Bismillahirrahmanirrahim. Yahudilik Tarihi’ne kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu yazımızda Yahudilerin Hz. Süleyman’dan sonraki bölünme ve parçalanma sürecini ele alacağız.
4. Hz. Süleyman’dan Sonra Yahudilerin Bölünmesi ve Sürekli Sürgünler (M.Ö 930-M.S 70)
Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra İsrailoğulları kuzeyde 2 kabileden oluşan İsrail, güneyde ise başkenti Kudüs olan ve 10 kabileden oluşan Yahuda krallığı şeklinde iki parçaya ayrıldı. M.Ö 722 yılında kuzeydeki İsrail Krallığı, Asurlular tarafından yıkıldı. Buradaki Yahudilerin büyük bir kısmı Mezopotamya topraklarına sürgün edildi. Güneydeki Yahuda krallığı ise Babil kralı Buhtunnasır tarafından 586 yılında işgal edildi. Bu işgalin sonucu olarak başkent Kudüs tarumar edildi, Hz. Süleyman tarafından inşa edilen mabed yakıldı ve ahid sandığı yok edildi. Bu bölgede yaşayan Yahudiler Babil’e sürgün edildiler. Yahudilerin tarih boyunca sürekli kılıçtan geçirilmesinde, sürgün edilmesinde kendi elleriyle yaptıklarının payı çok büyüktür. Her gittikleri toplumda fitne çıkarmak, kibirlenmek, maddi gücü ele geçirmek, kendilerini üstün görmek gibi birtakım halleri tarih boyunca devam etmiştir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerden Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem hariç diğer tüm peygamberler Yahudilere gönderilmiş olmasına rağmen asırlar boyunca bir türlü ıslah olmamışlar, karakterlerini ve ahlaklarını düzeltmemişlerdir. Günümüzde de İsrail’in Filistin’de yaptığı katliam onların hâlâ değişmediğini, isyankâr, fitneci ve zalim karakterlerinin aynen geçmişteki gibi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Babil sürgününden yaklaşık 50 yıl sonra M.Ö 538 yılında Persler Babilleri yendiler ve Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine izin verdiler. Böylece Yahudiler gruplar halinde tekrar Kudüs’e döndüler ve Babillerin yıkmış olduğu mabedi M.Ö 515 yılında yeniden inşa ettiler.1 Bu dönemde Yahudi tarihinde en öne çıkan isim Üzeyr Aleyhisselam’dır. Hz. Üzeyr öncülüğünde mabedin yeniden inşa edilmesi, Tevrat’ın yeniden toparlanması, Yahudilerin bir araya toplanması gibi önemli çalışmalar yapılmıştır. Her bir peygamberin gönderilmesi İsrailoğulları için bir fırsattı. Rabbimiz İslam ümmetinden önce yeryüzünü ıslah etme, Allah’ın istediği gibi bir medeniyet kurma, kutsal ve bereketli topraklarda huzur ve adalet içerisinde yaşama, haramlara engel olma gibi önemli görevleri İsrailoğullarına vermişti. Ama onlar Rabbimizin gönderdiği peygamberleri öldürmeyi, kitapları tahrif etmeyi ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayı tercih ettiler. İbn-i Kesir’den gelen bir rivayete göre Yahudilerin bir günde 300 peygamber öldürdükleri bilinmektedir. Ayrıca Tevrat’ı değiştirdikleri, din adamları eliyle tahrif ettikleri ve Rabbimizden gelen vahyi gizledikleri de tarihin şahitliğiyle bilinmektedir.
M.Ö 332 yılına gelindiğinde Büyük İskender, Persleri yenmiş ve Yahudilerin yaşadığı toprakları ele geçirmiştir. Bundan sonraki süreçte Yahudiler ciddi manada Helen (Yunan) etkisinde kalmışlardır. M.Ö 332 ile M.S 70 yılları arasında Yahudiler kendilerine hâkim olan devletlerle irili ufaklı çatışmalar yaşamışlardır. Fakat M.S 66-70 yıllarına gelindiğinde bölgedeki hâkim güç olan Romalılar ile Yahudiler arasında çatışmalar daha sık yaşanır hale gelmiştir. Bu çatışmaların sonunda M.S 70 yılında Romalıların bölgedeki komutanı Titus, Kudüs’ü ele geçirip mabedi yakmış, Yahudilerin çoğunu katletmiş ve sürgüne göndermiştir.
