Röportajlar

15. Yayın Yılına Özel Furkan Nesli Dergisi Yazarları ile Röportaj

Paylaş:

2011 yılında yayın hayatına başlayarak 15. yayın yılına giren dergimizin hikayesine başından itibaren şahitlik eden, yazılarıyla dergimizi zenginleştiren yazarlarımıza bazı sorular yönelttik. Kimi yazarımıza benzer sorular sorarken kimi yazarımıza farklı sorular yönelttik. Yazarlarımızın kendilerine yönelttiğimiz sorulara verdikleri cevapları siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

FURKAN NESLİ: Yazılarınız çok ilgi ve merakla takip ediliyor ve okunuyor. Yazarlık serüveninizde sizi en çok etkileyen kitaplar, yazarlar ya da olaylar neler oldu, okurlarımızla paylaşır mısınız?

Rumeysa YILMAZ: Teşekkür ederim. Öncelikle, birçok sefer belirttiğim gibi burada da söylemeden geçmek istemiyorum. Yazmayı bana sevdiren ve beni yazmaya teşvik eden kişi edebiyat öğretmeni olan babamdır. Aslında her şey onun hediye ettiği bir defterle başladı. İlkokul 5. sınıftan bu yana kalemim her zaman elimde olmuştur. Okuma konusuna gelirsek, kitap okumayı her zaman çok sevdim. Özellikle ortaokul dönemimde belli başlı klasikleri okudum. Ancak İslami anlamda şuurlanma sürecine girdikten sonra geçmiş okumalarımın bana bir şey katmadığını daha net gördüm. Özellikle Tevhidi düşüncedeki yazarlarımızın kitapları başucu kitaplarım oldu. Bu noktada Seyyid Kutub, hayatı ve kitaplarıyla, davayı ve metodu anlamamda başat rol oynadı. Yanı sıra özellikle Alparslan Kuytul Hocamızdan ders aldığımız dönemde okuduğumuz birçok ilmi, manevi veya entelektüel eser, birçok vitamini almamızı sağladı. Hocamızdan Allah razı olsun. Kitap okumaktan daha büyük marifet, okuduğun kitabı iyi anlamaktır. Bunun gerçekleşmesinin yolu ise o kitabı iyi anlayan bir hocadan onun dersini görmektir. Hocamız bize yaptığı kitap dersleriyle, bazen bir kitapta yüz kitabın dersini verdi. Hâsılı şunu diyebilirim, yazı yazmaya babamın teşviki ile başlamış olsam da bugün yazı yazabilmemi, hocamdan aldığım ilme, üzerimizdeki emeğe borçluyum. Allah kendisinden razı olsun.

FURKAN NESLİ: Malumunuz olduğu üzere dergimizin 15 yıldır başyazarlığını Alparslan Kuytul Hocaefendi yürütüyor. Hocaefendi’nin dergimize katkılarını nasıl değerlendirirsiniz? Kaleme aldığı yazıların neden dikkatle okunması gerektiği konusunda okurlarımıza hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Rumeysa YILMAZ: Alparslan Kuytul Hocamızın dergimize kattığı değer çok önemli. Onun bütün yoğunluğuna rağmen her sayıda önemli bir yazısının olması hepimiz için büyük bir nimet. İslami davet veya İslami sohbet yapacak her kardeşimiz birçok konuyu onun yazılarından bulabilir ve kolaylıkla hazırlanabilir. Yine siyasi meselelere bakışını ortaya koyan analiz ve değerlendirme yazıları birçok girift konuyu anlamamızı sağlayacaktır. Dolayısıyla Hocaefendi’nin dergi yazılarını düzenli okuyan bir okur; imani, ilmi, siyasi ve dahi birçok konuda kendini geliştirecektir.

