“İSRAİL’İ DURDURMAK İÇİN BÖLGE ÜLKELERİNİN YARDIMLAŞMAKTAN BAŞKA ÇARELERİ YOKTUR!”
Eski İran Devrim Muhafızları Başkanı Muhsin Rızai: “Suriye direnişi bir yıldan kısa bir süre içinde yeniden canlanacak” dedi. Alparslan Kuytul Hocaefendi bu açıklamayı şu şekilde değerlendirdi: “Bu açıklama ile kastedilen Suriye’de yeniden savaş başlatılacağı ise İran devleti eski yaptığı yanlışı tekrarlamamalıdır. Türkiye devleti 2011 yılında silahlar göndererek ve halkı sokağa dökerek Suriye’de iç savaş çıkmasına sebep olmakla yanlış yaptığı gibi İran devleti de Beşşar Esad gibi bir kafir ve zalimin yanında yer almakla yanlış yapmıştı. Şimdi eğer bu sözle ‘biz yeniden Suriye’de iç savaş başlatacağız’ demek istiyorlarsa yeniden yanlış yapmış olurlar ve bunun sonunda Türkiye ve İran karşı karşıya gelir. Çünkü Suriye’nin şu anki durumunun arkasında Türkiye vardır. Amerika, İsrail ve Türkiye’nin ortak projesidir. İran bu durumdan rahatsız fakat yanlış bir politika izlerlerse Türkiye ile karşı karşıya gelirler. Amerika, 1980-1988 yıllarında Irak’la İran’ı savaştırdı, şimdi de Türkiye ile İran’ı savaştırmak ister. Bu hata yapılmamalıdır. İran ile Türkiye anlaşarak Amerika’ya ve İsrail’e düşman ve İslam’a uygun bir nizam kurmaya çalışmalıdırlar. Bölge ülkelerinin yardımlaşmaktan başka çareleri yoktur. ‘Mısır, Türkiye, Irak, İran, Suriye, Ürdün… Bunların bir kısmı Amerikan uşağı’ denilebilir. Evet, olabilir. Ancak bir yol bulunmak zorundadır, yoksa İsrail’i durduramayacaktır. İran eğer ‘Türkiye Amerika'nın tuzağına düştü’ diye düşünüyorsa bunu göstermeli ve sabretmelidir. Eğer bir tuzak varsa eninde sonunda Türkiye bunu anlayacaktır. Şu anda karşı karşıya gelmemelidirler, İran sabırlı olmak zorundadır. Mağlup olmuş gibi bir duyguya kapılıp ‘Mademki biz buradan çekilmek zorunda kaldık, bize yar olmayanı size de yar etmeyiz’ dememelidirler. Yoksa bunun sonunda Türkiye-İran savaşı ortaya çıkar. Bu Amerika’nın ve İsrail’in işine gelir. Suriye’deki yeni yönetimle diyalog kurmanın yolunu bulmalı, zeki insanlar tarafından strateji geliştirilmelidir. İran, Türkiye ve Suriye ile diyalog halinde olmalı, sabırlı olmalıdır. Sabırlı olmazsa çok kötü olaylar meydana gelir. Yine kardeş kanı akar yine Suriye’de iç savaş çıkar.”
TÜRKİYE, MAHKÛM SAYISINDA AVRUPA’DA BİRİNCİ SIRADA
Açıklanan raporlarda Türkiye, cezaevlerindeki mahkûm sayısı ile Avrupa’da 1. sıraya yükseldi. Alparslan Kuytul Hocaefendi konuyla ilgili kendisine sorulan soruya şu şekilde cevap verdi: “Türkiye olarak birinciliğimiz sadece bu alandadır. Hapishaneler tıka basa doludur; on kişilik yerde kırk kişi kalmakta, sürekli hapishane yapılmaktadır ama buna rağmen yetmemektedir. 2009 yılında cezaevindeki kişi sayısı her yüz bin kişiden 164 iken 2023 yılının sonunda bu sayı iki buçuk katı olan 435’e, 2024 yılında da 450’ye çıkmıştır. Dünyada birinciyiz, bizden sonra ikinci olan devletin oranı 190. Dünyada kendi vatandaşını en çok hapse atan devlet olduk. Rusya’dan bile daha fazla insan hapse atıyoruz. Kimi insan hapse atılıyor kimi insana soruşturmalar açılıyor kimi mahkemelerde süründürülüyor kimi gözaltına alınıyor, kiminin konferans yapacağı düğün salonu tehdit ediliyor. Konferansları, basın açıklamaları iptal ettiriliyor, tek kelime eden gözaltına alınıyor. Bu ülkede herkes konuşmaktan gözaltına alınabilir. Bana ‘hocam sen nasıl konuşuyorsun?’ diye soruluyor. Ben her şeyi göze aldığım için konuşuyorum.
