Başyazı

Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin Başyazı Arşivinden Seçmeler

Paylaş:

Kıymetli Okurlarımız,

Furkan Nesli Dergisi olarak 15. yayın yılımıza ulaşmanın heyecanını ve şükrünü yaşıyoruz. Bu süre zarfında dergimizin en önemli bölümlerinden biri, hiç şüphesiz Başyazı bölümü olmuştur. 2011 yılının Mayıs ayından itibaren her sayımızda Alparslan Kuytul Hocaefendi tarafından kaleme alınan başyazılar, farklı konuları derinlemesine ele alarak hem düşünce dünyamıza hem de mücadele anlayışımıza önemli katkılar sağlamıştır.

2011 yılının Mayıs ayından itibaren her sayımızda kaleme aldığı yazılarıyla Alparslan Kuytul Hocaefendi, Tevhid mücadelesini merkeze alarak İslam ümmetinin yaşadığı fikrî, siyasî ve toplumsal meseleleri derinlemesine ele almıştır. Ele aldığı konular, yalnızca teorik bir aktarım olmanın ötesine geçerek Müslüman şahsiyetin inşasına dair rehberlik sunmuş, okuyucusunu bilinçlendirmiş ve İslam’ın hedefleri doğrultusunda harekete geçirici bir rol üstlenmiştir.

Hocaefendi, yazılarında bir yandan ümmetin tarihî serüvenini ve içinde bulunduğu çağın sancılarını gözler önüne sererken, öte yandan Kur’an merkezli bir bakış açısıyla Müslüman şahsiyetin nasıl inşa edilmesi gerektiğini anlatmıştır. Bu yazılar hem fert hem de toplum bazında dönüşümün mümkün olduğunu Kur’an ve Sünnetin ışığında okurlarımıza taşımış ve her daim Müslümanları harekete geçiren birer manifestoya dönüşmüştür.

Başyazarımız Alparslan Kuytul Hocaefendi, dergimizin ilk sayılarında “Öncü Nesil” konusunu anlatırken “Öncü Neslin Vasıfları” ve “Öncü Neslin Görevleri” başlıklı yazılarını kaleme almıştır. Daha sonraki sayılarda “Kur’an’ın Kelamullah Olduğunun Delilleri” başlıklı yazı serisini kaleme alırken daha sonraki sayılarda ise “Ümmetimizin Çöküşü ve Çöküşün Sebepleri”, “Orta Doğu Gerçeği ve Ümmetimizin Doğum Sancısı”, “İnsanı Harekete Geçiren Etkenler”, “Ümmetimizin Çökertilmesinin Hikmetleri”, “Toplumsal Değişimin İlahi Yasaları”, “İmanın Kazandırdığı Kişilik”, “Maddeci Dünyada Maneviyat Âleminde Yükselmek”, “İslam ve Mücadelesi”, “Üç Hedefimiz: Okumak, Yaşamak, Anlatmak”, “Vahyin Hedeflediği Toplum”,” İnsanlığın Kurtuluşu”, “Vahyin Hedeflediği Nesil”, “İdealist İnsan Olmak”, “İslam’ın Kulluğa Bakışı” başlıklı yazı serilerini kaleme almıştır.

Başyazarımızın Kur’an ve Sünneti kaynak alarak kaleme aldığı yazılarında, Türkiye’de İslami bir hareketin doğuşuna liderlik yapmanın ve Öncü Nesli yetiştirmek için yıllarca harcanan çabanın kazandırdığı tecrübelerin yansıdığı görülmektedir. Bizler de Furkan Nesli Dergisi olarak 15. yılımıza özel bu bölümde, Hocaefendi’nin dergimizin ilk sayısından bugüne kaleme aldığı yazılardan bir derleme hazırladık. İnanıyoruz ki bu yazılar tekrar tekrar okunduğunda, Müslümanlara yol gösterecek ve Öncü Neslin inşasına katkı sunmaya devam edecektir.