Esma ARDIÇ: Muhterem Hocamız derginin ve dergi gibi nice İslami hizmetlerin başlamasında öncülük etmiş, bir hareketin kuruluşuna vesile olmuş önemli bir liderdir. Dergide yazan yazarların yıllarca ders aldığı hocalarıdır. Aslında dergideki yazılarımızda her yazarın yazısında onun emeğini görmek mümkündür. Zira iyi hoca bakış açısı kazandırır dendiği üzere hepimize olaylara nasıl bakacağımıza dair İslami, Rabbani bakış açısı kazandırmıştır. Hepimiz kabımız nispetinde ondan istifade etmeye çalıştık. İslami hareketin kurucu lideri olarak lise yıllarından beri aralıksız yaptığı çalışmalarla hareketi nakış nakış işlemiş, adım adım ilerletmiştir.

Ümmet hem aydın hem âlim hareket ve dava adamları yetiştirmekte bugün zorlanıyor. Hocamız ümmetin içerisinden Allah’ın izni ve yardımıyla yetişmiş nadide insanlardandır. Derginin başyazarı olarak da hem ilmini hem yıllarca ayet ve hadislerle iştigal etmiş olması sebebiyle oluşan feraset ve basiretini, bir dava adamı olarak tecrübesini, Kur’anî bakış açısını yazılarında işlemiştir. Okuyucu ne kadar yazarı tanırsa o kadar yazılarına kıymet verir. Muhterem hocamızın onca yoğunluğu içerisinde kaleme aldığı yazıları da önemle okunmalı ve anlaşılmalıdır. Yazıları öylesine yazılmış yazılar değil, ümmetin uyanması hedeflenerek insanın harekete geçmesi için yazılmıştır. Düzenli olarak yazıları takip eden kişi bir süre sonra İslami bir bakış açısı kazanacaktır.

Gülhan KARALAR: Hocaefendi’nin yazılarında hem bir âlim titizliği hem de bir dava adamının sorumluluğu vardır. Güncel olayları değerlendirirken Kur’an ve Sünnet ölçülerini merkeze alır. Eğip bükmeden, kimseden çekinmeden, hakkı olduğu gibi ortaya koyması, onu bu çağda farklı bir yere koyar.

Hocaefendi’nin yazılarına sadece bir başyazı gözüyle bakamam ben. Çünkü o yazılar, bir dava adamının, bir liderin kaleminden dökülüp gelen satırlardır. Bazen bir sayfada paramparça olmuş bir ümmetin acısını bulursunuz; bazen bir paragrafta yılların mücadelesinin özetini…

Okurlar için şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Bu yazılar sadece bilgi vermez, Kur’anî bakış açısı kazandırır. Neye nasıl bakmalıyız, bir meseleyi hangi ilkelerle değerlendirmeliyiz, neleri dert edinmeliyiz?... Tüm bunlar o yazılarda açıkça görülür. Bu yüzden gerekirse tekrar dönülüp dikkatle okunmalı, üzerinde düşünülmelidir.

Bu yazılar, ümmet bilincini ayakta tutarken; Müslümanların durumu, toplumun yaşadığı sıkıntılar ve bu sıkıntılardan nasıl çıkabileceğimiz konusunda net ve yol gösterici bir bakış sunar. Okuyucunun düşünsel gelişimine katkı sağlarken; yaratılış amacını, sorumluluklarını, olayları doğru okumayı ve hak ile batılı ayırt etmeyi de öğretir. Bu kıymetin farkında olmak ve bu yazıları sadece okumakla kalmayıp yaşamak da biz okuyucuların sorumluluğudur. Dergimize kattığı değer ve emeği için Allah Hocamızdan razı olsun.

FURKAN NESLİ: İlk çıktığı günden itibaren yazarlık yaptığınız Furkan Nesli Dergisi’nin bugün 15. yılına şahit oluyorsunuz. Bu serüvene şahitlik etmek sizin için neler ifade ediyor, bizimle paylaşır mısınız? 15 yıl önce başlayan yayıncılık yolculuğunun, gelecek yıllara nasıl bir miras bıraktığını düşünüyorsunuz?

