Kavramlar

Kur’an’da Uyanış ve Diriliş Kavramı

Paylaş:

Kur’an; insanı, unutmak dediğimiz “nisyan” halinden, hatırlamak dediğimiz “zikre”, ölümden hayata çağıran bir hitaptır. Bu yönüyle Kur’an’ın birçok ayetinde “uyanış” hem bilgi hem ahlaki hem de kalbin diriliş süreci olarak anlatılmaktadır. Çünkü hakikati unutan kalp, diri olma özelliğini kaybeder.

“Sen ancak o zikre uyanı ve görmediği halde Rahman’dan korkanı uyarabilirsin.”1 Bu ayette geçen “ittebe'a zikra” ifadesi, “hatırlatmayı izleyen, uyarıya kulak veren” anlamındadır. Burada uyanış, yalnızca bilgi edinme değil duygu, iman ve bilinç boyutuyla yeniden doğmadır. Tasavvuf literatüründe bu hal “yakaza” olarak adlandırılmıştır: Gafletten sıyrılıp hakikatin farkına varma hali. Kur’an-ı Kerim’deki karşılıkları ise “tezekkür”, “tefekkür”, “inzar”, “ibret” ve “basiret” gibi kavramlardır.

Kur’an’da “uyanış” kavramlarının her biri ise insanın iç dünyasından, kendinden başlayan bir hatırlama ve fark etme halidir. “Sen ancak zikre uyan ve görmediği halde Rahman’dan korkan kimseyi uyarabilirsin.”2 Bu ayet uyanışın kalpte başladığının bir örneğidir. Gafletin ilacı zikir, yani hatırlamaktır. Kur’an, Ashab-ı Kehf kıssasında da bu uyanışın sembolik bir örneğini vermektedir. Gençler, şirk düzenine karşı imanla dirilmiş, ardından da yıllar süren bir uyku sonrası yeniden uyanarak Allah’ın kudretini göstermek için bir “diriliş mucizesi”ne dönüşmüşlerdir.

“Sonra onları uyandırdık ki iki topluluktan hangisinin, kaldıkları süreyi daha iyi hesaplayacağını bilelim.”3

Bu kıssa hem bireysel hem toplumsal bir uyanışın simgesidir. Çünkü iman, uyuyan bir kalbi diriltir; dirilen kalpler bir toplumu ayağa kaldırır. Malcolm X’in dediği gibi: “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter!”

Diriliş kelimesi Kur’an’da çoğu zaman “ba’s, nüşûr ve ihyâ” köklerinden gelir. Ancak bu kelimeler yalnızca ahiret sahnesini değil, dünyadaki manevi ve toplumsal yeniden doğuşu da ifade eder.

Bu kavramların anlam ve geçtiği ayetlere, devamında ise Kur’an’da “diriliş” kavramının çeşitlerine bakalım:

Ba’s (البعث)

Sözlükte “birini kaldırıp harekete geçirmek, uykudan uyandırmak, diriltmek” gibi anlamlara gelen ba’s kelimesi, genel olarak Allah’ın herhangi bir şeyi yoktan var etmesi, Hz. Peygamber’in düzenlediği en çok üç kişilik askerî müfreze gibi anlamın yanında İslami literatürde asıl ve en yaygın olarak “kıyamet gününde Allah’ın ahiret hayatını başlatmak üzere ölüleri yeniden canlandırması, onları kabirlerinden çıkararak hayata göndermesi” anlamında kullanılır.4 Hem kıyamet sonrası diriliş hem de manevi yenilenme anlamında kullanılmakta, müfessirler bu ifadeyi, “hem bedenin hem imanın dirilişi” olarak yorumlamaktadırlar.

Nüşûr (نُشور)

Nüşûr, bedensel dirilişin sembolüdür; ancak sûfilerce, kalbin yeniden ayağa kalkması anlamına gelir.