BEKLENEN NESİL: ÖNCÜ NESİL (1. Sayı)

Batı Medeniyeti, insanı Allah Azze ve Celle’ye kulluktan uzaklaştırmış, nefse, ideolojilere ve liderlere kul yapmış, insanlık şerefinden mahrum etmiş, dünyasını da ahiretini de berbat etmiştir. İslam Medeniyeti, bu medeniyetin verdiği zararları telafi edecek tek medeniyettir, çünkü Allah Azze ve Celle’dendir. Bu medeniyeti kuracak olanlar da her memleketin öncüleri ve onların izinden gidecek olan öncü nesilleridir.

Öncü nesil; Firavunların zulümlerine karşı Allah Azze ve Celle’nin artık yeryüzünde imam kılmak istediği ve bunun için Musa Aleyhisselam’ın doğuşu gibi doğmuş olan bir nesildir. “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Ve onları yeryüzünde ‘iktidar sahibi’ olarak yerleşik kılalım, Firavun’a, Haman’a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim. Musa’nın annesine O’nu emzir... diye vahyettik.”1

Öncü nesil; sadece yaratıcı bir Allah Azze ve Celle’ye değil, hem yaratan hem kanun koyan bir Allah Azze ve Celle’ye iman eder. “Haberiniz olsun yaratmak da emretmek de yalnızca Allah’a aittir.”2

Öncü nesil; halkının önünde gidecek ve söylenmeyen ya da söylenemeyenleri söyleyecek olan nesildir.

ÜMMETİMİZİN ÇÖKÜŞÜ VE ÇÖKÜŞÜN SEBEPLERİ (17-28. Sayılar Arası)

Allah Azze ve Celle kitabında insanı ve toplumları ele alır. İnsanın psikolojisini ve nefsini tanıtır. İnsanın nasıl meleklerden üstün olabileceğini, nefsini nasıl tezkiye edeceğini öğretir. Bunu yapmadığında ne kadar azgınlaşabileceğini ve hayvanlardan bile ne kadar aşağılara düşebileceğini anlatır, toplumları tanıtır, kitle psikolojisini öğretir. Toplumları saptıran ve çökerten sebepleri ortaya koyar. Hangi şartlar oluştuğunda toplumların atılım yapıp yükseldiğini ve hangi sebepler gerçekleştiğinde azaba uğratılıp çökertildiklerini anlatır. Kur’an’da geçen Peygamber kıssaları, Allah’ın toplumlarla ilgili kanunlarını yani sünnetini ortaya koymak içindir. Sünnetullah’ı tespit edelim ve ona göre önlemler alalım, diyedir. Hem kendi kurtuluşumuz için hem de tüm insanlığın batı medeniyetinden kurtulması için toplumların çöküşü ve yeniden dirilişi ile ilgili ilahî yasaları, Allah Azze ve Celle'nin tüm toplumlara uyguladığı sünnetlerini bilmek zorundayız.

İslam Medeniyetinin esaslarından en önemlisi ve en temeli olan Tevhidin yani Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığı, sadece O’na itaat edilmesi, O’nun dediği gibi bir nizam ve medeniyet kurulması gerektiği gerçeğinin unutulması veya öğrenilmemesi… Bunun sonucunda ümmetimizin kademe kademe İslam nizamından ve dine uygun hayat tarzından uzaklaşması, Tevhidin unutulması ve ümmetimizin çökmesi…

Ümmetimizin kalbine dünya sevgisinin girmesi, dünyaperestlerin çoğalması, dünya nimetlerini önemseyip dünya hayatını ve dünyadaki imtihanı önemsemez hale gelmesi, dünyanın konulması gereken yere konulamaması, dünya nimetlerinin Allah’a ve ümmetimize karşı olan görevlerimizi aksatacak kadar sevilmesi… Bunun sonucunda dünyanın elimizden alınması ve ümmetimizin çökmesi… Çünkü ceza amelin cinsindendir ve maksadın aksi ile tokat vurulur.

