Bir önceki sayıda “Furkan Kadın”ın nasıl olması gerektiğinden bahsetmiş ve özelliklerini anlatmaya başlamıştım. Bu sayıda Furkan Kadının özelliklerini anlatmaya devam ediyorum.
2. İffeti ve Hayası
Kadınlardan herhangi biri gibi olmayan Furkan Kadının farkının ortaya çıktığı yönlerden biri de iffeti ve hayasıdır. Hakikatte iffet ve haya mefhumu her hanım için aynı derecede önem arz etse de her hanım imanı nispetinde bu hasletlerden nasipdar olabilmiş, bir kısmı ise çağın sanki tüm güzellikleri, masumiyeti ve temizliği yok etmek için durmadan dönen çarkında bu değerlerini büsbütün kaybetmiştir. Bizim bu çağımız ise yine Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ifadesiyle “imanı kalpte tutmanın elde ateş tutmaktan daha zor olduğu” fitne zamanıdır. İşte böyle imanların muhafazasının zorlaşmasıyla iffetin ve utanma duygusunun gitgide zayıfladığı, utanmaktan utanan insanların arttığı dönemde Furkan Kadın iffetin, temizliğin ve masumiyetin mücadelesini verir.
Furkan Kadının örneği ise adını iffetiyle Allah’ın kitabına geçiren, kendisinden sonra kıyamete kadar gelecek çağlar için arınmışlığın ve sakınmışlığın sembolü olan Hz. Meryem’dir. “(Allah) Irzını korumuş olan İmran kızı Meryem’i de misal gösterdi.”1 “Bir zaman melekler şöyle demişlerdi: …Ey Meryem şüphesiz ki Allah seni seçti, seni temiz kıldı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.”2 “Kitap’ta Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafından bir yere çekilmişti.”3 Ailesinden ayrılarak kendini yalnızca Rabbine ibadete hasreden bu genç kız yalnızlığını ve kimsesizliğini yalnızca Rabbiyle paylaşabilen, onunla kalabalıklaşmış bir mü’mine, bir mücahideydi. Mücahide diyoruz, çünkü asıl mücahide nefsiyle olan imtihanlarını başarıyla geçebilendir. Dava, cihad sözleri kimseyi ne mücahit ne de mücahide yapar. Nefsiyle girdiği savaşlarda mağlup olan kişi hangi orduyu korkutabilir, hangi savaştan zaferle çıkabilir ve hangi destana adını altın harflerle yazdırabilir? İşte Meryem, adını destanlaştırmış olanlardandır.
Allah Azze ve Celle ona kendi ruhundan üflemesi için bir melek göndermek istediğinde onu bir genç suretinde gönderdi. Hz. Meryem karşıdakinin bir melek olduğunu bilmiyordu. İffetine zeval gelmesi düşüncesi onu endişelendirdi ve “Senden Rahman’a sığınırım, eğer Allah’tan korkuyorsan”4 diyerek imtihanı alnının akıyla geçmeyi başardı. Allah istese meleği başka bir surette de gönderebilirdi. Fakat Yusuf’u imtihan eden Allah Meryem’i de imtihan etti ve bu asil tavrı ve iffeti göstereceğini bildiği Hz. Meryem’i âlemlere örnek olması için böyle denedi. İşte olması gereken iffet ve hayayı ancak bu şuurda olan mü’mineler gösterebilecektir. Ve ancak bu şuurda olanlar iffet ve boyun eğilmişliğin göstergesi olan tesettürü hakkıyla yerine getirebilecektir. Zaten hicap önce kalpte başlamalı, tesettür önce kalbe giydirilmelidir. Kalpleri haramdan setretmeyen örtüler tesettür olmaktan uzaktır. Dışına giydiği tesettüre yakışmayan davranışlar sergileyenler ya da içine giydiremediği örtüyü sadece başına dolamakla yetinenler ve tesettürü, kendisini örtmekten uzak olanlar hiçbir zaman hakiki manada kapanmış sayılmazlar. Hakikatte ise tesettür bir bayan için sığınılan kale, zararlı bakış oklarından koruyan bir zırh ve bir takva örtüsüdür. İşte Furkan kadın nefse kölelikten ve başkalarına güzel görünmeye çalışma esaretinden kurtuluşun resmi belgesi olan tesettürü, iffet ve hayasıyla bütünleştirerek başına taç yapmıştır. Özgürlük sancağı başında dalga dalga dalgalanmaktadır. İşte bu iffet, haya ve tesettürü ile çağın iffetsiz nesillerine inat, temiz ve asil Meryem'i temsil eder… Allah’a adadığı tertemiz canını iffetsiz hareketlerle kirletecek değildir. Ve o, bu tertemiz haliyle kara toprağın içinden çıkan beyaz bir gül gibi, çağın bozulmuşluğuna inat mabet ve medreselerde yetişerek “Çağın Meryem’i” olmaya taliptir.
