Konuya giriş yapmadan önce özellikle şu durumu ortaya koymak gerekir ki, oryantalistler, ilk dönem denilen 18-19. Yüzyılda öncelikle Kur’an’a saldırmışlardır. Ancak Müslümanlar, her harfi mütevatir olan ayetlere öyle güven duymuştur ki, bu saldırılar hiçbir zaman tesirli olamamıştır. Kur’an’dan şüphe duyurma çabasının beyhude olduğunu anlayan oryantalistler, yönlerini hadislere çevirmişlerdir. 19. Yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılda özellikle Ignaz Goldziher ve Joseph Schacht gibi “ikinci dönem”in meşhur oryantalistleri, hadisler üzerinde şüpheler oluşturmak için ciddi çalışmalar yapmışlardır.
Aslında oryantalistlerin Kur’an ile başlamalarında çeşitli sebepler vardı. Bunlardan biri, Kur’an’ın Müslümanlar üzerindeki etkisini kırarak kestirmeden, onları dinden imandan soğutmak; bir diğer sebep ise ellerinin altında ve mükemmel bir şekilde sure sure, ayet ayet tasnif edilmiş olan Mushaf’ı kolayca inceleyip kafalarına göre yorumlar yapabilme imkânının varlığı idi. Oysa hadisler böyle değildi. Her ne kadar yüzlerce hadis var olsa da bunların arasından kendi amaçları doğrultusunda istedikleri hadisi/hadisleri bulmaları kolay olmuyordu. Sırf bu problemin ortadan kalkması için hadis konkordansı hazırladılar. Wensinck’in hazırladığı Hadis Konkordansı en meşhuru ve en kapsamlısıdır. A. J. Wensinck (1882–1939) Batılı bir İslam araştırmacısıdır. Hadis literatürü içinde şimdiye kadarki en büyük konkordansı hazırlayarak Kütüb-i Sitte dediğimiz 6 hadis kitabını bir araya getirmiştir.1 Esasında işin enteresan tarafı İslam âlimlerinin yıllarca yapmadığı, hadisleri bir fihristte tasnif edip kolayca bulunur hale getirme işini oryantalistler yapmıştı. Ve bu oryantalistler bu tasnifi yaparken oryantalistlerin en tehlikelisi, en yetkini, en kötü ve en bozguncusu olan Macar asıllı Yahudi oryantalist Goldziher’den2 de etkilenerek bu çalışmayı ortaya koymuşlardır. Elbette bunu, yukarıda belirttiğimiz gibi hadislere kolayca ulaşabilmek ve bu şekilde hadisler aleyhine kendi düşüncelerine göre iddialarda bulunmak için yapmışlardır.
İkinci dönem oryantalistleri sayılan ve özellikle hadisler üzerinde araştırmalar yapan Ignaz Goldziher ve Joseph Schacht’in birbirine benzer temel iddiaları şu şekildedir: Goldziher, Hadislerin Hz. Peygamber dönemine ait olmaktan ziyade İslam’ın 2. Yüzyıldaki gelişiminin bir ürünü olduğunu savunmuştur. Yani ona göre birtakım olaylar-tartışmalar yaşanmış, bunlara çözümler bulmak için hadisler uydurulmuştur.
Schacht ise İslam hukuku ile alakalı hadislerin Hz. Peygamber dönemine ait olmadığını iddia etmiştir. Ona göre bu hadisler, fıkhi ekollerin oluşum sürecindeki tartışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu temel iddiaların yanı sıra daha birçok iddia vardır. Ancak konuyu uzun uzun ve müstakil olarak ele alan birçok kitapta, yeterince bilgiye ulaşılabilir.3 Bizim bu konuda meselenin tehlikesine ve hâlâ gençleri meşgul etme girişimlerinin varlığına dikkat çekme gayemiz olduğundan dolayı, daha özet geçme gibi bir mecburiyetimiz var.