Rumeysa YILMAZ: Derginin 15 yılına şahitlik etmek deyince yılların çok çabuk geçtiğini bir daha anladım. Aslında yıllardır bir dergimiz olsun istiyorduk. Ancak bu işler öyle kolay değil. İşin birçok sıkıntılı tarafı var. O taraflara girersem mevzu uzar. Ve bir de o badireleri daha çok Alparslan Kuytul Hocamız ve derginin yayın ekibi yaşadı. Uzatmadan şunu diyebilirim, davanın dergisi olan bu dergi, ilk günkü misyonundan zerre sapmadan, akla hayale gelmedik badireleri atlata atlata yoluna devam etmektedir. Bu çok önemli bir başarıdır. Sadece bu başarı bile gelecek yıllara büyük bir mirastır.

Esma ARDIÇ: Hamdediyorum ve gurur duyuyorum. 15 yıl içerisinde birçok engellemelere, baskılara maruz kalmış bir hareketin dergisi elbette kolay mesafe almadı. Hareketin yaşadığı zorlu süreçler derginin çıkmasını da zorlaştırdı. Furkan Nesli Dergisi nasıl ki neşet ettiği hareket her türlü zorluğu aştıysa, Furkan Nesli Dergisi de hareketi ile uyum içinde her türlü zorluğu aşarak yoluna devam etti. Bizim için de bu derginin yazarlığını yapmak her zaman için bir onur ve şereftir. Rabbim yolundan ayırmasın.

FURKAN NESLİ: Bugünün genç yazar adaylarında sıkça gördüğünüz eksiklikler veya yanlış yönelmeler nelerdir? Bu konuda ne tür tavsiyelerde bulunursunuz?

Rumeysa YILMAZ: Zaman zaman genç yazar adaylarımızla tanışıyorum. Bu, ümit verici bir durum. Ben böyle konularda konuşmayı pek sevmiyorum. Her insanın gönülden istediği işi iyi yapacağına inanıyorum. Yazma işinde de sevenler, dertli olanlar başarılı olacaktır. Bir de sabırlı olmaları gerekiyor. Bizdeki yazarlığın bir şartı daha vardır ki, o da olmazsa olmazdır: Yazmayı statü elde etmek için değil, Allah’ın davasına hizmet etmek için bir araç olarak görmek.

FURKAN NESLİ: Bir kalem erbabı olarak, İslam ümmeti için gerekli olan yazı konuları sizce hangisidir? Nedenine değinerek bizimle paylaşır mısınız?

Rumeysa YILMAZ: Bizim yazmamız gereken de anlatmamız gereken de öncelikle Tevhid davası olmalı. Çünkü işin kökü, başı Tevhiddir ve problem de oradadır. Tevhid iyi anlaşılmadan başka konuları anlatmak, temel atmadan duvar yapan ustanın hatasına düşmek olur ki, böyle bir binanın ayakta kalması mümkün değildir. Bugün Ümmet-i Muhammed’in ayağa kalkmasına engel olan büyük sebeplerden biri, hatta en önemlisi de bu durumdur.

FURKAN NESLİ: Bu derginin hem yazarı hem okuru olmanız sebebiyle Furkan Nesli Dergisi’nin okunması gerekliliğinin hangi sebeplere dayandığını düşünüyorsunuz? Furkan Nesli’ni diğer dergilerden ayıran özellikler size göre nelerdir?

