Güncel Analiz

Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Gündeme Dair Analizler

Paylaş:

 

Liderlerin Kanı, Halkın Cesaretine Dönüştü

ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahale tehditleri gündemdeki sıcaklığını korurken; İran, ABD’nin Pakistan aracılığıyla ilettiği iddia edilen 15 maddelik barış teklifini “aşırı” bularak reddetmiş ve savaşın sona ermesi için kendi beş şartını sunmuştur. Tahran yönetimi; saldırı ve suikastların tamamen durdurulmasını, savaşın tekrarlanmayacağına dair somut güvenceler verilmesini, savaş tazminatlarının net şekilde ödenmesini, barışın bölgedeki tüm direniş gruplarını kapsayacak şekilde genelleşmesini ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik haklarının uluslararası düzeyde resmen tanınmasını talep etmiştir. Diğer taraftan İran Devrim Muhafızları, ABD’nin Abraham Lincoln uçak gemisini vurduğunu açıklamıştır. Alparslan Kuytul Hocaefendi, savaşın İran lehine ilerlediğini ortaya koyan bu gelişmeleri şu şekilde değerlendirmektedir:

İran’ın bu şartları talep etmesi, savaşı kazandığını ve Amerika’nın zor duruma düştüğünü göstermektedir. Şayet İran zor durumda olsaydı, bu denli ağır şartlar öne süremezdi. İran’ın tazminat talep etmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün tamamen kendisinde olacağını ilan etmesi, şu anki stratejik üstünlüğünün bir kanıtıdır. Bilindiği üzere Hürmüz Boğazı doğal bir boğazdır, bir kanal değildir; normalde kanallardan ücret alınır, doğal boğazlardan geçiş ücretsizdir. Ancak İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti alacağını açıklamıştır. Normal şartlarda talep edilemeyecek olan bu hakları bugün istiyor olması, İran’ın sahadaki gücünü temsil etmektedir.

İran ordusu artık savaşmayı öğrenmiştir. Genelkurmay başkanlarının, savunma bakanının ve üst düzey komutanların şehit edilmesi Cumhurbaşkanlığı helikopterinin düşürülmesi, İsmail Heniyye’nin Tahran’da şehit edilmesi ve nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar, nihayetinde İmam Hamaney’in şehadeti İran’ı adeta kendine getirmiştir. İran, bu süreçte yapması gerekeni yapmayı öğrenmiş ve büyük bir cesaret kazanmıştır. “Siz bize tuzak hazırlıyorsunuz” diyerek ateşkes tekliflerini reddetmektedir.

Devletler suikast yapmaz, savaş ilan eder; ancak Amerika ve İsrail, bir devlet gibi değil, bir mafya yapılanması gibi suikastlar düzenlemektedir. İmam Hamaney’in saklandığı yerden çıkmasını sağlamak için akşam saatlerinde “sabah barış imzalayalım” diyerek oyaladılar, ancak sabah namazı vaktinde saldırı düzenlediler. Mafyanın bile kendine göre bir raconu vardır fakat Amerika devletinin hiçbir ilkesi ve raconu yoktur. Bu durum, büyük bir devleti bırakın, küçük bir devlete veya bir aşirete bile yakışmaz. Hiçbir şahsiyetli birey böyle bir kalleşliğe tenezzül etmezken, Amerika bunu yapmıştır. Bu süreçte Amerika’nın karizması çizilmiş, İran ise savaşmayı öğrenmiştir. İran, “En üst düzey liderimizi öldürdünüz, bunun intikamını alana kadar ateşkes yok” iradesiyle ilerlemektedir. Eskiden füzeler daha rastgele atılıyor ve çoğu havada imha ediliyordu ancak şimdi atılan füzeler çok daha isabetli ve etkili olmaktadır.

