Tefsir

Hablullah: Tefrikadan Vahdete Giden Yol

Paylaş:

 

Yeryüzünü ıslah edip düzene sokmak tüm peygamberlerin ve ilahi kitapların gayesi olmuştur. Tarihin her döneminde bozguncular olduğu gibi, buna engel olmaya çalışan hidayet önderleri de var olmuştur.

Allah’ın kullarını kendilerine kul yapmaya çalışan zalim ve tağutlar, ele geçirdikleri güç ve iktidarlarıyla toplumlarını ve insanlığı bölüp parçalamışlardır. Onlar bu yöntemle muhaliflerini zayıflatmayı, kendi iktidarlarını ise güçlü tutmayı hedeflemişlerdir. Sosyal statü, ırk ya da dillerine göre insanlar kötü muamelelere tabi tutulmuş; zayıf ve hor görülenler daima zulme uğratılmıştır.

İnsanlığın ebedi rehberi olan vahiy ile Allah Azze ve Celle ise kullarını bölüp parçalayan zalimlere karşı ayetleriyle engel olmuş, onlara yol göstermiş ve mü'min kullarına birlik olmanın önemini beyan etmiştir.

Rabbimiz Âl-i İmrân Suresi'nin 103. ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın (yapışın), bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.”

Bu ayetin bir öncesi olan 102. ayette: “Ey iman edenler, Allah’tan nasıl ittika etmek (korkmak) lazımsa öyle korkun. Siz ancak Müslüman olarak can veriniz” buyurulmuştur.

İki ayetin anlamı üzerinde düşünüldüğünde görülecektir ki; Rabbimiz adeta kendisinden hakkıyla korkmanın ve Müslüman olarak ölmenin ancak mü’minlerin Allah’ın ipi olan Kur’an’a sıkıca bağlı olmasıyla mümkün olacağını bildirmiştir. Ayette geçen “Hablullah” (Allah’ın ipi) kelimesinin manası hakkında tefsirlerde farklı görüşler zikredilmiştir. Allah’ın ipinden maksat Allah’ın dinidir. Hadiste “Kur’an Allah’ın sağlam ipidir”1 denilmesinden hareketle Kur’an’dır. Kadı Beydavi; “Sarkıtılan ipe yapışan, içinde bulunduğu çukurdan kurtulduğu gibi; İslam’a ve Kur’an’a sarılan da içinde bulunduğu düşük hallerden kurtulur”2 demektedir.

Sahabe’den Hz. İbn Mesud, Allah’ın ipinden maksadın Kur’an olduğunu söylemiştir. İbn Abbas Radıyallahu Anh ise “Hablullah”tan maksat Müslüman toplum yani İslam cemaatidir demiştir. Zira önceki ümmetler ancak tefrikaya düşmeleri sonucu helak olmuşlardır. Allah birlik olmayı emretmekte ve tefrikayı yasaklamaktadır.3 Başka bir rivayette İbn Mesud “Allah’ın ipinden maksad cemaattir, dolayısıyla ona sımsıkı sarılın”4 demiştir. Ayrıca Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edilen bir hadiste: “Kim cemaatten bir karış (bile) ayrılırsa İslam ipini (bağını) boynundan çıkarmış olur”5 buyrulmuştur. Bu hadiste İslam cemaatinden kopmanın kişinin dindeki bağını zayıflattığı veya tehlikeye attığı, “İslam’ın boyunduruğunu boynundan çıkarmış gibi” olduğu, yani büyük bir günah işlemiş olduğu belirtilmiştir.

Habl: “İp” kelimesiyle ahit yani verilen sözün kastedildiği de söylenmiştir. Buna göre sanki Allah Azze ve Celle Kur’an’daki ahitlere sarılmayı, onlara vefa göstermeyi ve onları korumayı emretmektedir. Ayrıca geçmiş ümmetler gibi bölünüp parçalanmaktan ve dinlerde görülen ayrılıklara düşmeyi de yasaklamıştır.6

Diğer taraftan aynı surenin 104. ayetinde, yani konumuz olan “Allah’ın ipine sarılın” ayetinin devamında gelen ayette: “İçinizde hayra çağıran, marufu emreden, münkeri yasaklayan bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erecekler onlardır.”7 buyrulması; adeta Allah’ın ipi olan Kur’an’a tam olarak ve istenildiği gibi tutunabilmenin yolunu göstermektedir. Bunun yolu emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker vazifesini8 yapacak bir topluluğun/cemaatin varlığıyla mümkündür.

Ayette “ayrılmayın, ihtilafa düşmeyin” buyurularak tıpkı “Yahudi ve Hristiyanların ihtilaf ettiği gibi ayrışmayın veya birbirinize sırt çevirip düşman olduğunuz ve savaştığınız cahiliye döneminde olduğu gibi ihtilafa düşerek haktan ayrılmayın veya sizi ayrıştıracak; birlik ve beraberliğinizi, aranızdaki muhabbeti yok edecek, sizi birleştirip birbirinize ısındıran Hakk’a ittibaya ve İslam’a sarılmaya ters düşecek şeyler ihdas etmeyin”9  denilmektedir.

Müminlere hitaben “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın” denildikten sonra; “Hani sizler cahiliye devrinde birbirinize düşman idiniz, bugün de müstekbir düşmanlarınız tarafından Şii-Sünni ayrımı ile aranıza fitne tohumları ekilerek birbirinden uzaklaştırılmıştınız; ama Allah sizi nimetleriyle birleştirdi, aranızdaki ihtilafları bırakıp düşmanınızın oyunlarını görmenizi sağladı. Böylece birbirinizle kardeşler oldunuz ve asıl düşmanlarınıza karşı Allah sizi birleştirdi, denilmektedir.10 Adeta bir ateş çukurunun kenarında gibi olan ve sanki büyük şeytan ABD ile küçük şeytan İsrail’in büyük olasılıkla ateşe atmaya ramak kala Rabbimiz Müslümanlara bir uyanış ve bilinçlenme nasip etti. Bu sayede uyuyan Müslümanlar uyanmaya başladı ve asıl düşman olmaları gerekenlerin kafirler ile içimizdeki münafıklar olduğunu anladı.

İşte bu, Allah'ın müminlere olan büyük lütfu ve nimetidir. Eğer Rabbimiz düşmanların tuzağına karşı İslam nimeti ve Rabbani alimlerin feraseti ile yardım etmeseydi, Müslümanların düşmanın oyunlarını görmeleri mümkün olmayacak ve Müslümanlar birbirleriyle didişmeye devam edeceklerdi.

Rabbimiz mü’minleri dün olduğu gibi bugün de ayetleriyle hidayete iletiyor, açıklanan ayetlerle mü'min kullarının basiret ve ferasetini açıyor. Böylece mü'minlere  vadedilen müjde ve zafer günlerine yaklaşılmış oluyor. Allah’ın Kitabı Kur’an’a ve Kur’an’a bağlı İslam cemaatine hep birlikte ve sımsıkı bağlı kalan, ayrılığa düşmemeyi başarabilen kullara verilen müjde şudur; Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih…

 

1-     Ahmed b. Hanbel Müsned, c.3, s.14, no.17

2-     Kadı Beydavi, Envâru't-Tenzîl

3-     Tevilâtü'l-Kur'an, İmam Maturidi

4-     Ebu Davud, Sünen, 4758

5-     Tirmizî, Menâkıb, 20/2906

6-     Tevilâtü'l-Kur'an, İmam Maturidi

7-     Âl-i İmrân Suresi, 104

8-     Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.4, no,432.

9-     Zemahşeri, Keşşaf

10-  Âl-i İmrân Suresi, 103