Esma ARDIÇ: Furkan Nesli Dergisinin okunmasının gerekliliğini birçok yönden ele almak mümkün. Okumada seçicilik maalesef günümüz dünyasında birçok kimsede halen mevcut değil. İnsanlar neyi okuması gerektiğini ve nasıl okunması gerektiğini tam olarak bilmiyor. İnsanların ekserisi okumuyor, okuyan kesim de gerçekten okuması gerektiğini okuyamamış olabiliyor. Tam da burada Furkan Nesli Dergisi okumamız gerekenleri, ya da okuyarak anlamamız gerekenleri, anlaşılır bir şekilde özetleyerek bizlere sunuyor. İslam’ın özü olan Tevhidi, Tevhidle ortaya çıkan gerçekleri, unutulan, saklanan hakikatleri gün yüzüne çıkarıyor. Bir hareket dergisi olarak, hareketin mücadelesini, duruşunu örnekleri ile sergiliyor. Aynı zamanda ilmi konuları da ele alması sebebiyle kendisini yetiştirmek isteyen insanlar için rehberlik yapıyor. Başkalarına bir şeyler anlatmak isteyen İslam davetçilerine yardımcı kaynak niteliği taşıyor. Adım adım hareketimizin yaşadıklarını kaydederek, yeni nesiller için arşivliyor. Ümmet kurtuluş beklerken ne çiçek böcek edebiyatıyla ne birtakım bilimsel verilerle ne de sadece maneviyatla gerçeklerin üzerinin örtülmesine izin vermiyor. Nokta atışı ile hakikatleri herkesin anlayacağı şekilde yazıyor, anlatıyor. Furkan Nesli Dergisi hareketin içinden sımsıcak ruh üflemeye çalışması yönüyle diğer mecmualardan ayrılmaktadır. Onu farklı kılan en önemli özellik hareketin lideri olan Alparslan Hocamızın bizzat kaleme aldığı yazılarıyla derginin başyazarlığını yapmasıdır. Bu ve buna benzer birçok yönüyle Furkan Nesli Dergisi okunmayı hak ediyor.

FURKAN NESLİ: Bugün dünyada yaşanan zulüm ve adaletsizlikler karşısında Müslüman bir yazarın tavrı ne olmalıdır? Kalemler neleri savunmalı, neleri reddetmelidir?

Esma ARDIÇ: Bugün dünyada yaşanan zulüm ve adaletsizlikler karşısında sadece yazabilenlere değil tüm kabiliyetli insanlara çok önemli vazifeler düşüyor. Herkes bütün kabiliyetini Allah yolunda seferber etmelidir. Eli kalem tutan yazabilen de elbette öncelikle safını mazlumdan yana belirlemeyi, bedeli ne olursa olsun gerçekleri yazabilmeyi, suskunluğa düşmemeyi, kaleminin gücü yettiği kadar sürekli gerçekleri yazmayı ömür boyu kendine vazife bilmelidir. Bugün tüm kabiliyetler Allah yolunda gece gündüz kullanılsaydı, tüm yazabilenler gerçekleri sürekli ve açıkça yazabilseydi, ümmet bu halde olmayacaktı. Kabiliyetini Allah yolunda kullanmak demek; susmamak, durmamak ve yorulmamak demektir. Susanlar, duranlar, bırakanlar kaybederler. Bazıları sessiz kalmayı ya da başka konulardan bahsetmeyi marifet zannedebilirler. Halbuki bunlar ümmetin kurtuluşunu geciktirir ve bu da vebal olur.

FURKAN NESLİ: Furkan Nesli’ni bir okul olarak görecek olursak, bu okulun size kattığı en değerli şey ne oldu? Bizimle paylaşır mısınız?

Fatih ÇAĞRAŞ: Furkan Nesli öncelikle İslam davasını kendisinden dinleyerek öğrendiğim Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin bu kez yazılı anlatımından istifade etme fırsatı oldu benim için. Ve o dönemde vakfın, şimdi artık Furkan Hareketi’nin yayın organı olarak her sayısını heyecanla beklediğimiz, ciddi bir emeğin ürünü olarak çıkmıştı karşımıza. Bir medeniyet iddiası ile ortaya çıkan hareketimiz için böyle bir çalışma alanı elbette olmazsa olmazdı. Birey ve toplum olarak Müslümanların çok yönlü ihtiyaçlarına, maddi ve manevi alemlerine hitap edecek, dokunacak ve onlara yollar açacak bir okul oldu Furkan Nesli. Bu okuldan öğrendiğim birçok şey içerisinde sanırım en önemlisi; sürekli bir gelişim ve İslam davasına, ümmetimize değer katacak bir çalışma gayreti içerisinde olma gerekliliğini anlamamdır diyebilirim. Bu yolda her daim diri kalma, üretme fırsatı sunduğu için Furkan Nesli’ne teşekkürü bir borç biliyor, bu dava mektebinin bir talebesi olmayı nasip eden Yüce Rabbime şükrediyorum.