Son asırlarda ümmetimizin yapması gereken görevleri yapmaz hale gelmesi, yeryüzüne İslam’ı yaymak, Allah’ın nizamını tüm dünyaya hâkim kılmak, zulmü ve haramları ortadan kaldırmak ve adaleti tesis etmekle görevli olan ve yeryüzünün lideri olarak görevlendirilen ümmetimizin bu görevleri yerine getirmemeye başlaması ve tembelleşmesi… Bunun sonucunda maddî-manevî her alanda geri kalmamız ve geri kalmışlığın sonucunda da aşağılık kompleksinin oluşması ve Batıyı taklit etmemiz, düşmanlarımızın âdetlerini, kültür ve sanatlarını, kanunlarını, ahlâkî değerlerini ve sonunda onların ideoloji ve nizamlarını almamız ve ümmetimizin çökmesi…

Ümmetin bu duruma gelmesinde dünya sevgisi kadar olmasa da tembellik de önemli bir sebep olmuştur. Ümmetin bu duruma düşürülmesi haram olduğuna göre, buna sebep olan tembellik çeşitleri de haramdır ve dünya sevgisi gibi bu da kalbî bir hastalıktır. 

Ölüm Korkusu ve Cesaretsizleşme

Gerileme ve Çöküş Döneminde Yapılan Eğitim Hataları: Bir millet veya ümmet eğitimde ciddi yanlışlar yapmadığı müddetçe çökmez. Eğitim; verilmesi gereken tüm vitaminleri veren şümullü-kapsamlı bir eğitim oldukça, insanları yanlış hayat tarzı ve yanlış fikirlerden korudukça ve milleti her asırda çıkması gereken düzeye çıkartan bir eğitim oldukça o millet fikrî, ilmî ve manevî gerilemeye düçâr olmaz ve bu sebeplerden çökmez.

İNSANI HAREKETE GEÇİREN ETKENLER -3 (40. Sayı)

Maneviyat, gerçek hayatın içinde ve gerçekçi bir eğitimle yükselir. Özel bir mekânda, bir dergâhın içerisinde maneviyat aleminde yükselmeye çalışanlar gerçek hayatın içerisinde boylarının ölçüsünü alırlar. Kalplerini ve gözlerini haramlardan koruyamazlar. Çünkü onlar adeta mikropsuz bir ortamda yetişen çocuk gibidirler. Mikropsuz bir ortamda yetişmiş ne sıcak ne soğuk görmemiş olan çocuk, gerçek hayatın içerisinde nasıl hemen hasta olursa aynı şekilde yapmacık bir tasavvuf hayatı yaşayanlar, hakiki hayatın içerisinde günahlardan korunamayacak ve nefislerine mağlup olacaklardır.

Yolumuz kısa bir yol değil, uzun bir yoldur. Aceleci olan insan yolun uzun olduğunu görünce ye’se kapılacak ve ümitsizleşecektir. Aceleci insan iğne ile kuyu kazmayı göze alamayacak ya hiç başlamayacak ya da yarım bırakıp kaçacaktır. Halbuki kısa sürede kuyuyu kazabilecek iş makinelerine sahip değiliz. Ancak iğnelerimiz var hatta bazen onu da bulamayacağız ve tırnaklarımızla kuyu kazacağız. Bunu göze alan bu davaya katılsın. Kısa sürede büyük gelişmeler bekleyen aceleciler o gelişmeleri hemen göremeyince ümidini kaydedecek ve pasifleşecektir.