İran, bugün bütün Müslümanların beklediği vakur duruşu sergilemektedir. Geçmişte Afganistan mücahitleri, Allah’ın izniyle Sovyetler Birliği’ni dağıtmış ve koca Varşova Paktı’nın çöküşüne zemin hazırlamıştır. Rus Sovyetler Birliği, Afgan mücahitlerinin mücadelesiyle tarihe gömülmüştür. Bugün İran, o günkü Afgan mücahitlerinden çok daha geniş imkânlara sahiptir. Eğer mücadele azmini sürdürürse, İran da NATO’yu dağıtabilecek potansiyele sahiptir. Amerika, Afganistan’da tutunamayarak kaçmak zorunda kalmıştır. Afgan mücahitleri Sovyetleri dağıttığı gibi Amerika’yı da mağlup etmiştir, o halde imkânları daha geniş olan İran mı bunu başaramayacak? Afgan mücahitlerinin kısıtlı silahları vardı ancak direndiler ve Allah onlara zaferi nasip etti. İran bu gerçeği idrak etmiştir. Başta İmam Hamaney olmak üzere üst düzey yöneticilerin şehadeti hem İran halkının hem de idarecilerin öfkesini ve dolayısıyla cesaretini artırmıştır. İran artık yapması gereken hamleleri kararlılıkla yapmaktadır.

Teknolojik Güç Karşısında İman ve Cesaret

İran, hem Ford hem de Abraham Lincoln uçak gemilerini vurmuştur. Bir güç ne kadar büyük olursa olsun, ister 20 milyar dolarlık gemilere, ister en gelişmiş füze sistemlerine sahip olsun; asıl belirleyici olan cesarettir. İran’ın “Abraham Lincoln gemisinin menzilimize girmesini bekliyoruz, girdiği anda vuracağız” açıklaması karşısında iki gemi geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu cesaret neticesinde Allah onlara Hürmüz Boğazı gibi bir imkân bahşetmiştir. Hürmüz Boğazı’nın stratejik değeri, bir atom bombasından daha etkili olmuştur. Eğer İran’ın elinde atom bombası olsaydı, muhtemelen bu kadar etkili olamazdı.

İran’ın kayıpları kuşkusuz fazladır ancak bu mücadelenin başka bir yolu da yoktur. Amerika’nın gücü karşısında zayiat vermek kaçınılmazdır. Bu bedel göze alındığında, Körfez ülkelerinin Amerika’ya olan güveni sarsılacak ve nihayetinde NATO’nun dağılma ihtimali yüksektir. İran halkı, sığınaklara hapsolan İsrail halkı gibi değildir; onlar en ağır saldırılara rağmen sokaklardadır. Düşman, karşısındakinin her şeyi göze aldığını anladığında geri adım atmak zorunda kalır. Amerika ve İsrail, liderlerini öldürerek İran halkının moralini bozacaklarını ve onları Venezuela gibi teslimiyete zorlayacaklarını zannettiler. Ancak tam tersine, İran halkı kenetlendi, öfkelendi ve “sonuna kadar savaş” demeye başladı. Unutulmamalıdır ki İran halkı, 1979’da 150 bin şehit vererek devrim yapmış bir halktır.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar. Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum. Onlar tuzaklar hazırlıyorlar, ben de hazırlıyorum”1 Onların tuzağı, “liderleri öldürürsek teslim olurlar” düşüncesi üzerine kuruluydu. Fakat kendi tuzaklarına düştüler, bu saldırılar İran halkının kenetlenmesini, öfkesinin artmasını ve şehadet arzusuyla haykırmasını sağladı. Bu durum hayırlı bir netice doğurdu; ölenler şehit olarak cennete gitti, geride kalanlarda ise sarsılmaz bir cesaret oluştu.

İran ordusu yıllardır süregelen teorik bilgilerini şimdi sahada tatbik etmektedir. Askerler savaşmayı, hızlı karar vermeyi ve gerçek cesareti bizzat yaşayarak öğrenmektedir. Her şey silah, teknoloji veya para demek değildir. Eğer gücünüz sınırlıysa; daha cesur, daha zeki, daha bilgili olmak ve her şeyden önemlisi Allah’a tam bir tevekkül ile bağlanmak zorundasınız.