Mevlüt KAYNARPINAR: Furkan Nesli dergimiz gerçekten de bir okul görevi üstlenmiştir. Bu okulun bize ve aslında tüm İslami yayıncılık yapan kuruluşlara öğretmiş olduğu en önemli şey, dergi yayıncılığında istikrarlı bir İslami mücadelenin nasıl yapılabileceğini göstermek olmuştur. Öyle ki Tevhidi anlatırken karşılaşılan zorluklara ve yaşanan sıkıntılara İslam ve dava kardeşliği çerçevesinde nasıl karşı konulabileceğini, dayanışmanın nasıl pratikte gösterilebileceğini dergi sayfalarında on binlerce insana göstermiş oldu.

FURKAN NESLİ: Furkan Nesli Dergisi, 15 yıllık yayın serüveninde nasıl bir gelişim gösterdi? İçerik yapısında, dil üslubunda ya da okuyucu kitlesinde gözlemlediğiniz önemli değişimler neler oldu?

Gülhan KARALAR: Furkan Nesli Dergisi’nin 15 yılı, bir dergi tarihinden çok daha fazlasını anlatır bana. Furkan Nesli sadece bir yayın organı değil; bir davanın, bir mücadelenin ve bir davetin yazıya dökülmüş halidir. On beş yıl önce bu yolculuk başladığında elimizde sınırlı imkânlar vardı ama büyük bir inanç ve ideal taşıyorduk. Zamanla şartlar değişti, imkanlar gelişti; ama o ilk günkü duruş ve ruh, çok şükür ki değişmeden bugünlere ulaştı.

Furkan Nesli Dergisi, ilk günden beri aynı esaslara sahipti ve 15 yıl boyunca da o esaslardan sapmadı. Tevhidi, adaleti, hürriyeti ve medeniyeti; özetle İslam Medeniyetinin gerekliliğini vurgulamak, bu derginin birincil amacıdır. Bu ilkeler dergimizin temeli oldu. İlk sayılarında neyi savunuyorsak, bugün de aynı ilkeleri, aynı derinlikle savunuyoruz.

Dil ve üslup konusunda ise, aslında bir değişim değil olgunlaşma söz konusu. İlk sayılardan itibaren yazılarımızda sıcaklık ve samimiyet vardı. Bu samimiyet, her zaman okura ulaşmayı, kalbine dokunmayı hedefledi. Derginin üslubu, her zaman okurun bir dostu, bir yoldaşı gibi oldu. Bu da Furkan Nesli’nin en önemli özelliklerinden biridir. Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin çizdiği yolda, biz de dergide hep o sıcaklığı, samimiyeti koruduk. Bizim derdimiz sadece bilgi vermek değil, aynı zamanda bilinç kazandırmaktı. Bu da ancak Kur’an ve Sünnetten alınan sahih bilgi ve samimi bir üslubun birleşmesiyle mümkün olabilirdi.

Okuyucu kitlesi de zamanla gelişti ve değişti. Başlangıçta daha dar bir çevreye hitap ediyorduk ama şimdi her yaştan ve her kesimden insan, bu dergide kendi arayışından bir şeyler buluyor. Farklı yaş gruplarına ve farklı arka planlara sahip insanlara da ulaşabildiğimizi gördük.

FURKAN NESLİ: Dergiciliğin dijitalleştiği bir dönemde, basılı olarak yayına devam eden Furkan Nesli Dergisi’nin bu tercihini nasıl yorumluyorsunuz? Basılı dergilerin özel bir yeri olduğunu düşünüyor musunuz?

