Araştırma

Büyük İsrail Projesi: Arz-ı Mev’ud, Siyasal Siyonizm ve Enerji Koridoru

Paylaş:

 

Takvimler 7 Ağustos 2003’ü gösteriyordu. Kadim Mezopotamya toprakları, ABD işgalinin ardından dumanlar altındaydı. Bağdat düşmüş, Irak’ın merkezi otoritesi yerle bir edilmiş ve bölgenin etnik-mezhepsel fay hatları harekete geçirilmişti. Tam da bu kaosun ortasında, dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, The Washington Post gazetesinde adeta bir jeopolitik manifesto niteliğinde olan o meşhur makalesini yayımladı: “Ortadoğu’yu Dönüştürmek.”1

Bugün geriye dönüp bakıldığında; Irak’ın federal parçalara ayrılması, Suriye’nin güçsüzleştirilip ABD’nin etkisi altına girmiş olması ve enerji koridorlarının yeniden dizayn edilme çabaları; Rice’ın işaret ettiği “dönüşümün” sıradan bir söz olmadığını göstermektedir. Bu makalede, 22 devlet hedefiyle başlayan bu sürecin; Siyasal Siyonizm’in teopolitik idealleri, Arz-ı Mev’ud beklentisi ve stratejik enerji koridorları ile nasıl iç içe geçtiğini ortaya koymaya çalışacağız. Soru artık şudur: Ortadoğu’da değişen bu sınırlar kime hizmet etmektedir ve Büyük Ortadoğu Projesi aslında İsrail’in bölgesel hegemonyası için inşa edilen bir kalkan mıdır?

Condoleezza Rice’ın 2003’teki niyet beyanı, takip eden yirmi üç yıl boyunca Ortadoğu’nun sosyo-politik yapısını kökten değiştiren bir dizi operasyona dönüştü. Aşağıdaki tarihsel akış, projenin sadece rejimleri değil, bölgenin bir asırlık sınır mantığını nasıl hedef aldığını ortaya koymaktadır.

1. Irak’ın Parçalanması (2003-2005)

BOP’un sahadaki ilk laboratuvarı Irak oldu. İşgal sonrası, 2005 yılında kabul edilen yeni anayasa, Irak’ı merkezi bir devletten; etnik ve mezhepsel temelli federe yapılara (Kürt, Şii ve Sünni bölgeleri) ayırdı. Bu durum, bölgedeki en güçlü Arap ordularından birinin tasfiyesi anlamına gelirken, İsrail’in doğu sınırındaki en büyük tehditlerden biri bertaraf edilmiş oldu. Irak’ın parçalı bir yapıya dönüştürülmesi, Oded Yinon Planı’nda öngörülen stratejisinin ilk başarısıydı.2

2. Arap Baharı ve “Yaratıcı Kaos” Doktrini (2010-2012)

2010 yılında Tunus’ta fitili ateşlenen ve hızla Libya, Mısır ve Suriye’ye yayılan
süreç, mevcut düzenlerin yıkılarak kontrollü bir istikrarsızlık süreciyle yeniden yapılandırılmasını öngören “Yaratıcı Kaos” doktrinine3 hizmet etmeye başladı
.

Libya’nın Çöküşü: Kaddafi’nin tasfiyesiyle Akdeniz’in güney kapısı kontrolsüz bir çatışma alanına dönüştü.

Suriye İç Savaşı: Bölgenin en köklü devlet yapılarından biri olan Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesi, kuzeyde istikrarsız bir koridor oluşmasına zemin hazırladı. Bu kaos, İsrail’in kuzey sınırındaki “direniş hattını” (İran-Suriye-Hizbullah) lojistik olarak zayıflatırken, Golan Tepeleri ve dahası Suriye’nin güneyindeki işgalini kalıcı hale getirilmesine imkân sağladı.

3. Enerji Jeopolitiği ve Deniz Yetki Alanları (2015-2019)

2010’lu yılların ortasında Leviathan ve Tamar sahalarında keşfedilen devasa doğalgaz rezervleri, BOP’un enerji ayağını netleştirdi. Doğu Akdeniz’de İsrail merkezli kurulan enerji ittifakları, bölgeyi enerji arz güvenliği açısından Batı’ya bağımlı hale getirmeyi amaçladı. Bu süreçte Türkiye ve Libya gibi aktörlerin devre dışı bırakılmaya çalışılması, projenin sadece kara sınırlarını değil, deniz sınırlarını da yeniden dizayn etme arzusunu göstermektedir.

4. Yeni Koridorlar ve Vadedilmiş Sınırların İnşası (2020 ve sonrası)

Bugün gelinen noktada; Gazze’deki demografik tasfiye girişimleri, Lübnan ve İran’a uzanan çatışma dinamikleri, Rice’ın 2003’te bahsettiği “dönüşümün” güncel safhası olarak okunabilir. IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) gibi projelerle İsrail, bölgenin vazgeçilmez lojistik merkezi haline getirilmeye çalışılmaktadır. Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden geçecek kara yolu ve demir yolu hatlarının İsrail limanlarına (oradan da Yunanistan’a) bağlanması, İsrail’i Arap dünyasının Akdeniz’e açılan kapısı konumuna getirecek. Böylece Körfez’in enerjisi ve Hindistan’ın ticareti için Mısır ve Türkiye hatlarına karşı bir alternatif oluşturulacaktır.

5. Siyasal Siyonizm ve Evanjelizmin Ortak Hedefleri

Siyasal Siyonizm ile Amerikan Hristiyan Evanjelizm’i arasındaki stratejik ittifakı anlamak, bölgedeki askeri hamlelerin teolojik bir zemini olduğunu da görmemizi sağlayacaktır.

