İnsanın yaşadığı coğrafya bir kader olduğu gibi hangi dönemde yaşadığı ve nelere tanıklık ettiği de bir kaderdir. Kaderimiz, tarihin belki de en karanlık dönemlerinden bir dönemde yaşamamız yönünde seçilmişti ki şu anda bunu yaşıyoruz. Buraya kadar yapabileceğimiz bir şey yok, kaderi değiştirmek mümkün değil. Çünkü yazan biz değiliz, Kadir-i mutlak olan Yüce Rabbimiz. Fakat bu yapabileceğimiz başka bir şey olmadığı manasına gelmez. Aksine her asırda yaşayan Müslümanların o asrın beraberinde getirdiği tehlike ve kötülüklere karşı yapmaları gereken vazife ve sorumluluklar vardır ki işte burada insanın gayreti ve çalışmasının devreye girmesi gerekir. Burada Muhterem Hocamızın “Her neslin bir vazifesi vardır. Sahabe neslinin vazifesi at sırtında cihad etmekti. Tabiin devrinde ise ilimle cihad ettiler. Bugün bizim vazifemiz de sahabenin vazifesi gibi insanlığın kurtuluşu için çalışmaktır.” sözünü hatırlatalım. Bugün Müslümanlar olarak zillet içerisinde yaşıyor olmamızın ve tüm insanlığın düştüğü şu dehşet verici durumun temel sebebi de vazifesinin farkında olmayan, dini için sorumluluk almayan ve çalışmayan bir neslin meydana gelmiş olmasıdır. Bu durum meydanın düşmana kalmasına ve düşmanın da tüm dünyayı kan gölüne çevirmesine sebep oldu.
İşte tam bu noktada uyuyan ümmeti uyandırıcı, silkinip kendine gelmesini ve vazifelerine sarılmasını sağlayıcı bir tokat oldu Gazze... Dünyanın birçok yerinde zulüm vardı fakat hiçbirine bu kadar yakından şahit olmamıştık. Her şey herkesin gözünün önünde oldu. Adeta bizim evimizin içinde ya da bizim sokağımızda işleniyormuş gibi bombalanan evleri, parçalanan bedenleri, insanların acı feryatlarını yakinen gördük, duyduk. Gördük diyoruz ama bakmakla görmek arasındaki farkı unutuyoruz belki de… Herkes görmedi ya da görmezlikten geldi, görse böyle olur muydu? Gazze ve ümmet için yapacağımız ilk şey görmektir. Zulmü, zalimi, mazlumu, hak ve batıl saflarını görmektir. Koca koca devletlerin nasıl da koca koca yalanlarla dünyayı yönettiklerini; demokrasi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve hatta fikir özgürlüğünün sadece işlerine geldiğinde kullandıkları aparatlar olduğunu görmektir. İkiyüzlü, münafık, kukla sistemlerin nasıl da başımıza dikildiğini, Müslüman görünümlü idarecilerimizin ne kadar da batıldan ve zalimden taraf olduğunu görüp bunlarla bir yere varılamayacağını görmektir. Ümmet bu haldeyken halkı nelerle meşgul ettiklerini, genç neslin nelere kurban edildiğini ve nasıl da esaret altında olduğumuzu görmektir. Buna karşın zulme karşı direnenleri, fedakârlığı, sabrı, Allah yolundaki mücahitleri ve Allah’ın yardımını görmektir. Basar sahipleri için gördüğümüz, göreceğimiz ya da görmemiz gereken o kadar çok mesele var ki...
Bu gördüklerimiz bize, ümmetimize yetmeliydi. Bunları görseydik kurtarılması gerekenin sadece Gazze olmadığını başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyanın kurtuluş beklediğini anlardık. Halkı Müslüman ülkeler hür olmadıkça Gazze’nin ve hiçbir yerin kurtulamayacağını anlardık. Gazze ve ümmet için yapacağımız bundan sonra uyanıp dirilmekti, kendimizi ve hayatımızı değiştirmekti. İyi bir Müslüman olmaya, sorumluluklarımızı yerine getirmeye karar verip ayağa kalkmaktı. İslam sancağını tutup kaldırmak ve her birimizin bulunduğu ülkede İslam için çalışmaya başlayıp halkımız ve gençliğimiz için çabalamaktı. “Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin”1 örneğindeki gibi bize mücadeleyi emreden ayetlere itaat etmekti. Kur’an’a sarılan toplumların ne olursa olsun yıkılmadığını görüp Kur’an’ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya çalışmaktı. Çocuklarımızı tıpkı Gazze’dekiler gibi Tevhidî şuurla, Kur’an’la büyüterek yarının mücahit ve mücahideleri olarak yetiştirmekti. Kur’an’ın bize gösterdiği Tevhidî yolu bırakıp başka yollara sapması sonucu İsrail’in ve Amerika’nın uşağı olmuş liderlerin yolunu terk edip Tevhidî çizgide bir araya gelerek çalışmaktı. Allah Rasulü’nün dünya sevgisi ve ölüm korkusu olarak iki şeyin ümmeti bitireceğini ifade ettiği hadisi düşünüp artık şu melun dünya sevgisini kalplerimizden çıkarmaktı. Ölüm korkusunu yenip elimizden geleni yapmaktı. Rahat yataklarımızı terk edip, tembelliği bırakıp, Allah için gece gündüz çalışmaktı. Şehadeti gündemimize alıp, hayatımızı Allah’a adamaktı.
