Esmâ’ül Hüsnâ

Yardımın ve İzzetin Tek Sahibi: En-Nâsır ve El-Aziz

Paylaş:

İnsanoğlu, fıtraten zayıf yaratılmıştır. Cüz'i iradesi ve acziyetiyle, yeryüzünde sürekli kendinden kat kat büyük düşmanlarla karşılaşır. Hayatının her anında mücadele edeceği bir safha vardır. Bazen zalim bir devletin tahakkümü, bazen nefsin bitmek bilmeyen fısıltıları, bazen de görünmez bir hastalık ile… Bu zorluklar karşısında insanoğlunun yüreğinde ilk hissettiği duygu acziyet ve çaresizliktir. İşte tam bu noktada, mü’minin kalbine sükûnet bahşeden, mücadeleyi anlamsız bir zorluktan kutlu bir vazifeye dönüştüren yüce bir isim tecelli eder: En-Nâsır…

Sözlükte “yardım etmek, desteklemek, sıkıntıdan kurtarmak; zafer vermek” anlamındaki nasr (nusret) kökünden türeyen nâsır kelimesi Allah’a nispet edildiğinde kullarına yönelik olarak bu manaların hepsini kapsar. Kulun Allah’a yardımı ise insanlara yardımcı olması, Allah’a verdiği sözleri tutması, hükümlerini benimseyip yasaklarından kaçınması” demektir.1

İslam davasının keskin çizgisi, bu ismin anlaşılmasında gizlidir. Müslüman, yardımı ne ekonomik bir güçten ne de sayıca kalabalık bir ordudan bekler. O bilir ki: “Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenecek kimse yoktur. Eğer sizi bırakırsa (yardımsız), O’ndan başka size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.”2

Bu ayet, En-Nâsır isminin Tevhid akidesinin merkezinde olduğunu gösterir. Günde beş vakit namazın her rekâtında okuduğumuz “Yalnız Sana kulluk ederiz, yalnız Sen’den yardım isteriz”3 duası da kulun acziyetini itirafıdır. Müfessir İbn Kesir, bu ayeti şöyle açıklar: “Kul ibadetinde samimiyeti Allah’a tahsis ettiği gibi, yardım istemekte de sadece Allah’a yönelir. Çünkü ibadet ancak O’nun yardımıyla tamam olur.” Acziyetinin ve mahcubiyetinin bilincinde olan kul, Rabbinden başka müracaat edilecek hiçbir merciye müracaat etmeyecektir. Gazze’de bir çocuğun “Allah bizimle” derkenki sükûnetinde, bombalar altındaki annenin "Rabbim yeter" feryadındaki teslimiyette işte bu ismin tecellisi vardır. Aksi takdirde başka bir kaynaktan medet uman, Allah’ın Nusret sıfatının yüceliğini inkâr etmiş olur. Bu durum iman meselesi olmakla birlikte aynı zamanda bir özgürlük ilanıdır. Zira yardım beklentisini beşerî kaynaklardan kesen kişi, o kaynakların tehdit ve baskısından da azat olur. O, yalnızca Rabbine dayanır. Elbette bu dayanma pasif bir bekleyiş değil tam tersine mücadele sonrası teslimiyettir. Allah Azze ve Celle’nin oturanlara değil, hakkı ayakta tutmak için çaba gösterenlere, sabredenlere ve mücadele edenlere yardımını vaat ettiği unutulmamalıdır. Zulme karşı çıkmak, adaleti emretmek, tebliği yaymak... İşte bu çaba, nusreti (yardımı) celbeder. Bir toplum, hakkı müdafaa uğruna tüm gücüyle direndiğinde, Allah’ın vaadi gerçekleşir: “Andolsun ki biz, elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin (şahitlik için) ayağa kalkacakları günde elbette yardım edeceğiz.”4 Bu, yardımın gelmesinin ilk şartı öncelikle Allah’ın dinine yardım edilmesidir. Yardıma mazhar olmak için öncelikle o yardıma layık bir duruş sergilenmelidir. Gücünüz zayıf olabilir, sayınız az olabilir fakat niyetiniz halis ve mücadeleniz Nebevi hareket metoduna bağlı Tevhidi duruşu yaşatmak içinse, En-Nâsır tüm kudretiyle yanınızda olacaktır. Rabbimiz: “Kim Allah’ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder ve ayaklarını din üzere sabit kılar”5 buyurmaktadır. Bu ayet hem vaat hem Sünnetullah değil midir?  Kul, Allah’ın davasına omuz verdiği sürece Allah da onun yüreğine cesaret, ömrüne izzet ve şeref, düşmanlarına zillet ve acziyet verir.