Bu ülkede ‘siyaseten hapis’ diye bir kavram geliştirilmiştir. Diğer tarafta sadece siyasi değil her türlü suç oranı çoğalmıştır. Hırsızlık, cinayet, mafya, uyuşturucu, kadın ticareti, kumarhaneler ve dolandırıcılar çoğalmıştır. AKP iktidara geldiğinde bu kadar insan hapiste değildi ve bu kadar çok hapishane de yoktu. AKP iktidara geldiğinde bu kadar insan cinayet işlemiyordu, bu kadar hırsızlık, namussuzluk, intihar, boşanma, LGBT yoktu. Her türlü kötülük çoğaldı. Bu dönemde kötülükle mücadele edilmemekte, aydınlarla mücadele edilmektedir. Zaten hapishanelerimiz tıklım tıklım dolmuş durumdadır. Şu anki mahkûmları hapishanede yaşatabilmek için dahi iki kat hapishane lazımdır. Ancak hâlâ her gün FETÖ denerek operasyonlar yapılmaya devam edilmekte, sürekli bir korku meydana getirilmektedir. Ahireti unutmuş gibiler. Miraçla ilgili yapacağımız konferansa bile engel olunmaktadır. İşi buralara kadar getirmiş, bu kadar baskıcı olmuşlardır. İstedikleri gibi yalan söylemekte, raporlar hazırlamakta, zulmetmekte ve hapishanelere doldurmaktadırlar. Kim hakkında ne derlerse desinler, hiçbir raporlarına inanmıyoruz.”
İSRAİLLİ ESİRLERİN TANIKLIĞINDA İSLAM AHLAKI
Özgürlüğe kavuşan Filistinli esir: “Tutukluluk sürecimiz boyunca işkence, dayak ve hakaretlere maruz kaldık. Serbest bırakılmadan önce İsrail işkenceyi daha da yoğunlaştırdı” derken Kassam Tugaylarının serbest bıraktığı İsrailli esir: “İyi muamele için Kassam Tugaylarına teşekkür ederiz. Bombardımandan koruduğunuz için teşekkür ederiz” dedi. İsrailli esirlerin dünya basınına oturan bu tavırlarını Alparslan Kuytul Hocaefendi şu şekilde değerlendirdi: “Müslümanların esirlere muamelesi ile Yahudilerin esirlere muamelesinin farkı budur. Yahudi’nin elindekiler Yahudi tarafından hiçbir savaş yokken evinden alınıp zulmen hapse atılmış insanlardır, esir bile değillerdir. İsrail onlara kötü muamele yapmakta, savaşta olan ve yerin 50 metre altında yaşayan Filistinli mücahitler ise esirlerine böyle güzel muamele etmektedirler. Esirlere bakıldığında, gayet bakımlı olduklarını, bir buçuk yıldır yerin 50 metre altında hiç zayıflamadıklarını görmekteyiz. Her türlü ihtiyaçlarının karşılandığı teşekkür etmelerinden de belli olmaktadır. Bir tane Yahudi esir kadın ‘İsrail’in bombaladığı sırada Hamas’ın mücahitleri bize bir şey olmasın diye üzerimize kapandılar, bizi korudular’ demiştir. İşte Müslüman ve kâfir ahlakının farkı budur. Medeniyetin kimde olduğunu bütün dünya görmüştür. Amerika ve Avrupa medeniyetinin ne kadar medeni(!) oldukları ortadadır.”