Kavramlar

Kavramlar Ve Hakikat

Paylaş:

KAVRAMLAR ve HAKİKAT

İTTİHAD

Kelime anlamı olarak Arapça وحد (bir olmak) kökünden türemiştir. Parçaların birleşerek tek bir vücut haline gelmesini tanımlar. Sözlük anlamı ise “birleşme, bir olma, bütünleşme” demektir. İslam düşüncesinde ve siyasi tarihinde ise Müslümanların ortak idealler, inançlar ve hedefler etrafında bir araya gelmesini ifade eden bir kavramdır.

ÜMMET

İnsanlık tarihi boyunca toplumlar kan bağı, dil birliği ve coğrafi sınırlar etrafında kümelenerek kendilerine kimlikler inşa etmişlerdir. Ancak İslam’ın getirdiği “Ümmet” tasavvuru tüm bu dünyevi sınırları aşan merkezine asabiyeti (ırkçılığı) değil, akideyi (inanç birliğini) yerleştiren üst bir kimliktir.

Ümmet kelimesi bir kısım dilcilere göre sözlükte; bir maksada yönelmek, öne çıkmak anlamına gelen “ام/emme” fiilinden türemiş olup sözcük olarak tekil, anlam itibariyle çoğul ifade eden ve çoğulu “امم/ümem” olan bir isimdir. Istılahta ise kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sebebiyle aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine tâbi olma neticesinde bir arada yaşayan insan topluluğu manasına gelir. Ümmet kelimesinin imam kökünden geldiğini söyleyen M. Hamdi Yazır ümmeti; bir imamın çevresinde sağlam bir birlik oluşturup, düzenli bir şekilde faaliyet gösteren ve bu şekilde çeşitli insan grupları üzerinde hâkim olan topluluk diye tanımlamaktadır.1 Ümmeti önde imamın bulunduğu, farklı toplulukları bir araya getiren, kendisine tâbi olunan cemaat şeklinde tarif etmektedir. Yani ümmet en çok bilinen anlamıyla bir imamın başkanlığı altında sağlam bir yapı oluşturarak diğer insanlara önderlik yapabilen bir topluluktur. Her peygamber birer imam kabul edilir ve ona tâbi olanlara onun ümmeti denir.

Ümmet kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 64 yerde zikredilmektedir. Bu ayetlerin bir kısmında da Allah Azze ve Celle İslam ümmetini överek: “Siz insanlar içerisinden çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz”2 buyurmuş, tüm mü’minlerin tek bir ümmet olduğunu vurgulamış, tefrikayı (bölünmeyi) yasaklamıştır. Ümmet kavramı evrenseldir ve evrensel oluşu Afrika’daki bir Müslüman ile Asya’daki bir Müslüman'ı aynı bütünün parçası yapar ve onları eşit kılarak üstünlüğün takvada olduğunu belirtir. Ümmet dayanışma içindedir. Hz. Peygamber’in hadisinde belirttiği gibi “Ümmet bir bedenin azaları gibidir, bir uzuv acı çektiğinde tüm beden onu hisseder.”3

İHTİLAF

İhtilaf خلف kökünden türemiş bir kelime olup sözlükte “geride kalmak ve biri diğerinin yerine geçmek” anlamındadır. Mastar ve isim olarak “bir şeyin diğer bir şeyin peşinden gelmesi, gidip gelmek, ayrı görüşe sahip olmak, çekişmek, karşı gelmek, eşit olmamak, görüş ayrılığı, anlaşmazlık” gibi manalara gelir. Istılahtaki manası ise “söz veya davranışta birinin tuttuğu yoldan başka bir yol tutmak” demektir. Görüş ayrılığı ve anlaşmazlıklarla ilgili en temel kavram olan ihtilaf, bu kökten türemiştir.

İnsanların ve toplulukların aynı olayları farklı biçimlerde yorumlaması, çoğu zaman anlaşmazlıklara zemin hazırlar. Algının davranışlar üzerindeki belirleyici etkisi düşünüldüğünde, bu farklılıkların yalnızca düşünce düzeyinde kalmayıp karşıt tutum ve hareketlere dönüşebileceği açıktır. Bilgiye ulaşma ve onu aktarma biçimlerindeki çeşitlilik, hedeflerdeki ayrılıklar, değer anlayışları ve zaman kavrayışındaki farklılıklar bu durumun başlıca nedenleri arasında yer alır.

İnsanlar arasında görüş ayrılıklarının ortaya çıkması aslında hayatın değişmeyen bir gerçeğidir. Ancak bu durum, başıboş bırakılmış değildir. Nitekim Bakara Suresi 213. ayette ifade edildiği üzere Allah-u Teâlâ, insanlar arasında meydana gelen anlaşmazlıkları çözmek için peygamberler göndermiş ve onlara doğruyu gösteren ilahî kitaplar indirmiştir. Bu da gösterir ki ihtilafın varlığı kaçınılmaz olsa da onun çözüm yolu insanın kendi heva ve arzularında değil, Allah’ın bildirdiği hak ölçülerdedir.