Aslında bütün bunlar Gazze savaşı olsun olmasın şu asırda yaşayan her Müslümanın vazifesidir. Fakat Gazze üzerimizdeki ölü toprağını atmamıza ve gaflet perdesinin açılmasına sebep olmalıydı. Gazze hayatımızda bir dönüm noktası olmalıydı, Gazze’den öncesi-Gazze’den sonrası diye…
Gazze ve ümmet için yapabileceğimiz bu kadar çok şey varken kimimiz öğretilmiş çaresizlikle “Ne yapabiliriz ki?” deyip geçti, kimimiz çözüm yolunu sadece oraya yardım göndermek olarak algıladı, kimimiz ise insanlığını yitirmişçesine hiç umursamadı.
Mesele hiç basit değil... Tarihin bir yerinde yaşayıp geçmişlik diye bir şey olamaz. Yaşıyorsak ve görüyorsak sorumluyuz, insansak ve Müslümansak sorumluyuz. Gazze'de yaşananlar tarihin kırılma noktası olacak kadar, tarihin akışını değiştirecek kadar önemli olaylardır. Fakat Müslümanların hâlâ uyanamaması yüzünden henüz mesafe kat edemedik.
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hadisinde derecelendirerek “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, o da olmazsa bari kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.”2 buyurması gibi biz de büyük adımlar atamadıysak bari Müslümanların halini görüp küçük dertlerimizi büyütmeyi bıraksaydık. Bari açları düşünüp israf etmeseydik, falan lokantada filan yemeği yemek için yol gitmeseydik, kendi aramızda yemek konuşmasaydık, yemek videoları, yemek programları ya da saçma sapan komik videolar izlemeyi, ümmet kan ağlarken bilmem hangi ahlaksızın dizilerini izlemeyi bıraksaydık. Bari biraz ciddileşseydik, hüznü öğrenseydik biraz, ağlayabilseydik. Bari oruçlarımızı ve ibadetlerimizi artırarak kalplerimizi yumuşatsaydık. Hıçkırıklarla gece kalkıp dua etmeliydik en azından, içimiz öfkeyle dolup beddua etmeliydik zalime. Hiç olmazsa boykotun hakkını vermeliydik. Zalimi destekleyen tüm firma ve kuruluşlar kapanmalıydı oysa... Komedi programları, yemek programları izleyici bulamamalıydı… Gazze için hiçbir şey yapmayan devletlere halktan büyük tepkiler gelmeliydi. Büyük miting ve yürüyüşler yapılmalı, oylar düşmeli ve hükümetler Gazze için gerçek adımlar atmaya mecbur kalmalıydı. Acı hissetmeliydik kalbimizde hiç olmazsa, canımız sıkılmalıydı yaşanan zulümlere. Hayatımızdaki tüm saçmalıkları, boşlukları, yanlışları tekrar gözden geçirmeliydik. Hayatı ve ölümü sorgulamalı, yaratılış gayemizi tekrardan hatırlamalıydık. En azından kalbimizde acıyı ve hüznü diri tutsaydık, onun hürmetine belki yanmazdık ateşte… Bunların hiçbirini yapamadıysak dönüp imanımızı sorgulayalım. Bunu da yapamıyorsak ahiretteki azaba hazır olalım. “Orası ne kötü yerdir.”3
Gazze bir imtihansa toplum olarak bir kısmımız hariç biz o imtihanda sınıfta kaldık, Gazze bir mektepti ama biz o mektebin talebesi olamadık, Gazze bir dersse biz o dersi alamadık. Çünkü yapmamız gerekenler zor geldi ve nefislerimize yenik düştük. Ne mutlu imtihanı kazanabilenlere! Ümmet için gecesini gündüzüne katarak çalışan öncülere!
- Bakara, 193
- Müslim, İman, 78
- Al-i İmran, 12