İNSANI HAREKETE GEÇİREN ETKENLER -10 (55. Sayı)

Fert olarak bir şeyler yapmak isteyenler ve cemaat muharrikinden kendilerini mahrum edenler, uzun soluklu olamayacak ve kısa süre sonra tembelleşeceklerdir. Böylesi kimseler ellerini vicdanlarına koyup düşündüklerinde yıllarının boşa geçtiğini itiraf edeceklerdir. Şu zamanda var olan hizmetlerin ve hareketlerin neredeyse tamamının cemaatlerin eserleri olduğunu kabul edeceklerdir. Ayrıca bugün İslam düşmanları bize karşı fert olarak mı mücadele etmektedirler ki biz de onlara karşı fert olarak mücadele edelim? Onlar devletler halinde değil midirler? Buna fert olarak karşı koymak mümkün müdür?

Cemaatlere ümmeti böldükleri için karşı olanlar bilmelidirler ki ümmeti cemaatler bölmedi. Tarih şahittir ki ümmet dağıldıktan sonra cemaatler zuhur etti. Dağılmış ümmeti mümkün olduğu kadar toparlayabilmek için. Bugün 1,5 milyarlık İslam âleminin ferdiyetçi mantıkla 1,5 milyar parça olması mı daha iyidir yoksa 1000 parça olması mı?

Cemaati ümmet olma yolunda bir araç olarak görüp ümmet olduğumuz şuurunu kaybetmeden, aracı amaç haline getirmeden cemaat olarak faaliyet yapmalıyız. Bu muharrikten de kendimizi ve Müslümanları mahrum etmemeliyiz. Büyük çaplı ve kaliteli faaliyetlerin cemaat olmadan mümkün olmadığını itiraf etmeli, insan ve cin şeytanlarının tuzağına düşmemeliyiz. Kur’an-ı Kerim’in şu emirlerini unutmamalıyız: “Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.”3 “Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever.”4

HAK YOLDA SEBAT (68. Sayı)

Allah, mü'minleri sebata davet etmektedir. Bir taraftan inanç esaslarında sebat edecek, inancınızda zerre kadar bozulmaya müsaade etmeyecek, grileşmeyecek, hiçbir zaman renginizi kaybetmeyecek ve yerinizde sabit kalacak, zerre kadar geri adım atmayacaksınız. Bir taraftan da farzları yapmada ve haramları terk etmede sebat göstereceksiniz. Sonuna kadar, ölene kadar devam edeceksiniz. Bugünkü halimiz önemlidir ama bundan daha önemli bir şey var ki, o da ne şekilde öleceğimizdir. Bugün buradayız, Müslümanız ama acaba imanda sebat gösterebilecek miyiz? İmanla ölebilecek miyiz? Mesele, imanı kurtarma ve imanla ölme meselesidir.

Sizi yolunuzdan saptırabilmek, inançlarınızdan taviz verdirmek, inancınızı ve amellerinizi bozmak, İslamî hareketi rotasından çıkarmak için mutlaka bir sürü engeller meydana getirecek ve entrikalar çevireceklerdir. İslam düşmanları toplum mühendisliği yapacak, bizleri yolumuzdan çevirmek için mutlaka birtakım iftiralar atacaklardır. Her bir iftira ile karşılaştığınız zaman eğer, “millet davamıza ve görüşlerimize tepki göstermeye başladı, o halde görüşlerimizi bırakalım” diyecek olursanız, hemen tereddütler geçirip şüphelere düşerseniz hiçbir zaman hedefinize varamazsınız. Bir taraftan cin şeytanları diğer taraftan insan şeytanları birlikte çalışacaklar. Sebat ettiğiniz, doğrular üzerinde sabit durup kararlılık ve dayanıklılık gösterdiğiniz zaman sizin hedefinize doğru gideceğinizi bilirler. O yüzden sizi kararsız hale getirmek, moralinizi bozmak için çeşit çeşit oyunlar tezgâhlarlar. Sizi etkileyemezlerse etrafınızdakileri etkilemeye çalışırlar. Toplum mühendisliği yapanlar, toplumların psikolojilerini iyi bilmektedirler. Kitlelerin psikolojilerini iyi bilenler perde arkasında memleketleri idare ediyorlar. Onlar yollar, barajlar, havaalanları yapmakla uğraşmıyorlar. Onlar toplumları ve hükümetleri yönlendiriyorlar.