3. Takvası ve Dünyaya Karşı Kanaati
Furkan Kadın, tüm arzusu ve hayali dünya olmuş, mutluluğu dünya nimetlerinde arayan kadınlar gibi değildir. Onun sevinci ve mutluluğu davası için yaptığı hayırlı hizmetlere bağlıdır. Dünyaya yaklaştığında değil, Allah’a yaklaştığında sevinir. Bir tek dünya hayatı varmış da başka hayat yokmuş gibi dünyada her şeyin en iyisine, en rahatına, en lüksüne ulaşmaya çalışmaz. Bilir ki, dünya hayatı geçici bir oyalanma yeridir. Ve dünya insanın tüm beklentilerini, hedeflerini ve hayallerini karşılayacak güce sahip değildir. İnsanın tüm beklentilerinin tam karşılığını alacağı yer ahirettir. İşte bu anlayışla hareket eden Furkan Kadın sıradan kadınlar gibi “şuyum da olsun, buyum da olsun, hiçbir nimetten geri kalmayayım” basitliğiyle hareket etmez. Allah’ın dünyada kendisine nasip ettiğine razıdır. Kendisine verilenle yetinmesini bilir. Sanki sadece dünya için yaratılmış gibi tüm gücünü dünya için kullanmaz. Bu nedenle hiçbir zaman koltuk-kanepe, tül-perde için köşelerde para saklama ihtiyacı hissetmez. Biriktirse biriktirse Allah yolunda vermek için biriktirir. Parasını yatıracağı banka bellidir. Bire yedi yüz veren “infak bankası”... Tıpkı sahabe hanımları gibi... O bu haliyle Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in daima dünyaya karşı uyardığı ve örnek olmasından ve belki de kalbine sevgisi girmesin diye altından zinetler takmasına bile razı olmadığı, işlerine yardımcı olması için bir cariye istediğinde vermeyip yerine kendisine bir takım zikir kelimeleri öğrettiği, evinde süslü bir perde gördüğünde yüz çevirip dönen Allah Rasulü’nün sevgili kızı Hz. Fatıma’yı örnek almaktadır. Çünkü Hz. Fatıma büyük bir olgunlukla hareket etmiş ve babasının kendisini alıkoyduğu şeylere göz dikmemiştir. Onu örnek alan Furkan Kadın, ziynet ve süslere merak yerine bir Müslüman hanım için en güzel ziynet olan takva elbisesine, güzel ahlâk süsüne ve kanaat takısına sahip olmaya çalışır.
Bu ve diğer yönleriyle Furkan Kadın tüm kadınlar için en güzel örnektir. Allah katında mertebesinin yükselmesini isteyenler bu örnekliğe sahip olmak için çalışmalıdırlar. Şüphesiz ki bu çaba göstermeye ve azmetmeye değer bir durumdur. O halde çalışanlar bunun için çalışsın.
1. Tahrim, 12
2. Al-i İmran, 42
3. Meryem, 16
4. Meryem, 18