Ignaz Goldziher’in yukarıdaki iddialarına en net cevaplardan biri, bütün kaynakların güvenilir bir muhaddis olduğu hususunda birleştikleri Hemmam b. Münebbih’in naklettiği hadislerdir. Bu rivayetler Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde, Kütüb-i Sitte’de ve diğer hadis kitaplarında yer almıştır. Bize kadar ulaşan ilk YAZILI hadis vesikası olarak takdim edilen Sahife, Hemmam b. Münebbih’in hocası Ebu Hureyre’den yazmış olduğu 138 hadisi ihtiva etmektedir.4 Ebu Hureyre’den dinlediği hadisleri “Ebu Hureyre’den dinlediklerim…” şeklinde bir girişle nakletmektedir. Rivayetleri, imandan ibadete, ahlaktan muamelata, kültür, kıyamet sahneleri gibi çeşitli konuları ihtiva etmektedir. Bu sebeple Buhari ve Müslim’in Sahih’lerinin adeta bir özeti ve hadis külliyatının genel karakteristiğini yansıtan bir eser olarak değerlendirilir.5 Bu konularda araştırmalar yapan ve Hemmam b. Münebbih’in Ebu Hureyre'den rivayet ettiği hadislerinin ORJİNALİNE ulaşan, Merhum Muhammmed Hamidullah Hoca’nın “Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Münebbih (Tercüme: Kemal Kuşçu)” eseri çok önemli bir vesikadır.
Bunun dışında, “hadisler Peygamberin vefatından 250 sene sonra yazıldı” diyen oryantalistlere âlimlerimiz şöyle der: “Ömer b. Abdülaziz, ilk resmi hadis tedvinini başlatan halifedir, vefatı H. 101; İmam Malik’in Muvatta isimli eseri elimizdedir, vefatı H. 179; İmam Ebu Yusuf’un Kitabul Asar’ı elimizdedir, vefatı H. 189.” Bu kitapların varlığı dahi “250 yıl sonra yalanını” ortaya koymaya yeter.
Âlimlerimizin oryantalistlere verdiği çeşitli cevaplar, Batı’daki oryantalistlerin de hadislere yaklaşımının bütünüyle aynı kalmamasına sebep oldu. Hadis mevzuunda ağır ithamlarda bulunup gerek Müslümanların kafasını karıştırmak gerekse de islamofobik bir yaklaşım ortaya koyup (İslam’ın temel 2 kaynağından birisi olan hadislere karşı tereddüt oluşturmak, İslamofobiyi güçlendirir. Çünkü insan dibini görmediği, güvenmediği, bulanık bir suya girmek istemez.) gayr-ı müslimleri İslam’dan uzaklaştırmaya çalışan bu oryantalistler, zamanla kendi çevreleri tarafından da eleştirilmeye başlandı.
Yıllarca Batılı oryantalistlere hocalık yapmış olan bu kimseleri modern dönem oryantalistler eleştirmeye başladı. Nitekim bu açıdan, Wael Hallaq da oryantalistlerin farklı yaklaşımlar benimsediğini belirtmektedir. Ona göre Harald Motzki, D. Santillana, Gregor Schoeler gibi bazı oryantalistler geçmiş oryantalistlerin yanlışlığını ortaya koymaktadır.6 Özellikle Motzki’nin isnad-metin analizi çalışmaları, hadislerin önemli bir kısmının 1. Yüzyıla uzandığını göstermiştir. Klasik ve toptancı hadis düşmanlarına karşı, geçmiş iddiaları revize eden oryantalist akademisyenlerin varlığı önem arz etmektedir.
Ancak işin garibi, Batılı oryantalist akademisyenler, kadim görüşleri eleştirirken, kompleksli ve yanı sıra kadim oryantalistlerden oldukça etkilenmiş, hatta oryantalistlerin en bozguncusu olan Goldziher’in adını bizzat vererek övgüler yağdıran içimizdeki (özellikle) ilahiyatçı oryantalistler (onlar bu ithamı kabul etmeyebilirler, ancak olan durum budur), bu görüşlere, mal bulmuş mağribi gibi sarılıyor ve bu zehirli akımın bayrağını devralıyorlar. Geçmişte sökmeyen oryantalist düşünce, bizden görünen adamların eliyle, temcit pilavı gibi yeniden önümüze sunuluyor, ancak maalesef bu defa yutturulabiliyor.