ZİNDANDAN DAVA ARKADAŞLARIMA (87. Sayı)

Ben “hakkı saklamanın ve haksızlıklar karşısında susmanın” bedelini ahirette ödemektense “hakkı söylemenin ve haksızlıklar karşısında susmamanın” bedelini bu dünyada ödemeye razıyım. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” cümlesini tekrarlayıp işin edebiyatını yapanlar sonra da tüm haksızlıklara karşı sessiz kalanlar bunun bedelini ahirette ödeyeceklerdir. O da onların tercihi, kendileri bilir. Hangi bedel daha zor ve hangi bedel daha şerefli? Ahirete iman edenler için mesele açık. “Haksızlık karşısında susanlar dilsiz şeytan” olduğuna göre o zaman bu memlekette “şeytanlaşmış” olanların çok arttığını söylemek mümkün. Böyle bir toplum Allah’ın azabını beklemeli. Hadislerde Efendimiz “İyiliği emretmeyen, kötülükleri engellemeyen toplumlara Allah’ın azap edeceğini” haber vermektedir.

Dinim adına en çok korktuğum husus İslam’ın laikleştirilmesi,

Ümmetimiz adına en çok korktuğum husus Müslümanların laikleştirilmesi ve diktatör sistemlerin devam etmesi,

Memleketim adına en çok korktuğum husus herkesin susması, susturulması. Çünkü haksızlıklar ve günahlar karşısında susan toplumlar Allah’ın azabına uğrar.

Arkadaşlarım adına en çok korktuğum husus bazılarının bir gün güneşin doğacağını ve baharın geleceğini unutup ümitsizleşmesi, bazılarının korkup geri durması veya tembelleşmesi...

Bana gelince kendi adıma korktuğum bir şey yok. Çünkü ömrüm boyunca ne terörist oldum ne de terör örgütlerinin propagandasını yaptım. Biz yeni bir dava uydurmadık, peygamberlerin davasını omuzladık. Yeni bir metod uydurmadık, peygamberlerin metodunu uyguladık. Davamız hak, metodumuz hak ve alnımız aktır!

İDEALİST İNSAN OLMAK -5 (124. Sayı)

Bir insanın idealist olabilmesi idealinin doğruluğundan mutmain olması ile mümkündür. İdealinden mutmain olmayan insanlar, idealist olamazlar. İdealden mutmain olmak ise davanın delillerini bilmekle mümkündür. Doğru davanın delilleri çoktur. Dava yanlışsa, onun doğruluğuna delil bulunamaz. Bizim davamız haktır, delillerimiz de çoktur. Yeter ki delilleri öğrenelim, öğretelim. Sadece birisinden duyduğu için davayı savunan kişiler davalarından mutmain olamazlar. İslam düşmanları, Müslüman kitlelerin İslam davasını anlamaması ve İslam’ın gösterdiği ideallere sarılmaması için gerçek ve samimi hocalara karşı düzenin uşağı, derin devlete çalışan yahut da gerçeklerden habersiz gafil hocaları çıkartırlar ve onlara: “Biz bu işin profesörüyüz. Dinin davası yoktur. Din, ibadet ve ahlaktır. Namazınızı kılın, ahlaklı olun tamam” dedirtirler. Dinin davası olduğunu Kur’an’dan ve Sünnetten delilleriyle bilmeyen kişinin bu durumda inancı sarsılabilir ve İslam Medeniyeti idealinden vazgeçebilir. Eğer kişi davayı ayetlerle, hadislerle ve aklî delillerle bilirse, o zaman rahat bir şekilde bu adamların zehirlerinden kurtulabilir ve yoluna devam edebilir. Demek ki idealist insan yetiştirmek; insanlara idol göstermekle, hedef göstermekle ve idealden mutmain kılmakla gerçekleşir. Mutmain kılmak da delilleri öğretmekle mümkün olabilir.

