Denemeler

Ölümü Hatırlayan Hayatını İsraf Etmez

Paylaş:

“Ölüm yoksa hayat da yoktur. Ölümle irtibatlı değilseniz hayattan da kopuksunuz demektir. Ölümle barışık değilseniz hayatı anlamlandıramazsınız demektir. Sanılanın aksine hayatla da barışık değildir ölüm düşüncesine barışık olmayanlar, ölüme hazırlıklı olmayanlar...” Akif Emre

Ölüm şüncesine barışık olmayanlar da dahil ölüm, kaçınılmaz bir gerçek olarak tüm insanlık tarafından kabul gören bir olgudur. Öyle ki, modern dünyanın anlam kaybının kalıcılaşmasını büyük ölçüde ölüm hadisesi engellemektedir. Tek başına kalmış, anlamsızlaşmış hayatların mana kazanması çoğunlukla ölüm gerçeğiyle yüzleşme neticesinde gerçekleşmektedir. Evet, ölüm yoksa hayat da manasızdır ve gerçekten ölüm denince “ağzını hayra aç, konuyu değiştir” diyenler hayatı daha huzurlu, dolu dolu yaşıyor değillerdir. Aksine ölüm düşüncesi, devam eden hayatın içerisine karışmış olan belirsizliği ortadan kaldırır. Bu belirsizlik kimilerinde öyle bir endişeye dönüşmüştür ki hayat bir yandan endişe bir yandan da heva ve heveslerle dolar taşar. Ölüm düşüncesi ise verdiği “geçicilik hissiyle” bitmek bilmez emellerin oluşturacağı boşluğu kırar ve kişiyi sürekli aradığı ancak ulaşıp da bir türlü tatmin olamadığı hazların kıskacından kurtarır. Her an elinden yitip gidecek imkânların endişesiyle mutsuz ve huzursuz olanlara, adı "ahiret" olan sonsuz bir kapı aralar.

İnkâr edenler dediler ki: “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz vakit mi (tekrar dirileceğiz)? Buuzak bir dönüştür.1 Öldükten sonra dirilmeyi ölçülebilir ve gözlemlenebilir olmadığı için uzak bir ihtimal veya imkân dışı olarak görenler kendi idraklerinin kısalığını bir ölçü birimi haline getirmektedirler. Oysa her şeyi ilk kez yaratmış olan için bunu ikinci kez yapmak son derece olası bir durumdur. Aslında problem öleceğini kabul edip etmemekte değil, öldükten sonra ne olacağıyla alakalıdır. Bunun hayatın içindeki pratiği de sanki hiç ölmeyecekmiş gibi ölüm çok çok uzaklarda bir yerdeymiş gibi yaşamaktır. “Fakat onlar, elleriyle önceden yaptıkları (günahlar) yüzünden ölümü asla temenni edemezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.”2 Belki de insanların çoğunun ölüm gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınmaları biriktirmiş oldukları hatalar yüzündendir.

Ölüm ve sonrası ile yüzleşmemek adına devam eden hayata ve yararlanacağı imkânlara bağlanmayı, kendini dünyaya adamayı tercih etmektedir insanoğlu. “Yemin olsun ki, sen onları (ehl-i kitabı) insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun. Hatta müşriklerden bile daha düşkündürler. Onların her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun yaşatılması onu azaptan uzaklaştıracak değildir...”3 Her birinin bin yıl yaşama arzusu salt bir hayatta kalma isteğinden ibaret değildir. Yaşamaya son derece düşkün olmaları ise ölümden kaçma çabasıyla beraber aslında dünya nimetlerine karşı duydukları sonu gelmeyen hırstan dolayıdır. Uzun bir ömür ve imkânlarının çokluğu ise hiçbir şekilde azabı böylelerinden uzaklaştırmayacaktır. Bu ayet her ne kadar ehl-i kitabı tarif ediyor olsa da bugün Müslümanların birçoğunun da bu durumda olması asıl üzücü olan durumdur. Dünya hayatındaki nimetlere, imkânlara karşı duyulan aşırı bağlılık, ne yazık ki Müslümanları Allah'a karşı en temel görevlerini bile yerine getiremez hale getirmiştir. Evet her bir Müslüman ölümü ve sonrasını kabul etmekte, türlü vesilelerle “ölüm bu, Allah’ın emri” diyerek ölüm meleğinin her an kapısını çalabileceğini bilmektedir. Ancak herkes öleceğini kabul ediyor, biliyor ama öleceğimizi bilmek hayatımıza yansımıyor, hiçbir şeyi değiştirmiyorsa öleceğimizi bilmenin bize bir faydası yoktur.

