Denemeler

Tevbe ile Gelen Bahar

Paylaş:

Rabbimiz bizleri bu dünyaya gönderirken, nefsimizin hem günaha hem takvaya meyilli olduğunu bildirmiştir ancak Âdemoğlu çoğu zaman takvaya sırt çevirip fısk ve fücura yönelmiştir. Hayatımızda öyle günahlar vardır ki; önce utandırır, sonra alışkanlık haline gelir, en sonunda ise sıradanlaşır. Asıl tehlike tam da burada başlar. Çünkü tehlike yalnızca günahın kendisi değildir; günahın normalleşmesi, kalbin alarm sistemini susturur. Kalp sustuğunda akıl mazeret üretir, nefis ise saltanatını ilan eder. İnsan, farkına varmadan “Ben zaten buyum” demeye başlar. Oysa bu söz bir kabulleniş değil, nefsin ayıplarına karşı sessiz bir teslimiyettir. Allah’a teslim olmak varken insan, nefsine ve şeytana teslim olur.

Bugün birçok günah, günlük hayatın olağan bir parçası haline gelmiştir. Gözün harama değmesi “normal”, dilin incitmesi “şaka” yahut “ağzımdan çıktı”, kulakların ifsada açılması yani dedikodu ise “gündem” olarak görülmektedir. Kalp ise her seferinde biraz daha geri çekilmektedir. Günah sıradanlaştıkça tevbe ihtiyacı da ötelenmekte, hatta gereksiz görülmektedir çünkü insan genellikle yalnızca büyük günahlardan korkar; küçük sandıklarını ise rahatlıkla işler. Oysa Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Küçük görülen günahlardan sakının zira onlar birikir ve kişiyi helâk eder.”¹

İbn-i Abbas şöyle demiştir: “Israrla işlenen küçük günah, büyük günaha dönüşür.” Fıkıh litaratüründe de “Israrla işlenen küçük günah, küçük değildir” şeklinde geçmektedir. Günahın sıradanlaşması bizden neleri alır götürür? Önce haya duygusunu… Sonra helal–haram hassasiyetini… Ardından da Allah ile kul arasındaki iç sesi… İşte o zaman insan gafillerden olur ve kalbin uyarılarını tamamen kaybeder.

Bir zamanlar içimizi titreten ikazlar, zamanla arka planda duyulmayan seslere dönüşür. Haramdan sakınma, yerini “herkes yapıyor” cümlesine bırakır. Bu noktada kalp savunmasız kalır. Savunmasız kalbe ise her zehirli ok tesir eder. Kalp Allah’ın boyasını kaybeder; solar, kararır ve çürük bir meyve gibi dönüşü zor bir hale gelir.

Helal–haram çizgisi silikleştikçe yalnızca birey değil, toplum da çözülür. Lokmaya dikkat edilmediğinde duanın tadı kaçar; kazanç kirlenince ibadetler ağırlaşır. İmam Gazâlî: “Haram lokma kalbi karartır; kararan kalpte hikmet yeşermez” der.² Bugün yaşadığımız birçok manevi yorgunluğun, isteksizliğin ve huzursuzluğun altında sorgulanmayan haram alışkanlıklar yatmaktadır.

Nefsin en çetin imtihan alanları ise hâlâ aynıdır: göz, dil ve kulak… Göz bir bakışla kirlenir; o bakış kalpte iz bırakır. Tevbe ile silinse bile izi kalabilir. Dil bir cümleyle yıkar, fakat o cümle bazen yıllarca onarılmayacak yaralar açar. Kulak ise ya hakikatin kapısı olur ya da ifsadın… Abdullah b. Mes’ud Radıyallahu Anh şöyle der: “Kalpler kaplar gibidir, içine ne koyarsan onunla dolar.”³ Bugün kalplerimize ne doldurduğumuzu kendimize dürüstçe sormamız gerekmektedir.

Tevbe, yalnızca bir pişmanlık cümlesi değildir. Tevbe, Rabbin istikametinde karar kılmaktır; dünyevi alışkanlıklardan ilahi yönelişe doğru atılan bilinçli bir adımdır. Fudayl b. Iyâd, “İman edenlerin, Allah'ın zikrine ve haktan inene kalplerinin saygı duyacağı vakit gelmedi mi?”4 ayetini duyduğunda ağlayarak yere çökmüş ve “Evet Ya Rabbi, vakit geldi; artık Sana dönme vaktidir!” demiştir.5 Onu eşkıyalıktan Allah dostluğuna taşıyan şey, samimi bir tevbe anıdır. Eşkiyalıktan evliyalığa giden yol, tevbeyle başlar.

Tevbe eden insan geçmişini inkâr etmez fakat geleceğini Allah’a teslim eder. Çünkü Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”6 Bu ayet, günahkâra söylenmiş ilahi bir tesellidir. Rahmet kapısı, pişmanlıkla çalınmayı bekler.

Bugün yeniden başlamak isteyen her kalp için üç aylar büyük bir fırsattır. Gözümüzü haramdan korumak, dilimizi zikirle meşgul etmek, kulağımızı faydasız olandan sakınmak… Küçük gibi görünen bu adımlar, Allah katında büyük dönüşlerin başlangıcıdır. Hasan-ı Basrî’nin dediği gibi: “Dünya bir rüyadır, ahiret ise uyanış. İnsanlar ise rüyada olanlardır.”7

Belki bu satırları okuyan kalp bir süredir yorgundur. Belki uzun zamandır secdede ağlayamıyordur. Dönüşü olmayan tek şey ölümdür. Yaşıyorsak hâlâ imkân vardır. Tevbe ile yenilenmiş bir hayat, kesildikten sonra yeniden filizlenen bir ağaç gibidir. Allah kendisine döneni sever. Çünkü rahmet, günahın çokluğuna değil, tevbenin samimiyetine bakar.

Ve belki de bugün, sessizce şu duayı fısıldama vaktidir:

“Allah’ım… Günahlarımı normalleştirdiğim her an için pişmanım. Kalbimi yeniden dirilt. Beni bana bırakma.”

1.       Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 402-403

2.       Ebû Hâmid el-Gazâlî, İhyâü Ulûmi'd-Dîn, Beyrut: Dâru’l-Ma’rife

3.       Beyhakî, Şuabü’l-İman, “Kalplerin hali” bahsi

4.       Hadid, 16

5.       İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Fudayl b. Iyâd’ın hayatı bölümü

6.       Zümer, 53

7.       Hasan-ı Basrî’den rivayetle; Beyhakî, Şuabü’l-Îmâ