İdealist insanlar ve idealist bir nesil yetiştirmek zorundayız. Eğer düşmanlarımızın yetiştirdiğinden daha fazla idealist insan yetiştirebilirsek biiznillah bu mücadeleyi kazanırız. Çünkü idealist insan yetiştirmek sadece bizim için değil onlar için de zordur. Biz nasıl ki insanları dünya sevgisinden kurtarıp dava adamı yapmakta zorlanıyorsak onlar da zorlanıyor. Kim bunu başarır ve idealist insanlar yetiştirirse, o dava muzaffer olur.

İSLAM’IN KULLUĞA BAKIŞI (128. Sayı)

Marifetullaha ulaştığı zaman insan muhabbetullaha da ulaşır. Çünkü Allah’ı tanıyan Allah’ı sever. Muhabbetullaha ulaşan ise Allah’a kulluk yapmaktan çekinmez. Demek ki evvela marifetullaha yani Allah bilgisine ulaşmak ve Allah’ı tanımak gerekmektedir. Bilgiye ulaşınca insan sevgiyle Allah’a secde etmeye başlayacaktır. İstenilen kulluk da budur. Hz. İbrahim: “Ben batanları sevmem” demişti. Demek ki ilah sevilendir ve ibadet sevgiyle yapılmalıdır. Allah’ı sevmeden yapılan kulluk, ideal olan kulluk değildir. Nasıl ki Allah’ı sevseniz ama O’na kulluk yapmasanız, bu sevgi kabul edilmeyecek ve insanı azaptan kurtarmayacaktır. Aynı şekilde Allah’ı sevmeden, isteksizce ve sadece korkarak kulluk yapsanız, bu da makbul olmayacaktır. Her ikisi de kulluğun istenilen şekli değildir. Allah’a kulluk sevgiye dayanmalıdır. Sevgi olmadan kulluk olmaz. O zaman sadece geriye korku kalır ve korkudan dolayı Allah’a kulluk yapılmış olur.

HAKKA DAVET VAZİFESİ (138. Sayı)

İslam’a davet yolunun öncüleri şüphesiz peygamberlerdir. Bu sebeple İslam davetçileri davet görevini yerine getirirken peygamberleri örnek almalı ve onların topluma yerleştirdiklerini kendi toplumlarına öğretmelidirler. Bu görevi yerine getirirken de Allah Azze ve Celle’nin peygamberlerine gösterdiği yola ve onları takip ettirdiği sıraya göre yapmalıdırlar. Kur’an tüm peygamberlerin evvela Tevhid inancı üzerinde durduklarından daha sonra bu inancı kabul edenlere ibadeti, ahlakı ve muamelata dair hükümleri öğrettiklerinden bahseder.

İnsanlara Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığını, tek otoritenin, tek kanun koyucunun Allah olduğunu, sadece O’na itaat edileceğini, ibadet maksatlı birtakım hareketlerin ve sözlerin sadece O’na yapılabileceğini, insanların koyduğu kanunların, meydana getirdikleri ideolojilerin öneminin olmadığını, yalnızca Allah’ın hükümlerinin önemli olduğunu öğretmeden başka meseleleri öğretmek, temeli olmayan bir davettir. Temeli olmayan bir davet ise asla başarılı olamaz. Dolayısıyla İslam davetçileri de peygamberler gibi evvela Tevhidi anlatmalıdırlar. Çünkü dinin temeli Tevhiddir ve Tevhidi kabul etmeyen bir insanın yaptığı ibadetler kabul olmaz.

İMANIN TADI (139. Sayı)

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem imanın tadını almış olan insanların sahip olduğu hasletler hakkında şöyle buyurmuştur: “Üç özellik vardır. Bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar: Allah ve Rasulü’nü herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”5 Bir insana Allah’ın ve Rasulü’nün sevgisi kendisine her şeyden daha sevimli gelmiyorsa o kişi imanın tadını almamış demektir. İmanın tadını almış olan insanlar ise Allah ve Rasulü’nü o kadar çok sevmişlerdir ki onların yolunda her şeylerini feda etmişlerdir.

Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabını öyle bir eğitmiştir ki onlar için süslü ve çekici kılınan dünyevi şeylerin bir kıymeti kalmamıştır. Bugün ise Allah’ın koyduğu kanunlar kaldırıldıktan sonra aşılanan bütün değerler, insanların hedeflerini dünyaya yöneltmesine sebep olmuştur. Bu insanlar için babaları, eşleri, çocukları, malları Allah ve Rasulü’nden daha sevimlidir. Halbuki Müslüman hiçbir şeyi Allah ve Rasulü’nden daha çok sevemez. Bununla ilgili ashab-ı kiramdan birkaç misal vermek istiyorum: Ebu Hayseme Radıyallahu Anh, Bedir’de şehit olan oğlu Sad’ın rüyasında kendisine: “Babacı??m Allah??n bana vadettiklerini burada ger?ek olarak buldum. Ey Baba! Sen de gel bize kat?l?ğım Allah’ın bana vadettiklerini burada gerçek olarak buldum. Ey Baba! Sen de gel bize katıl” dediğini görüyor. Ardından Rasulullah’ın yanına giderek: “Ya Rasulallah vallahi ben oğlum Sad’ı rüyamda gördüm. Beni çağırıyordu. Ey Allah’ın Rasulü benim için dua et şehit olayım” deyince Efendimiz ona dua etti ve Ebu Hayseme Radıyallahu Anh Uhud Savaşında şehit oldu.

Müslümanlar şunu hiçbir zaman unutmamalıdırlar: Kalp Allah içindir ve Allah’a aittir. Kalbinizde başka bir sevgi varsa Allah onu kıskanır. Kalbinizde Allah’tan, Rasulü’nden ve cihaddan daha sevgili ne kadar şey varsa o kadar Allah’tan ve cennetten uzaksınız demektir.

FİLİSTİN İSLAMİ DİRENİŞİ (150. Sayı)

Eğer Müslümanlar, Filistinli kardeşlerimizin kurtulmalarını istiyorlarsa kendi memleketlerinde İslami hareketi güçlendirmek zorundadırlar. Böylece bütün memleketlerde devleti idare edenlere halk olarak baskı yapabileceklerdir. Halkın baskısı olmadan devleti idare edenler ne Amerika ne de İsrail ile aralarını bozarlar. Müslümanlar kendi topraklarında -Türkiyeliler Türkiye’de, Suriyeliler Suriye’de, Ürdünlüler Ürdün’de, Mısırlılar Mısır’da- İslam’ı hâkim kılmadıkça Filistin’e ciddi bir desteğimiz olamaz. Bu bölgelerde İslam hâkim olmadıkça, Batı anlayışlılar memleketlerin başında oldukları müddetçe, Amerika ve İsrail’le güzel geçinmeyi bir marifet zannedenler memleketleri idare ettikleri müddetçe Filistin kurtulmayacaktır. Filistin’in kurtuluşu Ortadoğu’daki devletlerin İslamlaşmasıyla mümkündür.

İSLAMİ HİZMETLERDE DÜNYEVİLEŞME TEHLİKESİ -2 (156. Sayı)

