Müslümanlar olarak bilmeliyiz ki dinimiz bize bazı mesuliyetler yüklemiştir. Bu mesuliyetlerin bir kısmı bireysel, bir kısmı ise toplumsaldır. Mesuliyetimizi idrak ettiğimiz ve gereğini yerine getirdiğimiz ölçüde sağlıklı bireylerden oluşan sağlam bir topluma ulaşmak mümkün olacaktır. Bu sorumluluklarda meydana gelebilecek ihmaller ise birbirini olumsuz anlamda tetikleyecek, o toplumda her türlü yozlaşmanın ve kötülüğün kol gezmesine yol açacaktır. Modern çağın insanı maalesef ideolojilerin yoğun tesiriyle toplumdan kopmuş, adeta kendini izole etmiştir. Teknolojinin sunduğu imkânlarla yalnızlaşması her geçen gün daha da derinleşmiştir. Bu durum onu bencil ve sadece kendisini düşünen bir ferde dönüştürmüştür. Bu nedenle daha ziyade kendini ve belki biraz da en yakınlarını ilgilendiren meselelere kulak kabartmakta, toplumda olan bitene ise duyarsız kalmaktadır. Halbuki Allah Azze ve Celle’nin kitabında bize bildirdiği, toplumlara uyguladığı bazı yasaları (Sünnetullah) vardır ve bu yasalar bireyden ziyade toplumu önceleyen, topluca hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan önemli yasalardır.
Dergimizin daha önceki sayılarından birinde Sünnetullah (ilahi yasa) kavramına değinmiş ve orada bu yasaya uymamanın bazı sonuçlarından bahsetmiştim. İlgili yazıda “İnsanoğlu maddi planda bu kanunlara dikkat etmiş ve gelişmeler göstermişse de toplum bazında bu kanunlara çoğu zaman uymamış, o zaman da Sünnetullah devreye girerek o toplumların gerilemesi, hatta çökmesi kaçınılmaz olmuştur. Elbette ki bilimsel gelişmeler önemlidir ama bundan daha da önemlisi toplumsal gelişmelerdir. Bu nedenle Sünnetullahın toplumsal olanı daha çok irdelenmeli, bu konuda daha fazla zaman ve emek harcanmalıdır.”1 demiştim. Bu yazıda da Ra’d Suresi 11. ayet kapsamında meseleyi daha da irdelemek ve toplumsal sorumluluğumuza dikkat çekmek istiyorum. Ayette şöyle buyruluyor: “Muhakkak ki bir toplum özlerini (iç dünyalarını ve güzel ahlaklarını) değiştirip bozmadıkça Allah da onların durumunu değiştirip bozmaz…” Bu ayete birçok tefsir kitabından bakmaya çalıştım. Bu tefsirlerin çoğunda ayetin baş tarafında geçen “O’nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri (takipçileri) vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip koruyorlar…” kısmına daha çok yer verdiklerini, toplumsal yasa olan ve toplumun düzelmesinin şartını ortaya koyan kısmına ise bir iki cümle ile değindiklerini gördüm. Rahmetli Said Havva ise tefsirinde bu konuya biraz daha açıklık getirmiş ve “Bu ayette Allah’ın sünnetlerinden bir tanesi açıklanmaktadır ki bunun idrak edilmesi bütün insanlar açısından büyük bir önem taşır. Özellikle eğitim, yönlendirme, siyaset ve toplumsal meselelerle uğraşanlar için bu böyledir. Cezayir’de Abdulhamid b. Bâdîs döneminde Ulema Cemiyeti bu ayeti faaliyetlerinin parolası olarak kabul etmişti…”2 diyerek çok önemli bir noktaya temas etmiştir. Yani bu ayette toplumların içinde bulundukları durumdan kurtulmalarını isteyenlerin dikkat etmesi gereken önemli bir yasaya vurgu yapıldığını ifade etmiştir.
