21. Yüzyılda Oryantalist Söylemde Müslüman Kadın İmgesi -1
Oryantalist imgelemeler ve temsiliyetler günümüzde hem Batı dünyasında hem Doğu dünyasında etkisini hala sürdüren Batı argümanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Oryantalist söylemde Doğu, oryantalist söylemde İslam, oryantalist söylemde Müslüman kadın gibi pek çok etki alanı bulunmaktadır. Bu yazı dizisi, oryantalist söylemde Müslüman kadın imgesinin nasıl inşa edildiğini ve günümüzde hangi formlarda yeniden üretildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde bazı Müslüman kadınların oryantalist söylem üzerinden kendilerini tanımlamaya çalıştıkları, Batı’ya ve Batılı değerlere karşı ispat sürecine girdikleri görülmektedir. Tarihsel süreç içerisinde bunun nasıl geliştiğini ve günümüzdeki yansımalarını aktarmaya çalışacağız.
Oryantalizm, Batı’nın Doğu’nun ve Doğu halklarının din, dil, bilim, fikriyat, sanat ve tarih gibi alanlarda incelenmesi ve bunun üzerinden bir Doğu değer yargısının üretilme sürecinin yürütüldüğü, sonraları kurumsal bir faaliyet olarak karşımıza çıkan bir olgudur. Batı’nın “Onlar kendilerini temsil edemezler, temsil edilmeleri gerekir”1 paradigması ekseninde Oryantalizm, Doğu’nun bilim ya da düşünce üreten, kendini ifade etme, temsiliyet konumunda olma ve kendini gerçekleştirme fonksiyonlarının yetersiz olduğu, bu nedenle evrenselleştirme kapsamında çok daha gelişmiş bir üst akıl olan Avrupa tarafından incelenmesi, ilgilenilmesi gereken bir anlayış olarak geliştirilmiştir.2 Modern dönemde Batı toplumlarının İslam ve Doğu algısının şekillenmesinde önemli bir rol oynayan çalışmalar, karşımıza Oryantalizmi çıkarmaktadır.
Haçlı Seferlerinden başlayarak, Batı’nın Doğu’yu anlama ve tanımlama çabaları giderek artmıştır. 16. yüzyıldan itibaren siyasi ve ticari ilişkilerin gelişmesi, aynı zamanda seyahat ve misyonerlik faaliyetleri oryantalizmin gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır. İlerleyen yıllarda akademik bir disiplin olarak kabul görmüş ve bu süreç Batı’nın sömürgecilik projeleriyle paralel gelişmiştir. Genelde Doğu ve Uzak Doğu toplumlarını özelde ise İslam tarihini inceleme üzerine kurulu olan Oryantalizmin kökenleri 17. ve 18. yüzyıllara dayanmaktadır.
Modern Dönemde Batı’nın Müslüman Kadın ve Doğulu Kadın İmgesinin Şekillenmesi
Batı dünyasının Müslüman kadın veya Doğulu kadın algısını oluşturan dinamikleri anlamak için modern Avrupa aklını ve bu aklın insanı tanımlama biçimini anlamak gerekmektedir. Aydınlanma Çağı hem Avrupa hem de tüm dünya için bir dönüşümü ifade ederken ortaya koyduğu medeniyet ve modernite ile insan hakkındaki algıların da değişmesine sebep olmuştur. Modern Avrupa’yı inşa eden fikri altyapı, Avrupa merkezciliği anlayışına dayanmaktadır. Bu alt yapı Avrupalı insanı, insanlığın gelişerek evrildiği son nokta olarak nitelendirir. Aydınlanma Çağı’nın kapitalist ekonomik düzen anlayışı ile insanı tanımlama biçimi şüphesiz birbirini tamamlayan parametreler olmuştur. Dolayısıyla bu düşünce yapısı, Avrupa emperyalizmiyle birlikte, Avrupa dışındaki gelişmemiş ve ilkel toplumlara medeniyet ihraç etme idealini doğurmuştur. Bir “öteki” yaratılarak Avrupa’yı “tek ve ideal” bir medeniyet olarak tanımlayan bu oryantalist bakış, kendi dışında yaşayan medeniyetlerin ve insanların geri kalmış, problemli ve eksik olarak tanımlanmasına zemin hazırlamıştır. Avrupa merkeziyetçiliği, Batılının zihninde, zaman içerisinde bir algı inşa etmek için kullandığı araçlarla, “ötekiyi kurtarma” yargısını mutlaklaştırmıştır. 3
Modern Batı düşüncesinde insanın varoluşu üretim ve tüketim üzerinden açıklandığı için Avrupa’nın kalkınma politikaları da buna göre şekillenmiştir. Kadın-erkek eşitliği esasen üretime katılımda eşitlik ile tanımlanmıştır. Avrupa Birliği'nin temelini atan Roma Antlaşması da kadın ve erkek arasındaki güç dengesizliğini ortadan kaldırmak için “çalışma koşullarında, işe girmede ve ücrette eşitlik” prensibinin benimsendiği görülmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler’e üye olan ülkelerin onayladığı ekonomik kalkınma politikaların içeren “Yeni Binyıl Kalkınma Hedefleri” arasında “cinsiyet eşitliği üzerinden kadının güçlendirilmesi” hedefinin de yer aldığı görülmektedir.4 Aynı şekilde Avrupa Birliği, ekonomik kalkınma iş birliği organizasyonlarında kadınların çalışma kapasitelerinin artırılmasını ve kadın organizasyonları ile bilinçlendirme faaliyetlerini desteklemektedir.5 Kısaca kalkınma politikaları ekseninde insanın tanımlanması ve özelde kadının tanımlanması Aydınlanma Çağı ile birlikte şekillenmiş ve ortaya çıkan temsiliyetler modern biçimde sürdürülmüştür.
