Makale

BOP’un Kurnaz Planı: İslamsız Müslümanlık

Paylaş:

 

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), 2000’li yılların başında emperyalist ABD’nin “demokrasi ve özgürlük” yalanlarıyla İslam coğrafyasına yapılan ikinci Lawrence operasyonudur. Ancak aradan geçen yirmi yılı aşkın sürede gördük ki, bu proje geçmişteki gibi sadece sınırları cetvelle çizme gayreti değil, asıl olarak İslam’ın sarsılmaz kalelerini, yani Müslüman zihnini ve inanç değerlerini içeriden çökertme operasyonudur. Kısacası içi boşaltılmış İslam anlayışıdır.

Bugün Gazze’de yaşanan soykırımdan Doğu Türkistan’daki zulme, Irak'ta ve Suriye'de iç karışıklık ve mezhep savaşları çıkarma planlarına kadar hepsi, BOP’un üç sinsi ayağıyla doğrudan irtibatlıdır: “Ilımlaştırma, Radikalleştirme ve Sekülerleştirme.”

1. Ilımlaştırma: Sömürgeye Uyumlu Bir Din İnşası

BOP’un en stratejik hamlesi, “ılımlı İslam” adı altında dişleri sökülmüş, pençeleri koparılmış, cihad ruhu alınmış ve Batı sömürüsüne ve kültürel istilasına itiraz etmeyen bir din anlayışı inşa etmekti. Cheryl Benard’ın RAND Corporation için hazırladığı “Sivil Demokratik İslam” (2003) raporunda açıkça ifade edildiği üzere İslam dünyası kategorize edilmeli ve “modernist” unsurlar desteklenerek geleneksel ve köktenci yapılar tasfiye edilmeliydi.1 Yani kısaca Siyonist güçlere itiraz etme kabiliyetini kaybetmiş bir İslam toplumunu ve İslami yapılanmaları destekleme projesidir. Her şeye itaat eden tarikatlarla iş topluma yayılacaktı.

Bu süreçte Türkiye, uzun süre “model ülke” olarak İslam’ın siyasal ve toplumsal iddialarından vazgeçmiş, sadece bireysel olarak vicdana, camilere veya sadece Ramazan aylarına hapsolmuş bir kültürel Müslümanlık üzerine inşa edilmiştir. Günümüzde bu ılımlaştırma operasyonu, bazı Körfez ülkelerinin “2030 Vizyonu” adı altında dini değerleri eğlence sektörüne kurban etmesiyle yeni bir safhaya taşınmıştır.

Graham Fuller’ın “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” (2008) kitabında öngördüğü o “eklemleme” çabası, bugün Müslüman toplumları küresel kapitalizmin uysal birer tüketicisi ve taklitçisi haline getirmeyi hedeflemektedir.2

Öte yandan ılımlı İslam projesinin belki de en tehlikeli sac ayaklarından olan Dinler Arası Diyalog çalışmaları ile medeniyetler buluşmaları ve semavi dinler söylemleri de İslam’ın içini boşaltma ve itikaden Hristiyanlaşma çabalarına dönüşmüştür. Her ne kadar Türkiye bu projeden çekildiğini iddia etse de hâlâ diyalog çalışmaları el altından devam ettiriliyor ve sosyal yansıması olarak da halkın yaşantısında görülmeye devam ediyor.

2. Radikalleştirme: “Böl, Yönet, Yok Et Projesi”

Ilımlaştırma projesinin tam tersi gibi sunulan radikalleştirme, aslında madalyonun diğer yüzüdür. ABD’nin Irak işgaliyle başlayan süreç, kasten oluşturulan otorite boşlukları üzerinden IŞİD gibi tekfirci ve katil yapıların doğmasına zemin hazırladı. Naomi Klein’ın “Şok Doktrini” eserinde anlattığı gibi kaos ortamları toplumları cerrahi bir müdahaleyle yeniden yapılandırmak için kullanılır.3

Radikalizm, İslam’ın “rahmet ve adalet” mesajını, medya aracılığıyla “vahşet ve terör” ile perdeledi. Bu durum, Batı’da İslamofobiyi körüklerken Müslüman coğrafyasında mezhep savaşlarını tetikledi. Rabbani İslam’ın yerine Radikal İslam nefret ettirilerek sunuldu. Bugüne kadar Suriye ve Yemen’de dökülen kardeş kanı, Seymour Hersh’in “The Redirection” (2007) makalesinde işaret ettiği üzere Rabbani direniş hattını kırmak için radikal tekfirci unsurların stratejik birer araç olarak kullanılmasının neticesidir.4

İslam’ın cihad gibi kutsal kavramları, bu kirli yapılar eliyle kirletilerek Müslüman gençlerin enerjisi ümmet içi çatışmalarda tüketildi. İslam’ı yeni öğrenen binlerce gencimiz sahte cihad bölgelerine sevk edilip onların tabiriyle temizlendi. Gerçek bir İslami mücadele istemiyorlar, o yüzden her dönem yeni cihad sahaları açıp gençleri oraya sevk ediyorlar. Madem cihad için sevk ediliyordu gençler, neden gerçek cihadın olduğu Gazze’ye tek bir kişi giremedi?