Kafkas asıllı Suriyeli mütefekkir merhum Cevdet Said, bu ayeti eksen alarak yazmış olduğu kitabında şöyle bir tespitte bulunuyor: “Bundan çıkan sonuç şudur ki, bir kişinin nefsinde olanı değiştirmesiyle Allah’ın onun durumunu değiştirmesi şart değildir. Aynı şekilde değiştirmemesi de öyle. Çünkü söz konusu olan belirli bir kişi değil, öz anlamıyla yani tek bir beden oluşu, tek bir varoluş arz etmesi itibariyle toplumdur.”3 Elbette ki toplum bireylerden oluşmaktadır, her bir bireyin kendi nefsinde değişimi toplumu etkileyecek, toplumun değişiminden de birey istifade edecektir. Burada vurguladığı şey toplumun değişimini göz önünde bulundurmaktır. Toplumdaki her bir birey sadece kendi kişisel gelişimini dikkate alır, toplumun genelini göz ardı ederse, birlikte değil de ferdi hareket ederlerse Allah’ın yardımı/onları değiştirmesi söz konusu olmayacaktır. İslam öyle bir toplum meydana getirmek istiyor ki birbirlerinden haberdar olmaları, sıkıntıları ve sevinçleri paylaşmaları tıpkı vücudun azalarındaki iletişim sistemi gibi hassas ve kuvvetli olsun. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”4
Ele aldığımız ayet gibi Sünnetullaha vurgu yapan ayetler ve hadisler bireyden çok toplumu dikkate alan genel geçer kaidelerdir. Elbette ki her insan Rabbinin huzuruna tek bir birey olarak çıkacak ve o yüce mahkemede yaşadığı hayatın hesabını verecektir. Ancak bu hesabın içinde sadece kendi ile ilgili değil etrafında olan bitenden dolayı da hesaba çekilecektir. Nitekim bir toplumda iyi insanlar varken de umumi azap gelebilir ve tüm toplum buna maruz kalabilir. Zeynep binti Cahş Validemiz der ki: “Ey Allah’ın Rasulü! İçimizde iyiler de olduğu halde helak olur muyuz?’ dedim. Rasul-i Ekrem: ‘Kötülük ve günahlar çoğaldığı vakit, evet’ buyurdu.”5
Hz. Ebubekir Radıyallahu Anh, kendi zamanında bazı insanların Maide Suresi 105. ayette geçen: “Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapanların sapması size zarar veremez…” ifadesini “biz sadece kendimizden mesulüz, başkasının sapması bize zarar veremez” şeklinde yanlış anladıklarını görünce onlara şöyle dedi: “Oysa ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır.”6 Tıpkı şu ayette buyrulduğu gibi: “Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayacak bir fitneden korkup sakının.”7
Bu ayette (Ra’d, 11) toplumun ne kadarı nefislerini değiştirirse durumlarının Allah tarafından değişeceği tam olarak vurgulanmıyor. Sayı mı önemli burada, kalite mi? Burada matematiksel bir sayı da kastedilmiyor, sadece çok kaliteli birkaç insanın varlığı da… Olması gereken nedir? Öyle bir kaliteli çoğunluk olmalıdır ki içinde bulunduğu toplumu doğru istikamete götürecek, onların kendilerini kabul etmesini sağlayacak yeterlilikte olmalıdır. Nefislerini değiştirenlerin oranı o toplumda dominant/baskın oluncaya kadar… Mesela bir toplumu tarif ederken genellikle baskın olan yönlerini vurgularız. “O toplumun geneli böyledir” deriz. Bununla “o toplumdaki her bir birey bu vasıftadır” anlamını kastetmeyiz. Toplumun geneli (o topluma tesir edecek ve yönlendirecek kadar) nefislerini değiştirmişse ve Allah Azze ve Celle de onların bu durumundan hoşnut olmuşsa, onlara vereceği nimeti devam ettirir veya kötü durumda iseler durumlarını düzeltir. Bu ayette şart olan toplumun/bir kavmin kendinde olanı değiştirmesi gerçekleşince Allah’ın da müdahalesi yani o toplumu değiştirmesi aynı oranda gerçekleşecektir. Seyyid Kutub’un dediği gibi: “Allah’ın meşiyeti ve kanunu insanlara yaptıklarına göre muamele etmeyi gerektirmiştir. Onların bu kanunlara uyup uymamalarına göre bu kanun cereyan edecektir.”8
Bu ayette göze çarpan bir diğer husus, nefislerin değişimini şart koşması yani nefis üzerinde durmasıdır. Demek ki değişim/dönüşüm nefislerde başlamaktadır. Kur’an’ın üzerinde durduğu en önemli hususlardan biri de nefsi tezkiye konusudur. Nefisler terbiye edilmeden verilecek eğitimler, uygulanacak kanunlar işe yaramayacaktır. Her bir bireyin kendi nefsini düzeltmesi, bunu kolektif bir anlayışla (cemaat çalışması) yapması, toplumsal bir dönüşüme vesile olacaktır. Nefisler değişince artık insanlar yalnızca kanun sopasıyla korkutulmayacak, polisiye tedbirlerin ve hapishanelerin artırılması yoluna gidilmeyecektir. Herkesin kalbindeki imanı ve vicdanı kendisine bekçi olacak, kalplerde Allah korkusu hâkim olacaktır. Tam anlamıyla asayişin sağlanması da ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir.