Modern Oryantalizm: 21. Yüzyılda Müslüman Kadın İmgesi
Avrupa’nın Ortadoğu’da Müslüman kadınlar ve Doğulu kadınlarla ilgili oryantalist bakış açısı, Orta Çağ Avrupa’sının edebi, masal türlerindeki metinlerine dayandırılmaktadır. Bu dönemde ortaya konulan metinlerde Müslüman kadın cinsel bir obje ve Müslüman mahallelerde bir şehvet ortamı olarak kurgulanmıştır. Bu durum, Batı’nın bir Doğu algısıyla birlikte İslam’ı algılama biçimlerinden de kaynaklanmaktadır. Batı’nın cinsellik tasavvurunda, Müslüman kadının ve erkeğin tükenmeyen bir cinsel arzusunun olduğunu betimlemektedirler. Cinsel Oryantalizm denilen bu bakış açısı, hem İslam’da cinselliğin olmadığını veya bastırıldığını öne çıkarırken hem de her şeyin cinsel olarak araçsallaştırıldığını öne çıkarmaktadır. Oryantalist düşüncenin kadın algısı, bu şekilde büyük çelişkileri içerisinde barındırmaktadır.
19. yüzyılda Batılı yazarlar, düşünürler ve sanatçılar, Doğu’yu hayal ve gerçek arasında egzotik, tehlikeli ve bedevi bir alan ve Doğuluyu da egzotik, tehlikeli ve gelişmemiş insanlar olarak betimlemişlerdir. Bunların arasında Müslüman Doğulu kadınların tasvirleri çok dikkat çekmektedir. Çünkü Müslüman kadınlar genellikle baskı altında, özgürlükten mahrum, erkeğin hizmetkârı, söz sahibi olamayan ve pasifize edilmiş figürler olarak tasvir edilmiş ve tanıtılmışlardır. Nitekim bu temsiliyet, Batı’nın hegemonik ve emperyal düşünce bağlamında şekillenmiştir. Bir yerde özgürlükten mahrum bırakılmış bir kesim varsa bu onların kurtarılmaya ihtiyacının olduğunu ve bunun için “ideal” bir insan türünün, aklının veya sistemin onlar üzerinde müdahalesinin gerekli olduğunu doğurur. Özellikle Batı’nın Aydınlanma Dönemi sonrasında sistematik bir biçime giren “normal toplum” imajı Doğu’yu kontrol altına alma çabasıyla özdeşleşmektedir. Uzun yıllar boyunca korunan bu imaj, 21. yüzyılda küreselleşme ve dijitalleşme ile beraber Müslüman kadın tanımları değişikliklere uğramıştır. Bu tanımlamaların ne şekilde olduğuna diğer sayıda devam edilecektir.
1- Edward W. Said, Şarkiyatçılık: Batının Şark Anlayışları (İstanbul: Metis Yayınları, 2022), 11.
2- Yunus Kaya, “Oryantalizm – Post Kolonyalizm ve Sanat”, İdil Dergisi 6, sy. 30 (2017), 653.
3- İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi (İstanbul: İnsan Yayınları, 2016), 374.
4- Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği, Yeni Öğrenenler İçin Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Rehberi (2006), 5, s.e.t 28 Aralık 2024, https://www.undp.org/sites/g/files/zskgke326/files/migration/tr/UNDPyiTaniyalim.pdf.
5- European Commission, “Gender Equality”, s.e.t 28 Aralık 2024, https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/policies/justice-and-fundamental-rights/gender-equality_en.