3. Sekülerleştirme: İnancın Toplumsal ve Kamusal Alandan Tasfiyesi

BOP’un en uzun vadeli ve sinsi ayağı olan sekülerleştirme, özellikle Arap Baharı sonrası süreçte genç kuşakları hedef aldı. İslam’ın bir hayat nizamı olma vasfını yok sayıp, onu sadece kişisel bir hobi ve günübirlik bir ritüel derecesine indirmek isteyen bu anlayış, sosyal medya yani dijital dünya ve sivil toplum kuruluşları üzerinden servis ediliyor.

Sharp’ın “şiddetsiz direniş” teorisinde düşmanın dönüşümü silahtan daha kuvvetlidir.5 Düşmanı yani biz Müslümanları kendilerine benzeterek yenmek, topla tüfekle yenmekten daha kestirme yoldur.

Sekülerleştirme, Müslüman zihninde “akıl ile vahiy”, “bilim ile din” arasına sahte köprüler kurar. Bugün üniversitelerimizde, medya mecralarında ve hatta aile hayatımızda hissedilen yabancılaşma bu sistemli propagandanın bir sonucudur. Alinasyon yani kendi değerlerine yabancılaşma kavramı belki de önceki saydığımız tüm projelerden daha ciddi bir tehlikedir.

İslam’ın hukuk, ekonomi ve sosyal hayatla ilgili hükümlerini çağ dışı ilan eden bu yaklaşım, Müslümanı kendi değerlerine karşı kompleksli bir hale getirmeyi amaçlar. Genç nesiller kendi değerlerini yaşamayı bırakın, savunmaktan hatta konuşmaktan bile utanır hale getirildi. Gençler bugün İslam dışında her yeni fikre açık hale geldi. Ateizm ve Deizm'in bile yakında modası geçmiş fikirler olması muhtemeldir. Sekülerleşme yani İslam’dan sıyrılıp yeni kimlik arama ve dünyevi hazlara yönelme eğiliminin sonu bir zamanlar savaştığı düşmana kendi eliyle teslim olmaktır.

Batı Dünyasının Maskesi Düştü

Her ne tuzak kurarsa kursunlar Allah’ın tuzağı daha çetindir. BOP’un bu üçlü kıskacı, bugün Gazze’de yaşananlarla aslında iflas etmiştir. Yıllarca bize insan hakları ve demokrasi dersi veren Batı, Siyonist vahşet karşısında tüm dünyaya gerçek yüzünü göstermiştir. Gazze, tüm insanlığa şunu öğretmiştir: Müslümanların ve tüm dünyanın kurtuluşu, Batı’nın tanımladığı ılımlı veya modern kalıplarda değil, bizzat Kur’an’ın izzetli duruşundadır. Küresel güçler, İsveç’te Kur’an yakılmasına ifade özgürlüğü diyerek izin verirken, aslında o kitabın içindeki Rabbani uyanıştan ne kadar korktuklarını itiraf etmektedirler.

Rabbani Çıkış Yolumuz

Sonuç olarak BOP, sadece İsrail’e toprak devşirme projesi değildir. O, Müslüman kimliğiyle oynama ve hatta yok etme teşebbüsüdür. İslam’ın yeniden kendi özüne dönmesi ancak bu batıl tanımlamaların reddedilmesiyle mümkündür. Müslümanlar olarak görevimiz, ne sömürgeciye hizmet eden bir ılımlı İslam’a ne de İslam’ın imajını lekeleyen bir radikalizme savrulmaktır. Kurtuluşumuz ancak, Rabbani bir duruşla hakkı batıldan ayırmak, Nebevi metodu kuşanmak ve emperyalizmin dayatmalarını elimizin tersiyle itmektir.

Unutulmamalıdır ki yeryüzünde Allah’ın nurunu söndürmeye çalışanların hesapları varsa Allah da hesap yapanların en hayırlısıdır. BOP’un tüm planları ve uyduruk haritaları, yeşeren imanlı gençlerin direnişi karşısında yırtılıp atılmaya mahkûmdur.

 

1-     Benard, C. (2003) Civil Democratic Islam: Partners, Resources, and Strategies, RAND Corporation. (Ilımlı İslam’ın stratejik altyapısı)

2-     Fuller, G. E. (2008) The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World. United States Institute of Peace Press. (Türkiye’nin model rolü üzerine)

3-     Klein, N. (2007) The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism. Knopf Canada. (Kaos ve yapılandırma ilişkisi)

4-     Hersh, S. M. (2007) "The Redirection". (Ortadoğu’da radikal grupların kullanımı üzerine saha analizi)

5-     Sharp, G. (1973) The Politics of Nonviolent Action*. Porter Sargent. (Seküler sosyal hareketlerin teorik temeli)