Denemeler

Bir Karar Ver! Bir Adım, Bir Taş At!

Paylaş:

İman eden bir kalbin hem Allah’ı sevip hem dünyaya teslim olması mümkün değildir. Ya Allah için yanıp davasına sevdalanır o kalp ya da dünyadaki Leylalarla, İsmaillerle söner gider. Bugün ümmetin sessizliği, içlerindeki tereddütleri ve tembellikleri, dünyaya olan sevgilerinin ve ölümden korkmalarının sonucudur. Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda sefere çıkın’ denilince yere çakılıp kaldınız? Ahireti bırakıp dünya hayatına razı mı oldunuz?”1 Rabbimiz burada sadece o dönemin insanlarına değil, bugünün konfor ve şehvet düşkünü mü’minlerine de hitap etmektedir.

Korku çoğu zaman iman eksikliğinden değil, dünya sevgisinden doğar. İnsan kaybedecek çok şeyi olduğunda korkar: Makamını, malını, konforunu, çevresinin onayını… Oysa gerçek mü’minin kaybedeceği zaman korkacağı tek şey, Allah’ın rızası olmalıdır. Bugün birçoğumuz davayı biliyor, hakkı tanıyor ama adım atamıyoruz. Neden? Çünkü içimizde gizli bir hesap dönüyor: “Ya işimden olursam?” “Ya çevrem bana ters bakarsa?” “Ya bu yolda zorluk çekersem, zorluğu kaldıramazsam?”

İşte bu tereddütlerle başlayan cümleler aslında dünyaya bağımlı olmanın itirafıdır. Çünkü Allah için adanmak, dünyadan vazgeçmek cesaret ister. Bu davaya bir hobi olarak bakmak yanlış olduğu gibi zorluğundan korkmanın ve kaçmanın da yanlış olduğu bilinmelidir.

Adanmak, rahatını terk etmektir, aldanmak ise rahatını ‘nimet’ sanmaktır. Herkesten bir ömür boyu adanmışlık beklemek mümkün değildir. Ancak bu ümmet rahatını terk ederek adım atmakla mükelleftir. Bu adım bazen bir nasihat, bir eylem, bir slogan, bir sadaka, yetimin başını okşama, sosyal medyada bir paylaşım yapma, zulme sesini yükseltme, boykot etme olabilir.

Bir Adımın Değeri

Gazze bombalanırken bir liseli genç, okul kapısına “Kardeşlerim için susmayacağım!” yazılı bir kâğıt asmıştı. Belki o kâğıt bir gün sonra indirildi. Ama Allah o anı meleklere yazdırdı. Bir genç, korkusuna rağmen bir adım attı ve o adım, kıyamet günü bir şahit olacak. Her söz ve eylemin şahidin olacak unutma!

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır”2 Yani nefse hoş gelen şeyler; konfor, sessizlik, itibar, rahatlık aslında cehenneme giden yolları süsleyen çiçeklerdir. Biz o yolda yürüyoruz, hem de “zararsız Müslüman” olmanın huzuruyla… Bugün herkesin razı olduğu ama Allah’ın razı olmadığı Müslüman tipi işte budur. Müslüman’ın kendi ümmetine elbette zararı olmamalıdır ama şeytan ve küffara karşı da zararsız olmak bizi bitirir!

Korku, imana zarar vermez ama dünya sevgisiyle birleştiğinde imanı çürütür veya kalitesini düşürür. Çünkü kişi Allah’a güvenmeyi bırakır, kendi imkanlarına ve çevresine sığınır. Müslüman dünyada rahatlık aramaya başladığında, zulüm de orada kök salar. Allah’a güveni hiçe sayana zalim musallat olur. Korkudan atılmayan her adımın, hizmette geçmeyen her günün bedeli ümmetin mazlumlarına ödetilir. Bir gün gelir sen de o mazlumlardan olursun!

İnsan hak bir davaya hizmet ediyorsa şayet korkuyu sinesinden çekip atmalıdır. Zira Allah Azze ve Celle’nin methettiği bir dava içinde isen, ömrünü Uhud meydanlarında Rasulullah Sallalahu Aleyhi ve Sellem’i bazen bir Katade bazen bir Ümmü Ümare gibi korumaya baş koyan dava eri olarak yaşamaya vakfettiysen zaten kazanmışsın demektir. Ancak maalesef onların aksine biz bugün kazanmayı, yaşarken alkış almak veya menfaat elde etmek sanıyoruz. Oysa Allah katında değer, yaşarken değil, Allah’ın rızasına adım atarken, bir söz ve eylemde bulunurken ve en nihayetinde adanırken biçilir. Adanmak küçük ama sebatkâr adımların zirveye ulaştığı anda başlar. Zirveye ulaşamasan da oraya doğru adım at, en azından şahitlerin çoğalsın!

Dünya bir insanın gözünde büyürse Allah  o kimsenin kalbinde küçülür. İnsan bedenin padişahı olan kalpte değer sırasını gözetmez ve dünyaya dair birtakım değersiz şeyleri kalbinde öncelemeye başlarsa Allah’ın övdüğü ahiret hayatı4 da gözünde küçülür. Artık o kişi bütün benliği dünya olan fani bir insana dönüşür. Beka aleminde ölümsüz olmak varken, fani alemi tercih edip yok olmayı göze almak ne büyük bir nasipsizliktir!

Bugün evlerimizde rahat koltuklarda ümmetin acısını konuşuyoruz ama bir adım atmaya, bir sözü söylemeye korkuyoruz. Çünkü dünya gözümüzde çok büyüdü. Rızkın Allah’tan geldiğini unuttuk. Patronlardan, devletten bekler olduk. Sonra da “neden Allah yardım etmiyor?” diye sormaya utanmıyoruz. Oysa Allah yardımını adım atanlara verir, aldanıp da oturanlara değil!

Ey Müslüman! Senin kalbin, dünyanın değil Allah’ın karar mekanı olmalı. Korkularını ve hırslarını değil, imanını büyüt, ahlakını güzelleştir! Dünyayı, makamı ve kariyerini değil, ahiretini düşün. Çünkü bu çağın kurtuluşu, davası için bedel ödemeyi göze alan neslin doğuşuna bağlı. Belki sen, o neslin filizi olacaksın. Belki bir yürüyüşte, bir bildiride, ilim için attığın bir adımda, uykusuz geçen saatlerinle, bir zulme karşı paylaşımındaki cesaretinle bin kalbi titreteceksin. Rabbimiz buyuruyor: “Şüphesiz Allah, mallarını ve canlarını cennet karşılığında mü’minlerden satın almıştır.”3 O halde sor kendine: “Ben neyi satıyorum? Allah’a mı adanıyorum, yoksa dünyaya mı, ideolojilere mi, kendi arzularıma mı?”

Bir gün bu dünya bitecek ve o gün nelerden ne kadar korktuğun değil, neye rağmen nasıl adım attığın konuşulacak. Sahip olduğun değerler değil, İslam gibi yüce bir değer için hangi değerlerinden ne kadar vazgeçebildiğin tartılacak. Ve Allah: “Dinim için ne yaptın?” diye soracak.

O gün utanmak istemiyorsan, bugün durma adım at, susma konuş, elinde tutma ver, korkma üzerine git! Dünya sevgisini yüreğinden, korkuyu kalbinden sök at. Çünkü korkup kaçanlar değil korkmasına rağmen adım atanlar tarih yazar.

1.        Tevbe, 38

2.        Buhari, Rikak, 28

3.        Tevbe, 111