“Allah, O yüce Rabdir ki sizi yaratır, sonra rızıklandırır sonra tayin ettiği vade geldiğinde sizi öldürür, sonra da diriltir.”5

İhyâ (إحياء)

Kur’an’da “yaşatmak, diriltmek” anlamındaki ihyâ mastarından fiil sîgalarıyla türeyen kelimeler kırk yedi ayette, yine aynı kökten türeyen muhyî (can veren) ismi de iki ayette Allah’a nispet edilmektedir. Bu ayetlerde daha çok Allah’ın yağmur yağdırmak suretiyle ölü toprağı diriltip yeşertmesi ve bu sayede canlıları beslemesi dile getirilmekte, ayrıca O’nun iyi davranışlarda bulunan inançlı insanlara dünyada ve ahirette mutlu bir hayat yaşatacağı vurgulanmakta ve ahirette ölüleri dirilteceği ısrarla tekrarlanmaktadır.6

“O, ölü toprağa hayat verir.”7

Diriliş sahneleri yalnızca ölümden sonraki hayatın başlangıcından ibaret değildir. Kur’an’da 3 çeşit “diriliş” görülmektedir:

Ahiret Dirilişi- Bedenin Yeniden Yaratılışı

“Sizi topraktan yarattı, sonra sizi öldürecek, sonra da diriltecektir.”8

Bu tür ayetlerde “yuhyîkum” (sizi diriltir) ve “yab’asukum” (sizi diriltir) fiilleri, Allah’ın kudretine delil olarak verilir. Kur’an, ahiret dirilişini “yoktan var etme” kudretinin bir yansıması olarak anlatmaktadır.

Dünya Dirilişi- Kalbin Canlanması

“Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan çıkamayan kimse gibi olur mu?”9

Buradaki “ehyeynâhu” (onu dirilttik) ifadesi, imanla hayat bulmayı anlatır. Yani diriliş sadece kabirden kalkmak değildir, kalbin yeniden imanla doğmasıdır. Bu ayet, dirilişin bireysel boyutunu anlatmaktadır.

Toplumsal Diriliş- Adaletle Yeniden İnşa

“Yeryüzü ıslah edildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın.”10

Toplumsal diriliş, Tevhid, Adalet ve Hürriyet ilkeleriyle gerçekleşir. İmam Mâverdî: “Dirilişin en büyüğü, zulümle ölen toplumun adaletle dirilmesidir”11 der.

Kur’an, insana ölümden sonraki dirilişi hatırlatmakla kalmaz bedeni ölmeden ruhunu diriltmeye davet eder: “Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve Rasulü'nün çağrısına uyun.”12 Bu ayetteki “yuhyîkum” kelimesi, müfessirlerin çoğuna göre “imanla hayat bulmak” anlamındadır.13 Yani diriliş, sadece mezardan kalkmak değil; fark etmek ve imanla diri bir ruha sahip olmaktır.

Kur’an’ın “uyanış” ve “diriliş” çağrısı, ağır uykusundaki Ümmet-i Muhammed, adaletini yitirmiş toplumlar ve dünyaya dalmış insanlar için bugün hâlâ capcanlıdır. Dirliğini Kur’an’ı unutup elden bırakmakla kaybeden bu ümmet, ölümün karanlığına yine bıraktığı kitabına sahip çıkarak son verecektir. Müslümanın bu dünyadaki yegâne hedefi ruhunu diri tutmak ve çevresindeki insanlara “büyük uyanıştan” önce Kur’an’ın ışığıyla yol göstermek olmalıdır. Merhum Necip Fazıl’ın deyimiyle:

Benim adım çile, benim adım iman!

Kalbimde bir dünya, bütün kâinat…

Allah’a şükür ki, uyandım, anladım,

Her şey bir gaye, her şey bir sanat…

1.        Yasin, 11

2.        Yasin, 11

3.        Kehf, 12

4.        Yusuf Şevki Yavuz, "BA‘S", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/bas--dirilis.

5.        Rum, 40

6.        Bekir Topaloğlu, "HAY", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hay.

7.        Ankebut, 63

8.        Hac, 66

9.        En’am, 122

10.     A’raf, 56

11.     Ebu el-Hasan el-Maverdi Ahkâmü’s-Sultâniyye, s. 21

12.     Enfal, 24

13.     Taberî, Câmiu’l-Beyân, c.10, s. 73