5. Mabed’in Yıkılması ve Yahudilerin Dünyaya Yayılması
Yahudiler M.S 70 yılında ve sonraki süreçte dünyanın dört bir yanına dağıldı ve 1948 yılında Birleşmiş Milletlerin desteğiyle Filistin’de sözde bir devlet kurulana kadar yaklaşık 19 asır boyunca dünyanın farklı coğrafyalarında sürgünde yaşadılar. Neredeyse gittikleri her toplumda isyankârlıkları ve fitneleri sebebiyle dışlandılar ve öldürüldüler. Özellikle Ortaçağ’da Hristiyanlar tarafından Endülüs’te ve diğer Avrupa ülkelerinde bütün kötülüklerin kaynağı olarak görüldükleri için Engizisyon zulmüne maruz kaldılar. 1492 yılında Endülüs’teki son İslam devleti Beni Ahmer’in yıkılışıyla beraber o topraklardaki Yahudiler de Müslümanlar gibi ya Hristiyanlaştırılmak ya da öldürülmekle tehdit edildiler. Hristiyanlar binlerce Müslümanı ve Yahudi’yi katlettiler. Ortaçağ’da Yahudilerin, Hristiyanlardan zulüm gördükleri dönemlerde Osmanlı onları himaye etti, korudu ve Müslüman topraklarında yaşama hakkı tanıdı. Yahudilere yapılan bir diğer büyük katliam ise ikinci dünya savaşında Adolf Hitler’in Yahudileri kazanlara atması, binlercesini katletmesi hadisesidir. Fakat Yahudiler isyankâr, fitneci ve hain karakterlerini hâlâ devam ettiriyor ve bugün bile kendilerine tarih boyunca zulmeden Hristiyanlar ile beraber olup kendilerini koruyan Müslümanlarla savaşıyor ve masumları katlediyorlar.
Özetleyecek olursak Yahudilik Tarihi; Allah’ın emrine isyan etmenin, peygamberleri katletmenin, ihanetin, nankörlüğün ve fitne fesadın tarihidir. Zayıfken köle gibi yaşamak, güçlenince zulmetmek, vazifeden kaçmak, kolay yoldan para kazanmak, Allah’ı bile kandırmaya çalışmak İsrailoğulları’nın tarihinin numunesidir. Yahudilerin tarihini okuduğumuz zaman Peygamberimizin Beni Kurayza Yahudilerini neden kılıçtan geçirdiğini, Rabbimizin onlara verdiği halifelik görevini neden geri aldığını, onların hiçbir toplumda neden sevilmediklerini ve dışlandıklarını rahatlıkla anlayabiliriz.
7 Ekim Aksa Tufanından sonraki süreçte Yahudilerin tarihteki karakterlerini değiştirmediklerini ve yaptıklarından ders almadıklarını tüm dünya çok açık bir şekilde görmektedir. Bize düşen düşmanımızı iyi tanımak ve onlarla en güçlü şekilde mücadele etmektir. Her ne kadar İsrail, ABD ve diğer Avrupa ülkeleri birlik içerisinde ve çok güçlü görünseler de gerçekte olan bundan çok farklıdır. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: “Korunaklı şehirler ve duvar gerisi (siperler) olmaksızın, sizinle topluca (göğüs göğüse) savaşmazlar. Kendi aralarındaki savaşları çetindir. Sen, onları birlik beraberlik içinde sanırsın. Oysa kalpleri paramparçadır...2 buyurarak onların içinde bulunduğu durumu bizlere haber vermektedir. Yeter ki Müslümanlar Peygamberimizin Vehn hadisinde3 bizleri uyardığı dünya sevgisini ve ölüm korkusunu kalplerinden atsınlar, bir binanın tuğlaları gibi kenetlenerek Allah yolunda mücadele etsinler4 ve yalnızca Allah’a güvensinler.5 Eğer gerçekten iman edersek akıbet iman edenlerin olacaktır.6
Bu yazı serimizi burada nihayete erdirmiş olduk, Allah’a emanet olunuz…
Yahudilerin günümüzde Mescid-i Aksa’da ibadet maksadıyla önünde durdukları Batı Duvarı Hz. Üzeyr zamanında yapılan mabedin MS 70 yılında Romalılar tarafından yıkılmasından sonra geriye kalan kısmıdır. Her ne kadar Yahudiler bu duvarın Hz. Süleyman’ın yaptığı mabedden geriye kaldığını iddia etseler de Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mabed MÖ 586’da Babiller tarafından tamamen yıkılmış ve geriye mabedden hiçbir şey kalmamıştır.
1. Haşr, 14
2. Ebu Davud, Melahim, 5
3. Saff, 4
4. Al-i İmran, 160
5. Al-i İmran, 139