Liderlerin Kanı, Halkın Cesaretine Dönüştü

ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahale tehditleri gündemdeki sıcaklığını korurken; İran, ABD’nin Pakistan aracılığıyla ilettiği iddia edilen 15 maddelik barış teklifini “aşırı” bularak reddetmiş ve savaşın sona ermesi için kendi beş şartını sunmuştur. Tahran yönetimi; saldırı ve suikastların tamamen durdurulmasını, savaşın tekrarlanmayacağına dair somut güvenceler verilmesini, savaş tazminatlarının net şekilde ödenmesini, barışın bölgedeki tüm direniş gruplarını kapsayacak şekilde genelleşmesini ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik haklarının uluslararası düzeyde resmen tanınmasını talep etmiştir. Diğer taraftan İran Devrim Muhafızları, ABD’nin Abraham Lincoln uçak gemisini vurduğunu açıklamıştır. Alparslan Kuytul Hocaefendi, savaşın İran lehine ilerlediğini ortaya koyan bu gelişmeleri şu şekilde değerlendirmektedir:

İran’ın bu şartları talep etmesi, savaşı kazandığını ve Amerika’nın zor duruma düştüğünü göstermektedir. Şayet İran zor durumda olsaydı, bu denli ağır şartlar öne süremezdi. İran’ın tazminat talep etmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün tamamen kendisinde olacağını ilan etmesi, şu anki stratejik üstünlüğünün bir kanıtıdır. Bilindiği üzere Hürmüz Boğazı doğal bir boğazdır, bir kanal değildir; normalde kanallardan ücret alınır, doğal boğazlardan geçiş ücretsizdir. Ancak İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti alacağını açıklamıştır. Normal şartlarda talep edilemeyecek olan bu hakları bugün istiyor olması, İran’ın sahadaki gücünü temsil etmektedir.

İran ordusu artık savaşmayı öğrenmiştir. Genelkurmay başkanlarının, savunma bakanının ve üst düzey komutanların şehit edilmesi Cumhurbaşkanlığı helikopterinin düşürülmesi, İsmail Heniyye’nin Tahran’da şehit edilmesi ve nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar, nihayetinde İmam Hamaney’in şehadeti İran’ı adeta kendine getirmiştir. İran, bu süreçte yapması gerekeni yapmayı öğrenmiş ve büyük bir cesaret kazanmıştır. “Siz bize tuzak hazırlıyorsunuz” diyerek ateşkes tekliflerini reddetmektedir.

Devletler suikast yapmaz, savaş ilan eder; ancak Amerika ve İsrail, bir devlet gibi değil, bir mafya yapılanması gibi suikastlar düzenlemektedir. İmam Hamaney’in saklandığı yerden çıkmasını sağlamak için akşam saatlerinde “sabah barış imzalayalım” diyerek oyaladılar, ancak sabah namazı vaktinde saldırı düzenlediler. Mafyanın bile kendine göre bir raconu vardır fakat Amerika devletinin hiçbir ilkesi ve raconu yoktur. Bu durum, büyük bir devleti bırakın, küçük bir devlete veya bir aşirete bile yakışmaz. Hiçbir şahsiyetli birey böyle bir kalleşliğe tenezzül etmezken, Amerika bunu yapmıştır. Bu süreçte Amerika’nın karizması çizilmiş, İran ise savaşmayı öğrenmiştir. İran, “En üst düzey liderimizi öldürdünüz, bunun intikamını alana kadar ateşkes yok” iradesiyle ilerlemektedir. Eskiden füzeler daha rastgele atılıyor ve çoğu havada imha ediliyordu ancak şimdi atılan füzeler çok daha isabetli ve etkili olmaktadır.