Gülhan KARALAR: Dijitalleşmenin hayatın hemen her alanına sirayet ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Bilgiye ulaşım hızlandı, içerik üretimi kolaylaştı ve tüketim alışkanlıkları kökten değişti. Bu dönüşüm, elbette yayıncılık dünyasını da etkiledi. Furkan Nesli’nin bu dönemde hâlâ basılı bir dergi çıkarmasını çok kıymetli buluyorum. Çünkü basılı dergiler emek ister, sabır ve süreklilik ister. Her ay okuyucunun eline ulaşan bir dergi; bir emeğin, bir niyetin, bir istikrarın ve bir bağlılığın somut hâlidir. Ayrıca Furkan Nesli, sadece bilgi aktaran bir dergi değil, bir dava dergisidir ve bir ruh taşımaktadır. O ruh da ancak elle tutulan, sayfaları çevrilen, altı çizilen bir yayında tam anlamıyla hissedilebiliyor. Elbette dijital imkânları tamamen dışlamıyoruz, dışlamamalıyız da. Dergimizin dijital platformlarda yer alması, daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlıyor. Ancak basılı yayından vazgeçmeyişi hem geleneğe hem de içeriğin değerine olan bağlılığını simgeliyor.

FURKAN NESLİ: Sizce bir yazı nasıl okunursa “gerçekten okunmuş” sayılır? Siz okuma sürecinizde nasıl bir yol izliyorsunuz?

Mevlüt KAYNARPINAR: Okumak öncelikle öğrenmek için olmalıdır. Bu amaçla yapılan okuma bilinçli bir eylemdir. Okumak için ya da okumuş görünmek için okumanın kişiye vereceği bir şey yoktur. Bu çerçevede okurken bir plan gerekmektedir. Not alarak ve önemli satırların altını çizerek okumak insana hem öğrenmeyi hem bilinci sağlar. Ayrıca önemli kısımları başlık ve kısa açıklamalarla yazmak bana çok şey kazandırmaktadır. Kısacası benim okuma tarzım bu şekilde olmaktadır.

Fatih ÇAĞRAŞ: Etkin bir okumanın nasıl gerçekleşebileceği öncelikle ne okuduğunuza göre değişim gösterecektir. Yani bir kitabı, akademik bir makaleyi veya bir dergi yazısını tamamen aynı teknikle okumayız. Örneğin bir kitaba başlamadan önce yazarını kısmen tanımaya çalışmak ve kitabın içindekiler bölümünü inceleyerek başlamak gerekir. Bir dergi yazısını okumaya başlamadan önce de başlığına bakmak metnin bize ne anlatacağına dair önemli bir fikir verir. Dolayısıyla metnin ana fikir ve temel kavramlarını fark etmek adına yazının başlığı, varsa alt başlıkları, giriş-gelişme ve sonuç bölümleri hızlıca gözden geçirilmelidir. Ayrıca yazıyı hangi amaçla okuduğumuz da bazı teknikleri kullanmamızı gerekli kılabilir. Eğer bir sunuma hazırlanmak için okuyorsak doğru bir akış içerisinde bazı temel kavramları not almamız ve yazının bölümlerini özetlememiz gerekebilir. Bilgi edinmek için okuyorsak önemli yerlerin altını çizmekle de yetinebiliriz. Ama bunun yanında bir kenara not almak, bazen yazarın ifadelerini zihnen tartışmak, katılıp katılmadığımızı düşünmek de gerekir. Okuduklarımızı ara ara tekrar etmek veya birilerine anlatmak da etkili ve kalıcı okuma yollarının içerisinde sayılabilir.

En nihayetinde bu yöntemleri kullanmakla birlikte bir yazıyı gerçek anlamda okumuş olmak gerek zihin dünyamızda gerekse de davranışlarımızda bir gelişim veya değişim meydan getirmesine bağlıdır. Yani elde ettiğimiz bilgiyi sadece taşımak yerine bilginin bizi bir yerlere taşıması önemlidir.

Kendi adıma, yukarıda saydığım yöntemleri uygulamakla birlikte okuma sürecinde dijital not defteri kullanarak kısa özetler çıkarma ve yazarın önemli cümlelerini olduğu gibi alıntı yapma gibi yöntemlere başvuruyorum.