Tekraren, konunun şu tarafı net bir şekilde anlaşılmalı ki, oryantalistlerin Kur’an’a yönelik kafa karışıklığı oluşturma çabaları boşa çıkmıştır. Rabbimizin yüzlerce yıldır yaptığı: “Eğer doğru sözlüyseniz Kur’an’dakine benzer bir sure getirin!.. Yapamadınız, yapamayacaksınız!…”7 çağrısına cılız da olsa ses çıkarmaya çalışanların o seslerini en gür seda ile Kur’an susturmuştur. Çünkü Allah Azze ve Celle, Kur’an’ın korunacağını: “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik! O’nun koruyucusu da elbette biziz”8 ayetiyle bizzat bildirmektedir ve bu gerçekleşmiştir.
Kur’an konusunda aciz kalan oryantalistler, yukarıda da bahsettiğimiz üzere pes etmemişler, bu defa da Kur’an’ın pratiği olan hadislere saldırmaya başlamışlardır. Şu bir gerçektir ki hadisler olmadan, Kur’an’ın (Allah’ın muradına uygun şekilde) anlaşılması ve dahi yaşanması mümkün değildir. Bu sebepten dolayı Allah Azze ve Celle, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e 23 yıllık bir ömür yaşatmış ve bu dopdolu hayat “Yaşanan Kur’an” olmuştur. İşte bu durum, hadislerin de ilahi korunma ile Hafız olan Allah tarafından korunmasını sağlamıştır. Kur’an’ı nasıl ki sahabenin hıfzıyla, zaptıyla, adaletiyle ve dahi kaydıyla muhafaza ettiyse Allah, hadisleri de aynı yollarla muhafaza etmiştir. Aksi takdirde hadisler korunmasaydı, Kur’an’ın sadece lafzı korunmuş, hadislerde var olan pratiği ise korunmamış olacaktı.
İşte oryantalistlerin hadisler konusunda şüpheler oluşturmaya çalışarak yapmaya çalıştığı tüm bu dini bozma girişimlerinin dümen suyunda giden içimizdeki oryantalistler, çok büyük tehlike oluşturmaktadırlar. Bu noktada işin enteresan tarafı, bugün hadis konusunda oryantalistlerin rüzgârına kapılanlar, özellikle tefsirciler. Yenilerde bazı ilahiyat profesörleri hadislere başvurmadan tefsir yazıyorlar. Dolayısıyla, oryantalistlerin nihai gayesi olan “hadisler konusunda şüpheler oluşturup Kur’an’ın doğru anlaşılmasına ve yaşanmasına engel olma” girişimi, içimizdeki ilahiyatçı oryantalistler tarafından gerçekleştiriliyor. Veya bazı fıkıhçılar... Mezheplerin oluşumunu sağlayarak birçok soru işaretini yok eden ayet ve hadislerin, hadis ayağını yok saymaya çalışıyor ve bu düşünceyi empoze ediyorlar. Hatta “Ankara Okulu Ekolü”9 denilen ekolün temsilcileri bu düşünceleri tüm ilahiyatlara yayarak dinin ve dindarların hadislere olan güvenini yıkmaya çalışıyorlar.
Dolayısıyla, esasında bugün, 2. dönem oryantalizm de görevini tamamlamış ve görevi içimizdeki ilahiyatçılara devretmiştir. Bu gönüllü devralma durumuyla İlahiyat Fakültelerinden başlayarak dalga dalga mezhepsizlik, cemaat karşıtlığı ile beraber ferdiyetçilik, aklı vahyin önüne geçiren felsefi yaklaşımlar, laik devlete bağlılıkla beraber İslamcılıktan uzaklaşma, her geçen gün artarak devam etmektedir. Hadislere ve mezheplere bağlılığı bağnazlık ve “kör noktaları görmeden yaşama” olarak tanımlayan bu tehlikeli zihniyet, sosyal medyada da oldukça aktif. Bu zihniyetin verdiği temel mesajın başında “davasız ve kendine ait bir medeniyeti olmayan din” anlayışı olduğundan dolayı, sosyal medyadaki tartışmalar, özellikle gençleri, asıl vazifelerinden fersah fersah uzaklaştırıyor. Gençler oryantalist zihniyetin rüzgârına kapılıp hadisleri tartışıyor ama Batı Medeniyetinin dünyaya hassaten de ümmete neler yaptığını tartışmıyorlar. Davayı anlamayan gençler, seküler bir mantıkla bakmayı öğreniyor ve zihinlerindeki (biraz da olsa var olan) Tevhidin anlamı gün gün yok ediliyor. İdeolojilerin döneminin bittiği şu çağda, sanki dinin dönemi bitmiş gibi tartışmalar yapılıyor.