İran, bugün bütün Müslümanların beklediği vakur duruşu sergilemektedir. Geçmişte Afganistan mücahitleri, Allah’ın izniyle Sovyetler Birliği’ni dağıtmış ve koca Varşova Paktı’nın çöküşüne zemin hazırlamıştır. Rus Sovyetler Birliği, Afgan mücahitlerinin mücadelesiyle tarihe gömülmüştür. Bugün İran, o günkü Afgan mücahitlerinden çok daha geniş imkânlara sahiptir. Eğer mücadele azmini sürdürürse, İran da NATO’yu dağıtabilecek potansiyele sahiptir. Amerika, Afganistan’da tutunamayarak kaçmak zorunda kalmıştır. Afgan mücahitleri Sovyetleri dağıttığı gibi Amerika’yı da mağlup etmiştir, o halde imkânları daha geniş olan İran mı bunu başaramayacak? Afgan mücahitlerinin kısıtlı silahları vardı ancak direndiler ve Allah onlara zaferi nasip etti. İran bu gerçeği idrak etmiştir. Başta İmam Hamaney olmak üzere üst düzey yöneticilerin şehadeti hem İran halkının hem de idarecilerin öfkesini ve dolayısıyla cesaretini artırmıştır. İran artık yapması gereken hamleleri kararlılıkla yapmaktadır.

Teknolojik Güç Karşısında İman ve Cesaret

İran, hem Ford hem de Abraham Lincoln uçak gemilerini vurmuştur. Bir güç ne kadar büyük olursa olsun, ister 20 milyar dolarlık gemilere, ister en gelişmiş füze sistemlerine sahip olsun; asıl belirleyici olan cesarettir. İran’ın “Abraham Lincoln gemisinin menzilimize girmesini bekliyoruz, girdiği anda vuracağız” açıklaması karşısında iki gemi geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu cesaret neticesinde Allah onlara Hürmüz Boğazı gibi bir imkân bahşetmiştir. Hürmüz Boğazı’nın stratejik değeri, bir atom bombasından daha etkili olmuştur. Eğer İran’ın elinde atom bombası olsaydı, muhtemelen bu kadar etkili olamazdı.

İran’ın kayıpları kuşkusuz fazladır ancak bu mücadelenin başka bir yolu da yoktur. Amerika’nın gücü karşısında zayiat vermek kaçınılmazdır. Bu bedel göze alındığında, Körfez ülkelerinin Amerika’ya olan güveni sarsılacak ve nihayetinde NATO’nun dağılma ihtimali yüksektir. İran halkı, sığınaklara hapsolan İsrail halkı gibi değildir; onlar en ağır saldırılara rağmen sokaklardadır. Düşman, karşısındakinin her şeyi göze aldığını anladığında geri adım atmak zorunda kalır. Amerika ve İsrail, liderlerini öldürerek İran halkının moralini bozacaklarını ve onları Venezuela gibi teslimiyete zorlayacaklarını zannettiler. Ancak tam tersine, İran halkı kenetlendi, öfkelendi ve “sonuna kadar savaş” demeye başladı. Unutulmamalıdır ki İran halkı, 1979’da 150 bin şehit vererek devrim yapmış bir halktır.

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar. Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum. Onlar tuzaklar hazırlıyorlar, ben de hazırlıyorum”1 Onların tuzağı, “liderleri öldürürsek teslim olurlar” düşüncesi üzerine kuruluydu. Fakat kendi tuzaklarına düştüler, bu saldırılar İran halkının kenetlenmesini, öfkesinin artmasını ve şehadet arzusuyla haykırmasını sağladı. Bu durum hayırlı bir netice doğurdu; ölenler şehit olarak cennete gitti, geride kalanlarda ise sarsılmaz bir cesaret oluştu.

İran ordusu yıllardır süregelen teorik bilgilerini şimdi sahada tatbik etmektedir. Askerler savaşmayı, hızlı karar vermeyi ve gerçek cesareti bizzat yaşayarak öğrenmektedir. Her şey silah, teknoloji veya para demek değildir. Eğer gücünüz sınırlıysa; daha cesur, daha zeki, daha bilgili olmak ve her şeyden önemlisi Allah’a tam bir tevekkül ile bağlanmak zorundasınız.

1-     Tarık, 15