Gazze’de bir hareketlilik var. Uzun bir geri dönüş yolu… Bir yürüyüş, bir hicret, bir göç var yine ufukta… Her zamanki gibi endişeli yürekler; endişeli, buruk ve yorgun… Savaştan, bombadan, sevdiklerini kaybetmekten, direnmekten, göç etmekten yorgun düşmüş bedenler ve yürekler… Fakat bu defa, yürüyüşe bir parça da sevinç eşlik ediyor. “Dönüyoruz” diyorlar umutla, “evimize dönüyoruz!” Geride hiçbir sağlam bina kalmadığını bile bile… Ev diye andıkları; sadece molozlar, yıkıntılar ve onların altında kalan hatıralar olduğu halde… Evet binalar, duvarlar, çatılar yıkıldı belki ama 78 yıldır onların umudu, direnişi hiçbir zaman yıkılmadı. Tüm dünya her şehidin ardından “Aksa’ya feda olsun” diyen anaların feryadında gördü bunu, konuşmaya yeni başlayan çocuklarından ayakta güç bela duran yaşlılarına kadar bütün bir halkın nasıl hep bir ağızdan “Vallahi burada kalacağız!” deyişinde gördü… Bunca yıkıntıya rağmen dimdik ayakta tuttukları onurlarıyla tanındı Gazze halkı. Onur nasıl korunurmuş, direniş nasıl yıkılmazmış, canlı canlı izledi dünya. Nasıl bir soykırımı canlı canlı izlediyse…
10 Ekim 2025 itibariyle işgalci İsrail ordusunun Gazze Şeridinden kısmi çekilmesi ve ateşkesin devreye girmesiyle beraber yüz binlerce Filistinli, Gazze Şeridinin orta kesimi ve güney bölgelerinden kuzeyine dönmeye devam ediyor. Aksa Tufanı’nın üzerinden tam 2 yıl geçti… On binlerce şehit ve yaralı, 2 yıl boyunca her gün bomba sesleri, her gece “Acaba bu gece üzerime bomba düşecek mi, sevdiklerimden bir şehit daha verecek miyim, evim başıma yıkılacak mı veya evime geri dönebilecek miyim?” sorularıyla uyumak… Her günü ölümle burun buruna geçen 2 yıl… Fakat onların kavgaları ölümle değildi, hiçbir zaman olmadı, hiçbir zaman korkmadılar ölümden. Çünkü onlar ölümün şehadet olup da Rabbe kavuşturduğunu, cennete ulaştırdığını daha beşikteyken öğrenmişlerdi. Şayet bir endişe varsa Gazzelilerde o da eve dönme endişesidir. Toprağında kalma, toprağında ölme endişesidir. Ateşkesin ardından kuzeye geri dönen yaşlı bir kadının sözleri bunu ispatlar niteliktedir: “Toprağımda bir fincan çay içerek ölmek istiyorum.”
Gazze halkı sadece son 2 yıldır değil 1948’den bu yana işgalle iç içe zor bir hayat, ağır imtihanlar yaşıyor. Peki hangisi daha ağır? Her gün şehitler vermek ama toprağından ayrılmayarak onurunu korumak mı yoksa yanı başında Müslüman kardeşlerin katledilirken hiçbir şey yapamamanın zilletini yaşamak mı? Hangi imtihan daha ağır ve kimler imtihandan geçti/kimler kaldı? Bazı soruların cevabı apaçık fakat sesli söylenmesi hatta kendine itiraf etmesi bile çok ağır. Tüm bu zorluğu sabırla göğüsleyen onurlu Gazze halkı annesiz, babasız, evlatsız kaldı; yemeksiz, susuz, ilaçsız kaldı ama hiçbir zaman umutsuz kalmadı. Gazzeli bir kadının enkaza dönen mutfağında kek pişirmesi Gazze’nin direnişini göstermeye tek başına yeter. Direniş, bu halkın damarlarında geziyor adeta. Umudun, sabrın ve direnişin anlamını şekillendiren beldenin sahipleri, şimdi yeni bir direniş hikayesi yazmaya yürüyor. Bu adımlar eve, toprağa, vatana dönüş yürüyüşünün adımları. İşgalin yenilgisinin resmidir bu dönüş yolu, gören gözler için. Bu yorgun ayak sesleri, zaferin sessiz çığlığıdır duyan kulaklar için. Zafer evet, binlerce şehit ve harap bir beldeye rağmen… İsrail tankları Gazze’yi tamamen işgal edemeden şehirden çıkarken, Gazze halkı savaştan harabeye dönmüş topraklarına geri dönüyor. Füze ve tanklara karşı galip gelen iman ve direnişin resmidir bu. İslam’da yenilgi var mıdır ki zaten? “Mü’minin durumu ne hoştur!” demiyor mu Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Başına sevindirici bir şey geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur. Başına sıkıntı geldiğinde ise sabreder, bu da onun için hayır olur.”1 Bu bakışla tüm yollar mü’minin lehinedir. O halde zafer elbette bizimdir! Düşülen yerden kalkılır, gözyaşları silinir, şehitler cennete kavuşur, harap belde tamir edilir… Ki Gazzeliler ateşkesin daha ilk gününden sokaklardan molozları kaldırmaya başladılar bile.
Savaş burada biter mi, bu Gazzelilerin son eve dönüş fotoğrafı mıdır, inanmak güç fakat bu fotoğrafın tarihte unutulmaz bir yeri olacağı kesindir: Ev sahibinin dönüş günü… Tıpkı 2 yıldır hafızalara kazınan yüzlerce fotoğraf ve video gibi… Saymakla biter mi ki, 2 yılın her bir günü yürekleri yakan sayısız görüntü… Ama şimdi geriye dönüp acıları tazeleme zamanı değil, gözyaşını silip yeniden başlamanın zamanı. Yeniden başlamanın, her şeye rağmen yaşamanın kitabını yazan Gazzeliler için yeni bir sayfa açıldı, çünkü şairin de dediği gibi: “Yapılacak işler var toprağımızda…”
“Geldi artık çekip gitme zamanınız
Nerede isterseniz orada ölün ama ölmeyin aramızda
Yapılacak işlerimiz var toprağımızda
Burada bizimdir mazi
Bizimdir hayatın ilk sesi
Bizimdir bugün, bizimdir gelecek
Burada bizimdir dünya ve ahiret
Çıkıp gidin toprağımızdan
Denizimizden, karamızdan
Buğdayımızdan, tuzumuzdan, taşımızdan
Defolun her şeyimizden!
Defolun belleğimizdeki anılardan!”2
1. Sahih-i Müslim, Zühd, 64 (no: 2999)
2. Eğreti Sözcükler Arasında, Mahmud Derviş