TEFRİKA

Sözlükte “ayırma, ayırt etme, parçalama; dağılma, parçalanmışlık” anlamlarındaki tefrika terim olarak belirli bir dinî, fikrî veya siyasî birliğe sahip insan topluluklarının bölünüp parçalanmasını, fırkalara ayrılmasını ifade eder. 

İslam’ın özünü Tevhid inancı oluşturur. Tevhid, her şeyden önce Allah-u Teâlâ’yı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir kabul edip zatında, sıfatlarında ve fiillerinde O’na bir başkasını denk, emsal ve ortak tutmamak demektir. “De ki: O Allah bir tektir.”4

Ferdin hem inanç hayatında hem de düşünce dünyasında istenen altyapıyı oluşturan tevhid, sağlıklı ve itikadî alanda dengeli toplumların varlığının da ilk şartıdır. Hayatın her alanında tevhide dayalı bir bakış açısının net olarak belirmediği zihni yapıda ikilem ve parçalanma oluşur. İslam literatüründe şirk adı verilen parçalanmanın tarifi, insanın Allah’a, kendisine ve kader birliği ettiği topluma yabancılaşmasını beraberinde getirir. Zihnî ve ruhani olarak meydana gelen bu parçalanma fert bazında tek bir insanla sınırlı kalmaz, sosyal hayatta insanın kan dökücü ve ayrılık çıkarıcı özelliğini ön plana çıkarır. Tevhid'in zıddı tefrikadır. Tefrika, iki varlığı birbirinden ayırmak ve parçalamaktır.

İHTİLAF VE TEFRİKA ARASINDAKİ FARK

İslam düşünce geleneğinde ihtilaf ve tefrika, dışarıdan bakıldığında her ikisi de bir «ayrılık» gibi görünse de mahiyetleri ve sonuçları itibarıyla birbirinden farklı olan iki kavramdır. İhtilaf hakikati arama çabasının bir sonucuyken tefrika genellikle nefsi arzulardan, kibirden veya siyasi ihtiraslardan doğar. Amaç hakikati bulmak değil kendi tarafını üstün kılmak ve karşı tarafı yok saymaktır.

TAASSUB

Sözlükte “yakalamak, kuşatmak, sarmak, bağlamak” anlamındaki asb (usûb) kökünden türeyen ve “kendi soyuna yardım etmek, körü körüne bağlanmak” manasına gelen taassub genelde asabiyyetle (ırkçılık) eş anlamlı kabul edilir. Batı dillerinde fanatizm Türkçe'de bağnazlık kelimesiyle karşılanan taassup; din, düşünce, siyaset, milliyet gibi birçok alanda koyu bir muhafazakârlığı, değişik anlayışları aşağılayıp yok etme eğilimini, farklılıklara karşı katı bir hoşgörüsüzlüğü ifade eden bir terim haline gelmiştir. Bu anlayışa sahip olan kimseye mutaassıp denir.

BASİRET

“Görme, idrak etme, bir şeyin iç yüzüne vâkıf olma, sezgi” gibi anlamlara gelen basiret kelimesi Kur’an-ı Kerim’de genel olarak “görme” anlamı yanında özellikle “hakikati keşfetme, doğru yolu tanıma, gerçeği yanlıştan ayırma yeteneği” manalarında kullanılmış ve bu bakımdan manevî körlük veya dalaletin zıddı olarak gösterilmiştir.  Aslında basiret, ilâhî sıfatlardan biri olan basarın kullardaki tecellisidir. Bu tecelliden nasibi olmayanların gözlerinde perde vardır ve bu sebeple gerçekleri göremezler. İnsanların gerçekleri görmelerine ışık tuttuğu için Kur’an ayetlerine de besâir (basiretler) denilmiştir. İbn-i Kayyım’a göre basiret, Allah’ın mümin kulunun kalbine attığı öyle bir nurdur ki insan Peygamber’in verdiği haberin kesin şekilde gerçeği ifade ettiğini bu nur sayesinde kavrar. Böylece şüphe, tereddüt ve hayretten kurtulur. Basiret sahibi geleceğinden endişe etmez, zira ilerisiyle ilgili tedbirleri eksiksiz olarak almıştır. Bu âlemdeki her şeyin yerli yerince cereyan etmekte olduğuna inanır. Kalbinden marifet fışkırır. Tasavvufta basiret, Allah’ın nuru ile bakma ve görme şeklinde de tarif edilir.

 

1-     Hak Dini Kur'an Dili

2-     A-li İmran Suresi, 110

3-     Müslim, Birr, 66

4-     İhlas Suresi, 1