Toplumu ifsat eden şeylerle mücadele etmek de toplumun değişimi için gereklidir. Bir toplumda haramlar yaygın ve kolay ulaşılabilir olmuşsa o toplumun gençlerini muhafaza etmek aynı oranda zorlaşacaktır. Kur'an'da ve sünnette onlarca hüküm iyiliği/marufu emretmek, kötülüğü/münkeri men etmekle ilgilidir. Bu konu yani emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker prensibi toplumun sigortası hükmünde olan bir otokontrol mekanizmasıdır. Herkes o toplumda farzların yerleştirilmesi ve haramların engellenmesi yönünde sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. İşlenen her bir haramın veya münkerin toplum gemisini delme girişimi için vurulmuş bir darbe gibi algılanması lazımdır. Toplumun bir gemideki yolculara benzetildiği hadisteki9 ifade ile söylersek bu darbeler engellenmezse toplum gemisi su alacak ve hep birlikte batma söz konusu olacaktır. Nefisleri değiştirme mücadelesi vermeden, haramlara ve zulümlere engel olmadan, işin fiili duasını terk edip sadece Allah’a kavli dua etmekle kurtulamayız.
Ele aldığımız toplumsal kanun niteliğinde olan bu ayetin (Ra’d, 11) kapsamı sadece Müslümanlar için değildir. Bu yasaya göre hareket eden herkes benzeri sonuca ulaşacaktır. Tıpkı fizik, kimya ve yer çekimi kanunları gibi toplumsal kanunlar da tüm zamanlar ve toplumlar içindir. Finlandiya’nın kuruluşunu anlatan kitaba10 bakıldığında onların da içinde bulundukları geri kalmışlık, tembellik ve kötü şartlardan kurtulmaları, içlerindeki bazı aydınların harekete geçmesiyle, toplumlarına eğer isterlerse ve çaba gösterirlerse yükselebilecekleri inancını yerleştirmeleriyle gerçekleşti. Snelman ve arkadaşları bu değişime öncülük yaptılar, memleketin en ücra köşelerine kadar bu inancı ulaştırdılar. Toplum da bu isteğe ve değişime ayak uydurunca özellikle eğitim ve kültür alanında kalkınma gerçekleşti. Finlandiya’nın kuruluşunu gerçekleştirenler bunu Kur’an’daki bu yasadan alıp gerçekleştirmediler ancak yasa herkes için geçerlidir. Toplumun kurtuluşunu isteyenlerin tüm toplumu harekete geçirecek bir çabayı ortaya koymaları gerektiğini vurgulamak için bu örneği verdim. Elbette gönül ister ki Kur'an'daki bu tür yasaları Müslümanlar keşfetsin ve hem kendi toplumlarının hem de tüm dünyanın kurtuluşuna vesile kılsınlar.
Müslümanlar olarak Kur'an'daki bu yasaları keşfetme ve uygulama evvela bizim gündemimizde olmalı ve Allah’ın yasalarını öncelikle bizler titizlikle uygulamalıyız. Değişimin bedelini ödemeyi göze aldığımız ve layık olduğumuz gün Allah’ın yasasının gerçekleşeceğini bilmeliyiz.
- Furkan Nesli Dergisi, 71. Sayı, Sünnetullaha Uymamanın Sonuçları
- Said Havva, El-Esas Fi’t-Tefsir, cilt-7, s.318, Şamil Yayınevi
- Cevdet Said, Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, s.35, İnsan Yayınları, 1994.
- Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66
- Buhari, Fiten, 4, 28; Müslim, Fiten 1
- Ebu Davud, Melâhim 17; Tirmizi, Fiten 8
- Enfal, 25
- Seyyid Kutub, Fizilali’l-Kur’an, cilt-8, s.523, Çelik Yayınevi
- Buhari, Şirket 6; Şehadet 30
- Grigory Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Antik Dünya Klasikleri
