat belgesini alan Furkan Nesli’nden eylesin.

“Kim tevbe eder ve salih amel işlerse, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir.”8

1.       Halit Ünal, "Berat Gecesi", TDV İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/berat-gecesi

2.       Bu görüş özellikle İkrime ve İbn Abbas’a nispet edilmiş; Taberî (Cami'ul-Beyân, XXI, 8–9), Begavî (Me'âlimu’t-Tenzîl, VII, 249) ve Suyûtî (ed-Dürrü’l-Mensûr, VII, 382–383) gibi müfessirler tarafından rivayet olarak aktarılmıştır.

3.       Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Kandil”, c. 24 (İstanbul: TDV Yayınları), 299–301.

4.       İbn Mace, H. No: 1388

5.       İbn Mace, İkâmetü’s-Salât, 191 ( I, 445) Hadis No:1390

6.       İbn Receb el-Hanbelî, Zamanların Fazileti (Letâifü’l-Me'ârif Tercümesi), Çev. Mehmet Şirin Çıkar, Beka Yayınları, İstanbul, s. 317–319

7.       İbn Receb el-Hanbelî, a.g.e, s. 321-323

8.       Furkan, 70