Tüm bu sinsice büyüyen dağ gibi tehlikeye karşı, ümmetin gerçek hocaları ve kaygılı fertleri İslam’ın 2 temel kaynağından birisi olan hadislere sımsıkı sarılmalı ve iş işten geçmeden tartışmaları doğru mecraya çekebilmelidir. Bizim asıl derdimiz asla hadisler olmamalı! Hadislerin gerek ne zaman yazıldığı gerekse de sıhhati konusunda, işin mütehassısı olan âlimlerimiz söyleyeceklerini söylemişlerdir. Âlimlerimiz hadis ilmine “yanmış pişmiş ilim” der10. Yani hadis ilmi olgunlaşma derecesini tamamlamış ilimdir. Bugün -özellikle sahih hadisleri- hiç kimse kafasına göre tartışma konusu yapamaz. Tartışacağımız milyon tane mesele varken birileri bizden hadisleri tartışmamızı istiyorsa, “burada bir çapanoğlu var” deyip tartışma mevzuunu değiştirmek zorundayız. Asıl konuşulması gereken mevzular olan Laikliği, Batı (Me)deniyetini, beşerî ideolojilerin iflasını, ümmetin gafletini, mazlumiyetini ve yeniden ayağa kalkmanın mecburiyetini konuşmak, tartışmak ve bu konular üzerinde düşünmek zorundayız. Yine yeni bir oyuna daha gelip onlarca belki yüzlerce yılımızı kaybetmemeliyiz.
*Yazdığımız bu konu, ihtivası bakımından ilmi bir konudur. Her ne kadar sadeleştirip anlaşılır şekilde yazılmaya çalışılsa da bazı okurlarımız anlamakta zorlanabilir. Ancak dikkatli bir şekilde okunduğunda, her okurumuzun, çok da zorlanmadan anlayacağı kanaatindeyiz.
- TDV İslâm Ansiklopedisi; Concordance Et Indıces De La Tradıtıon Musulmane
- Mustafa es-Sibaî, Sünnet ve İslam Hukukundaki Yeri, trc. Edip Erdal Karagöz, İstanbul 2021
- Bkz. Mustafa es-Sibaî, Sünnet ve İslâm Hukukundaki Yeri Ayrıca Alparslan Kuytul Hocaefendinin "İslam Hukukunda Sünnetin Yeri" dersleri izlenebilir.
- Zehebi, Siyer, V, 311; İbn Hacer, Tekzibü’t-Tehzib,XI, 67; Rıf’at Fevzi Abdulmuttalib, Sahifetu Hemmam b. Münebbih an Ebi Hureyre, Mektebetü’l- Hancı, Kahire, 1985, s. 5
- Bünyamin Urul, Hadislerin Dili, İlk Hadis Belgesi Hemmam’ın Sahifesi, -Tertip, Tercüme, Yorum- TDV Yayınları, Ankara 2009. S. 9
- Ahmet Yücel, Oryantalistler ve Hadis: Yaklaşımlar, Değerlendirmeler, Literatür, Erkam Yayınları, İstanbul 2013
- Bakara, 23-24
- Hicr, 15-9
- Ankara Ekolü: Ankara İlahiyat Fakültesinde görev yapan, yapmış olan veya okumuş olan ilahiyatçı entelektüeller anlaşılmaktadır. Türkiye’de gittikçe yayılan, klasik ehlisünnet yorumlara bağlı olmadan İslam’ı anlamaya yaklaşmanın Türkiye’de yayılmasında önemli rol oynayan ekol. Mehmet Sait Hatipoğlu, Hüseyin Atay, Hayri Kırbaşoğlu bu ekolün yaşayan temsilcileridir. (Prof. Dr. İbrahim Usta-Bingöl Üniversitesi)
- Yanmış-Pişmiş İlim: Bu ilimler hem temel kuralları sağlamlaşmış hem de uygulama ve metod açısından olgunlaşmış, derin ve geniş bir literatüre sahip olan ilimlerdir. Hadis ve Fıkıh gibi disiplinler bu kategoriye girer. (İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, s. 453-464 (İSAM)