El-Aziz: Kudretin ve İzzetin Sahibi

“Aziz” kelimesi; yenilmeyen, üstün gelen, mağlup edilmesi mümkün olmayan anlamlarını taşır. Kur’an’da, “Bütün izzet Allah’a, Rasulü’ne ve mü’minlere aittir”6 buyurularak Rabbimizin “El-Aziz” isminin, izzetin yalnızca O’na ait olduğu açıkça ilan edilmiştir.

El-Aziz olan Allah Azze ve Celle, zalimleri dilediği vakitte alçaltır, mazlumları ise hiç umulmadık bir anda yükseltir. O’nun izzeti makamla, servetle, sayıyla ölçülmez. Gerçek izzet imanla, teslimiyetle ve Allah’a dayanmakla kazanılır. Firavun izzetini tahtında, Nemrut ise gücünü ordularında sanmıştı. Firavun aciz bir şekilde suda boğularak Nemrut ise bir sinekle öldü.

Bugün de yeryüzü, yine izzet ve zilletin arasındaki mücadeleye sahne olmaktadır. Dünyanın süper güçleri(!) bir çocuğun yüreğine sığdırdığı imanı yenememektedir. Tanklar sapanlara karşı koyamamaktadır. Çünkü o çocuk, El-Aziz’e dayanmıştır. El-Aziz olan Rabbimiz, kulunun adımını sağlam basmasını diler; çünkü zafer güçle değil, izzetle kazanılır.

Bir toplum, ne zaman kendi gücünü ve kaynaklarını ilah edinmeye başlarsa, yeryüzündeki süper güçlere dayanıp nebevi metottan sapmayı kolaylık zannederse, o zaman zillete doğru kayar. Çünkü o, El-Aziz’den yüz çevirmiş ve aciz olanın kapısında beklemiştir.

Bizim gücümüz, sayımızda ya da teknolojimizde değildir. Bizim izzetimiz, El-Aziz’e olan kayıtsız şartsız teslimiyetimizdedir. Zalimden korkmamak, haktan taviz vermemek, nefsin arzusuna uymamak ancak El-Aziz olan Allah’a dayanmakla mümkündür. El-Aziz’e sığınan bilir ki, O’na dayanınca sayıca azlığımızın, maddi zayıflığımızın hiçbir önemi yoktur. Çünkü O, yenilmez ve izzet sahibi olandır.

En-Nâsır ve El-Aziz: Yardımın ve Kudretin Buluştuğu Nokta

En-Nâsır, yardım eden; El-Aziz, o yardımı hikmete dönüştürendir. En-Nâsır kulun kalbindeki teslimiyeti, El-Aziz ise o teslimiyetin ete kemiğe bürünmüş halidir. Yardım, azizliğe giden bir yoldur. Yalnızca Allah’a dayanarak yola çıkan, sonunda hem yardımına hem izzetine kavuşur. Bu yüzden, Fatiha’daki “Yalnız San’a kulluk ederiz, yalnız Sen’den yardım dileriz”7 ayeti, aslında En-Nâsır ve El-Aziz isimlerinin bir duasıdır. Çünkü biz sadece yardım istemiyoruz aynı zamanda o yardımın izzetle, sebatla ve imanla taşınması için niyazda bulunuyoruz.

Gazze’nin yıkık sokaklarında, bir çocuğun dudaklarından dökülen “Hasbunallahu ve ni’mel vekil” teslimiyeti, işte bu iki ismin teslimiyeti sonucudur. Çünkü o çocuk, Allah’ın yardımını bilir Allah’ın izzetine inanır.

1.        Râgıb el-Isfahani, el-Müfredat, “nsr” md

2.        Al-i İmran, 160

3.        Fatiha, 5

4.        Mü’min, 51

5.        Muhammed, 7

6.        Münafikûn, 8

7.        Fatiha, 5