FURKAN NESLİ: Furkan Nesli Dergisi’nin diğer dergilerden farklı kılan yönü sizce nedir? Bu dergide yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor? 

Mevlüt KAYNARPINAR: Furkan Nesli Dergisi Türkiye’nin İslami Hareket mecrasında yayın yapan belki de tek dergidir. Diğer dergilerden farklı olarak en önemli özelliği, yayın çizgisi ve tavizsiz duruşudur. “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalıdır” şiarıyla verdiği Tevhidi mücadele her türlü takdiri hak etmektedir. Yaşadığı baskılara ve çeşitli zorluklara rağmen, mücadeleye ara vermeden devam etmesini bilmiştir. Bu derginin bir yazarı olmak ise elbette benim için bir onurdur. Tarihe ve Tevhidi mücadeleye not düşmektir. En önemlisi de peygamberlerin verdiği mücadeleye yazılarımızla katkı sağlamamıza vesile olmaktadır. Bu vesilesiyle başta dergimizin başyazarı Alparslan Kuytul Hocaefendi olmak üzere tüm yazarlarımızı, ayrıca derginin mutfağında emeği geçen tüm kardeşlerimi tebrik eder, nice yıllara ve nesillere ulaşmasını Rabbimden dilerim.

Fatih ÇAĞRAŞ: Furkan Nesli Dergisi, Kur’an-ı Kerim’in terbiyesinden geçmiş bir toplumun ortaya çıkması özlemiyle gayret gösteren bir kadronun emeği ve bu yola gönül verenlerin sesidir. İslam Medeniyetine dönüşün taşlarının döşendiği kutlu mücadelenin dergisidir Furkan Nesli. Davası olan ve davasının edebiyatını değil ihyasını sağlamak için yayınlar yapan bir dergidir. Araştırmacılara ansiklopedik bilgiler sunan bir dergi değil, okuyucuya bilinç kazandırmaya ve yaşama dönük içerikler sunmaya gayret etmektedir. Hedefinde bir medeniyetin yeniden inşası olan Furkan Nesli, sadece okur kitlesine yönelik yayınlar yapma amacında değil; İslami bir bilinç oluşturmak, değer üretmek ve davasını tüm toplumlara ulaştırmak gibi geniş bir vizyona sahiptir. “Değer üretmeyenler başkalarından değer almaya mahkûm olurlar” gerçeğinin farkındalığıyla, İslam Medeniyetinin şanlı geçmişinden de ilham alarak yayın hayatına devam etmektedir. Tevhid davasının çilesini, özlemini, hayallerini bilhassa hedefini sırtlanan dergimizin okunacağı her dönemde misyonunu devam ettireceğine ve istifade edenlere önemli katkılar sunacağına inanıyor ve Rabbimizden tüm insanlığın hayrına olan İslam Medeniyetinin ihyasına hep beraber şahit olmamızı diliyorum.

Furkan Nesli’nde yazmanın önemine gelince öncelikle peygamberlerin mirası olan Tevhid davasına yayın alanında da hizmet ediyor olabilmek elbette ki çok büyük bir kazanç benim için. Ayrıca başyazarının Alparslan Kuytul Hocaefendi olduğu bir dergide yazılarımın yer buluyor olmasının, benim için bir onur kaynağı olduğunu belirtmek isterim. Yukarıda değindiğim önemli misyonların ağır sorumluluklarının da farkında olarak araştırmalarıma devam edebilmeyi umuyor ve son nefese kadar bu kutlu davaya hizmet edebilmeyi diliyorum.

Yazarlarımızın güzel temennilerine bizler de katılıyor ve hem röportajımıza katıldıkları hem verdikleri mütevazı cevapları hem de dergimiz için sarf ettikleri güzel ifadelerden dolayı hepsine tek tek teşekkür ediyoruz. Rabbimiz tüm yazarlarımızdan verdikleri emeklerden dolayı razı olsun