Siyasal Siyonizm için Nil’den Fırat’a kadar uzanan topraklar (Arz-ı Mev’ud), sadece tarihsel bir iddia değil, gerçekleşmesi gereken bir “kutsal harita”dır. BOP kapsamında parçalanan Irak ve Suriye, bu haritanın tam kalbinde yer almaktadır. Bu bağlamda yaşanan tüm gelişmeler ve sınır değişimleri, her nasılsa Siyonizm’in kutsal vaatleri önündeki siyasi engellerin kaldırılmasına hizmet etmektedir.

Evanjelik Hristiyanlar, geldiğinde “Tanrı Krallığı’nı” kuracak olan Mesih’in (İsa) dünyaya geri dönmesi için belirli şartların yerine gelmesi gerektiğine inanırlar. Bu şartların başında Yahudilerin “Kutsal Topraklar”da toplanması ve Kudüs merkezli bir Yahudi hakimiyetinin kurulması gelir. Bu inanç sistemi, ABD dış politikasındaki “İsrail’e koşulsuz destek” mekanizmasının itici güçlerinden biridir. Evanjelik teolojiye göre, Ortadoğu’nun kaosa sürüklenmesi ve sınırların değişmesi, Mesih’in gelişinden önceki “Büyük Çile” (Tribulation) döneminin bir parçası olarak görülmektedir. Kudüs’ün İsrail’in ebedi başkenti olması ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alana Üçüncü Tapınak’ın (Süleyman Mabedi) inşa edilmesi, Evanjeliklerin ve Siyonist Yahudilerin Mesih’in gelişi için gerekli gördüğü aşamalardandır.5 Siyonistlerin Mesih’in geleceği inancı temelde farklı olsa da onları teopolitik hedeflerde ortak hareket etmeye itmektedir. Yahudilere göre gelecek olan İsa değil, Davud’un soyundan olan kurtarıcı bir liderdir ve yeniden değil ilk defa gelecektir. Mesih geldiğinde Yahudileri sürgünden kurtaracak, Tapınağı yeniden inşa edecek ve İsrail Krallığı’nı Arz-ı Mev’ud sınırları içerisinde en ihtişamlı dönemine ulaştıracaktır. İşte bu inanışlar ABD siyasetine şu an önemli ölçüde etki eden Evanjelikleri ve Siyonizmi ortak hedeflerde buluşturmaktadır.

BOP sürecinde Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesi (ABD tarafından başkent olarak tanınması), bu teopolitik ajandanın en somut adımıdır. Siyasal Siyonizm’in nihai hedefi olan Mescid-i Aksa’nın yerine Üçüncü Tapınak’ın inşa edilmesi düşüncesi, sadece dini bir özlem değil, bölgedeki tüm demografik ve mimari dönüşümün (Gazze ve Batı Şeria’daki genişleme dahil) temel motivasyon kaynağıdır.

BOP, yirmi yılı aşkın uygulama süreciyle göstermiştir ki, proje demokrasi ihraç eden bir dış politika enstrümanı değil, bölgenin jeopolitik haritasını teopolitik bir ajandayla yeniden çizme girişimidir. Bugün gelinen noktada İsrail’in bölgesel hegemonyasını güçlendiren ve teolojik bir ideal olan Arz-ı Mev’ud’a ulaşmasına zemin hazırlayan plana dönüştüğü açıkça görülmektedir.

Sonuç olarak BOP, seküler dünya düzeni içinde “demokratikleşme, kalkınma, istikrar” gibi kavramlarla maskelenmiş olsa da, özünde teopolitik bir karaktere sahiptir. Nil ile Fırat arasındaki havzada devlet yapılarını çökerten, sınırları belirsizleştiren ve nüfus yapılarını zorla değiştiren her hamle, teolojik olarak “vaad edilmiş” olanın siyasi olarak inşa edilmesine hizmet etmektedir. 21. yüzyılın Ortadoğu’su, Siyonist ideallerin bir laboratuvarı haline getirilmiş; İsrail ise bu projenin en büyük kazananı olarak konumlandırılmıştır. Müslümanların bu planların farkında olması, her bir siyasi gelişmede durdukları noktayı doğru belirleyebilmeleri açısından önemlidir. Ayrıca İslam’a, hatta tüm insanlığa düşman olan Siyonist zihniyetin karşısında ümmet olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamamız açısından önemli bir ipucudur. Tüm bu kanlı planlara karşı koyabilecek bir ümmet olabilmemiz dileğiyle…

 

1-     Condoleezza Rice. "Transforming the Middle East." The Washington Post, 7 Ağustos 2003. (Bu makale, BOP’un ABD yönetimi tarafından ilan edilen resmi niyet beyanı olarak kabul edilir.)

2-     Oded Yinon. "A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties." Kivunim: A Journal for Judaism and Zionism, 1982. (İsrail Shahak tarafından İngilizceye çevrilmiş olup, bölgedeki devletlerin mikro-devletçiklere bölünmesi tezinin temel kaynağıdır.)

3-     C. Rice. "Transforming the Middle East." The Washington Post, 7 Ağustos 2003.

4-     The White House. "Joint Statement of the United States, the State of Israel, and the United Arab Emirates." 13 Ağustos 2020. (İbrahim Anlaşmaları’nın resmi metni; bölgedeki "normalleşme" stratejisinin dayanağıdır.)

5-     Paul Boyer. When Time Shall Be No More: Prophecy Belief in Modern American Culture. Harvard University Press, 1992. (Evanjeliklerin Ortadoğu'daki gelişmelere teolojik bakışını ve İsrail’e verilen desteğin tarihsel kökenlerini açıklayan temel akademik çalışma.)