Öleceğimizi bilmek bizi nefsi arzuların peşinde koşmaktan, dünyayı hayatımızın merkezine koymaktan kurtarmıyor, alıkoymuyorsa bu bilginin bize bir faydası yoktur.

Öleceğimizi bilmek bizde Allah korkusu oluşturmuyorsa, o bilginin bize bir faydası yoktur. Öleceğimizi bilmek bizi Allah Azze ve Celle’ye yaklaştırmıyorsa, O’nun emir ve yasaklarını yerine getirme hususundaki hassasiyetimizi, titizliğimizi artırmıyorsa bize bir faydası yoktur.

Atacağımız her adımda, vereceğimiz her kararda, yapacağımız her ticarette, her işimizde Allah Azze ve Celle’nin hükmüne göre yaşamaya kararlı hale getirmiyorsa, öleceğimizi bilmenin bize bir faydası yoktur.

Bugün dünya sevgisi, insanların birçoğunun hem kalplerini zehirlemiş hem de ölüme ve hesaba karşı benimsedikleri ciddiyetsiz tutum, yani “kalpleri eğlencededir…”4 durumu, kalplerini adeta öldürmüştür. Böyle bir kalp elbette ki sorumluluklarını yerine getirmek istemeyecektir. İnsanların hesap zamanı yaklaştı. Fakat onlar hâlâ gaflet içinde yüz çeviriyorlar”5 ayetinde ifade edildiği gibi maalesef yaklaşmakta olan hesap Müslümanların çoğunu endişelendirmemektedir. Mahşer gününde bedenlerinin kendileri aleyhinde şahitlik yapması üzerine onlarla tartışanlara derileri şöyle cevap verecektir: İşitme ve görme duyunuz ve ciltleriniz aleyhinize tanıklık eder diye sakınmıyordunuz. Yapmakta olduğunuz birçok şeyi Allah’ın bilmediğini zannediyordunuz. Allah hesap sormayacakmışçasına yanlış bir zanla yaşayanlar o gün öyle bir dehşetle karşı karşıya kalacaklar ki “dünya, içerisindekiler ve onların da bir misli daha kendilerine verilecek olsa, onları fidye olarak verip kurtulmak isteyecekler.”6 Oysa dünyadayken tüm ömürlerini o peşinde koştukları imkânlara, arzulara ulaşmak için heba etmişlerdi.

Hesaba çekileceğinin farkında bir hayat yaşayanlar ise kurtulacak olanlardır.7 Böyleleri için hem hayat anlam ve değer kazanacak hem de sonsuz yaşam onların olacaktır. “Sakınanlara gelince onlar makam-ı emindedirler.”8 Cennetin en güzel yönlerinden biri budur: Orda korku, hüzün, hastalıklar ve endişeler yoktur. Rablerinden bir mükafat olarak eminlik makamındadır cennettekiler. Hesap vereceği bilinciyle yaşamak ve dünya hayatını tüm hazları tatma yeri değil de bir imtihan sahası olarak görmek… İşte asıl başarı ve mutluluk bunda aranmalıdır.

Peki bugün ümmet olarak ne durumdayız? Mesela muzaffer komutan Halid bin Velid’in düşman ordularına karşı söylediği sözleri başarıya ulaşmada bir ölçü olarak alacak olursak, bunları söyleyebilecek durumda mıyız?

“Sizde dünyayı sevenler kadar bizde ölümü sevenler var”, diyebiliyor muyuz?

“Sizin dünyayı ve içkiyi sevdiğinizden çok bizde ölmeyi sevenler var”, diyebiliyor muyuz?

Bilakis “Ey İslam’ın düşmanları, sizde dünyayı sevenler kadar bizde de dünyayı sevenler var. Sizde içkiyi sevenler kadar bizde de eğlenceyi, boş işleri, gezip tozmayı, yan gelip yatmayı sevenler var. Ümmet için bir şeyler yapmayı gereksiz görüp dünya için çok şey yapmayı elzem görenler var” diyecek durumdayız maalesef. Eğer Müslümanlar bir gün, Halid Radıyallahu Anh’ın kendi ordusu hakkında düşman ordusuna söylediği sözleri söyleyebilecek, dünyaya ve ahirete bakışı o seviyeye gelmiş bir topluluk olabilirse işte o zaman Allah Azze ve Celle, ümmetimizi de içinde bulunduğu durumdan kurtaracaktır.

Rabbim tez zamanda tüm Müslümanlara ahiret bilinci kazanmayı ve bizlere de bunun için gayret edenlerden olmayı nasip eylesin!

1.       Kaf, 3

2.       Bakara, 95

3.       Bakara, 96

4.       Enbiya, 3

5.       Enbiya, 1

6.       Zümer, 47

7.       Hakka, 20

8.       Duhan, 51