Allah Azze ve Celle: “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın”6 buyurarak cihadı terk edip dünyaya dalmanın büyük bir tehlike olduğunu, bunun yasaklandığını ifade ettiği gibi aynı zamanda dünyaya dalmaktan kurtulmanın yolunu da göstermiş olmaktadır. “Cihada, Allah yolunda mücadeleye devam edin, dünyaya dalmaktan kurtulun. Cihadı terk ederseniz dünyaya dalmaktan kurtulamazsınız” demiş olmaktadır. Ayet-i kerime, dünyevileşmenin çaresinin cihat olduğunu bildirmekte ve cihat etmemizi emretmektedir. Cihada devam etmeyenler, dünyevileşmekten kurtulamazlar. Çünkü kâinat boşluk kabul etmez. Kalpte bir boşluk oluşursa mutlaka onun yerini bir şey doldurur. Eğer kalbinizden Allah’ın davası ve cihat sevgisini çıkartırsanız yerine mutlaka dünya sevgisi girecektir. Bunun kurtuluşu yoktur. O halde demek ki dünya sevgisinden kurtulmanın çaresi cihattır. Sürekli mücadele, insanı dünyaperest olmaktan uzak tutar ve aklına dünyanın gelmesine müsaade etmez. Çünkü insan, biraz boşluğa düştüğü zaman hemen şuyum olsun, buyum olsun demeye başlar. Dünya sevgisi kalbini kaplar. Demek ki insan ancak cihat ile dünyevileşmekten kurtulabilir.

 

İSLAM’DA AİLE VE AİLEDE HUZURUN YOLLARI (160. Sayı)

Allah neden insanı erkek ve kadın olarak yaratmış ve aile kurmalarını istemiştir? Çünkü Allah hem nesillerin devamını hem de kullarının yükselmesini, olgunlaşmalarını ve kâmilleşmelerini istemektedir. Nefislerin dizginlenmesi, kabiliyetlerin gelişmesi, olgunlaşmak ve manen yükselmek evlenmeden pek mümkün değildir. Evlenen kimseler eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorunda kalır ve bu onların kabiliyetlerinin gelişmesini ve sabrı öğrenmelerini sağlar. Evlilik ile şehvet dizginlenir, kadın ve erkek, anne-baba olma ve ev idare etme olgunluğuna erişir. Böylece namus korunur, akrabalıklar oluşur ve insan, kâmil ve medeni bir varlığa dönüşür. Böylece Allah’ın istediği insan modeli gerçekleşir.

İstenilen “medeni ve kâmil insan” modelinin meydana gelebilmesi için evlilik tavsiye edilmiş, dünyaperestliğin ve şehvetperestliğin önüne geçmek için bazı muharref dinler tarafından çözüm olarak sunulan ruhbanlık yasaklanmış ve menedilmiştir. Çünkü ruhbanlık şehveti azaltmamakta aksine artırmaktadır. Gayr-i meşru yollara başvurmaya götürmektedir. Ruhbanlık fıtratla savaşmak ve vahşi hayvanlar gibi dağlarda yaşamaktır. Toplumsal bir varlık olarak yaratılan insanın vahşileşmesidir. İslam ise fıtrat dinidir ve fıtrata uygun bir çözüm yolu olarak evliliği göstermiştir. Bu şekilde hem fıtratla çatışılmamış hem evlilik yoluyla insanın meşru ihtiyacı karşılanmış hem namus korunmuş hem insanın toplumsal bir varlık olması sağlanmış hem de insanın kişiliği ve kabiliyetleri geliştirilmiştir.

15 yıldır Hakk’ın safında, 15 yıldır değişmeyen bir söylemle ve 15 yıldır ilk günkü samimiyet ve kararlılıkla… Furkan Nesli Dergisi’nin Başyazarı Alparslan Kuytul Hocaefendi bugün de davasının sesi, neslinin öncüsü ve hakikatin gür sedası olmaya devam ediyor.

Furkan Nesli ailesi olarak, Başyazarımıza dergimize sunduğu değerli katkılarından dolayı teşekkür ediyor, Rabbimizin çalışmalarına, ömrüne bereket vermesi için dua ediyoruz.

 

*Her bir yazının detayı için ilgili sayılarımıza hem basılı olarak hem de web sitemiz üzerinden erişebilirsiniz.

1.        Kasas; 5, 6, 7

2.        Araf, 54

3.        Tevbe, 119

4.        Saff, 4

5.        Buhari

6.        Bakara, 195